Partizan’ın da bileşeni olduğu Kuyu Tipleri Kapatılsın İnisiyatifi “Bugün Bir Hücre Yarın Bütün Ülke” başlıklı panel gerçekleştirdi.
Av. Gülseren Yoleri, Prof.Dr. Ümit Biçer, Av. Balım İdil Deniz ve yazar Ergül Çiçekler’in konuşmacı olduğu panelde yer aldı. Panel devrim ve komünizm mücadelesinde ölümsüzleşenler anısına bir dakikalık saygı duruşuyla başladı. Saygı duruşunun ardından 19-22 Aralık Hapishaneler Katliamıyla ilgili sinevizyon gösterildi.
Kuyu Tipleri Kapatılsın İnisiyatifi adına açış konuşması yapıldı. Konuşmada, İnisiyatifin kurulma amacı ve çalışmalarına ilişkin bilgiler aktarıldı. Hapishanelerde devrimci tutsakların ağır tecrit ve işkence koşullarına karşı verdikleri mücadele vurgulanarak “Tutsakların dışarıdaki sesi olmak ve mücadele etmek devrim mücadelesinden ayrı tutulamaz” denildi.
İnsan Hakları Derneği MYK Üyesi Avukat Gülseren Yoleri panelin moderatörlüğünü üstlendi. Yoleri konuşmasında hapishanelerde yaşanan hak ihlallerine değindi. 12 Eylül Askerî Faşist Cuntanın ardından hapishanelerdeki tecrit uygulamalarının değiştiğini belirtti. Yoleri konuşmasında hapishanelerde tutsakların mücadelelerine yer verdi. Yoleri, devletin toplumu teslim almak için hapishanelerdeki ağır tecrit ve izolasyon uygulamalarını derinleştirdiğini ancak tüm bunlara karşın siyasî tutsakların her koşulda dışarıyla birbirleriyle bağ kurmaya devam ettiğini vurguladı.
DENİZ: KUYUNUN DİBİNİ ANDIRIYOR
Panelde konuşan Çağdaş Hukukçular Derneği Üyesi Av. Balım İdil Deniz, kuyu tipi hapishanelerin bir anda ortaya çıkan yapılar olmadığını belirterek Türkiye’deki hapishane politikalarının tarihsel sürecine dikkat çekti. Deniz, Kuyu Tipi hapishanelerin adım adım inşa edildiğini belirtti. “Kuyu tipi” tanımlamasının doğrudan tutsaklar tarafından kullanılan bir ifade olduğunu söyledi. Deniz, bu tanımlamanın, tutsakların havayla temasının neredeyse tamamen kesildiği, yüksek beton duvarlarla çevrili ve dış dünya ile bağın koparıldığı izolasyon koşullarını anlatmak için kullanıldığını söyledi. Tutsakların bu mekânları, bir kuyunun dibini andırdığı, duyusal ve sosyal temasın yok edildiği yerler olarak tarif ettiğini dile getirdi.
Deniz, kuyu tipi hapishanelerde tecridin yalnızca hücrelerle sınırlı olmadığı, havalandırma alanlarının dahi benzer izolasyon koşullarına sahip olduğunu ifade etti. Bu durumun uluslararası hukukta yer alan ve tutsakların temel haklarını düzenleyen “Mandela Kuralları”yla da çeliştiği vurgulandı.
BİÇER: HAPİSHANELER HAKKINDA BİLGİ VERİLMİYOR
Prof. Dr. Ümit Biçer panelde söz aldı. Biçer, hapishaneler hakkında yetkili kurumlardan bilgi alınamadığını belirterek herhangi bir bilgiye ulaşmanın zorluğuna dikkat çekti. F Tipi hapishanelerin inşa sürecinde bilgi alma sürecinin ve tartışmaların yapıldığını fakat S ve Y tipi hapishanelerin inşasında bu bilgilere tüm ısrarlara rağmen ulaşılamadığını vurguladı. S ve Y tipi hakkında verilen 6 soru önergesinin ise yanıtlanmadığını belirtti.
Biçer tutsakların ruhsal olarak olumsuz etkilendiğini ve buna tecridin neden olduğunu belirterek ayrıca son yıllarda fizikî rahatsızlıkların da görülmeye başladığını söyledi. Hapishanelerin sağlıksız olan mimari yapısı ve ağır tecrit koşulları nedeniyle artan sağlık sorunlarına değindi. Biçer, hızlı kilo kaybı, tansiyon, görme, işitme gibi birçok ciddi ve tehlikeli rahatsızlığın yapılan tetkiklerde ortaya çıktığını dile getirdi.
ÇİÇEK: DIŞARIDA MÜCADELEYİ BÜYÜTMELİYİZ
Biçer’in ardından yazar Ergül Çiçekler, söz aldı. Çiçekler, 28 yıllık tutsaklık sürecinin ardından yakın süreçte tahliye edilmişti. Çiçekler, 19-22 Aralık Hapishaneler Katliamının ardından devrimci tutsakların verdikleri mücadele ve ödedikleri bedellerle değindi. Çiçekler, kendi yaşadıklarının bunun küçük bir parçası olduğunu söyledi. Tutsaklar mücadeleyi sürdürürken dışarıda da mücadeleyi büyütmek gerektiğini söyleyen Çiçekler “Kuyu tiplerinin kapatılması için mücadele bir görevdir” dedi.
(İSTANBUL)







