2 Nisan, Perşembe
Yeni Demokrasi Gazetesi
Sonuç yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
  • Anasayfa
  • Güncel
  • Emek
  • Ekonomi
  • Dünya
  • Kadın
  • Gençlik
  • Çevre
  • Kültür Sanat
  • Yazılar
    • ANALİZ
    • ANI – ANLATI
    • BİLİM
    • ÇEVİRİ
    • İZLENİM
    • KADIN
    • KOLEKTİF DOĞRULTU
    • MAKALE
    • MEŞA AZADÎ
    • POLİTİK – GÜNDEM
    • TARİHSEL BELLEK
  • Tüm Haberler
Yeni Demokrasi Gazetesi
Sonuç yok
Tüm Sonuçları Görüntüle

Anasayfa » Geleceği Kurmak için Çoğunluğu Kazanmak

Geleceği Kurmak için Çoğunluğu Kazanmak

2 Nisan 2026
içinde KOLEKTİF DOĞRULTU, Yazılar
Facebook'ta PaylaşX'te PaylaşWhatsappTelegram

Kitle çizgisinin belirleyiciliği konusu devrimimizin temel konularından biri, hatta en önemlisidir. Bu, devrimin tüm ilkeleriyle, güzergâhıyla ve tamamlanmasıyla ilgili meseleleri belirler. Şiddet anlayışından tutalım da cephe ve eylem birlikleri konusu da kitle çizgisinin doğru uygulanması sorunudur. Doğru bir kitle çizgisi nasıl bir devrimden söz ettiğimizi doğrudan içerir. Yanlış bir devrim perspektifine sahip olmanın kitlelerin üretim araçları karşısındaki konumlarını ve üretim ilişkilerini bilmemekten kaynaklandığını söylersek eğer ne dediğimiz de anlaşılır.

“Devrimi kitleler yapar” derken ya da “işçi sınıfının kurtuluşu kendisinin eseri olacaktır” dediğimizde de kitle çizgisinin belirleyiciliğinden söz ederiz. Bu da devrimi yapacak olan kitlelerle ilişkimizin önemine işaret eder ve bu da bize devrim için çoğunluğu kazanmak zorunda olduğumuzu açıklar. Hemen her sorun ve tartışmayı bu konuya bağlamak veya bu konuyla açıklamak bizim temel yaklaşımlarımızdan biridir. “Nasıl bir devrim olmalı” sorusuna “Kitle çizgisiyle belirlenebilir” diye yanıt veririz. Yani kitleleri tanımaktan ve kavramaktan söz açmalıyız. “Nasıl bir şiddet mi uygulanmalıdır?” Kitle çizgimiz bize bunu gösterir ve açıklamamızı sağlar, deriz. Yenilgilerden ne mi anlamalıyız? Bunu doğru bir kitle çizgisi izlediğimizde anlayabiliriz… 

ÇOĞUNLUK VE KİTLE ÇİZGİSİ

Maoizm’in öğrettiği bir ilke de çoğunluğa dayanarak hareket etmektir. Çoğunluk geniş kitleleri, özellikle de halk kitlelerini ifade eder. Çoğunluğa dayanarak hareket etmek çoğunluğun birleşmesi yönünde çalışmalar yapmak, onların gücünü açığa çıkarmak eylemlerinin bütünüdür. Bu da, çok açık ki bundan çıkarı olmayanların, varlıklarını çoğunluk üzerindeki tahakküme borçlu olanların ve ayrıca, bu içerikte bir tahakkümden beslenmeseler de çoğunluğunu gücüne inanmayanların teşhirine ve süreçten dışlanmalarına bağlıdır. Çoğunluğun tahakkümüne, çoğunluğun çıkarlarının gerçekleşmesine tahammül edemeyenlerin, dahası çoğunluğa şu veya bu şekilde düşman olanların egemen olduğu bir dünyada yaşıyoruz. Bu, çevremizdeki tüm gericiliğin, zorbalığın, tutarsızlıkların da nedenidir. 

Neden onca bilimsel gelişmeye, teknolojik ilerlemeye, muazzam derecede ilerlemiş üretim kapasitesine rağmen insanlık büyük acılara, savaşlara, açlığa, yoksulluğa katlanmak zorundadır? Neden cehalet ve yoksunluk büyük çoğunluğun kaderi olmak zorundadır? Çevresel kirliliğin ve kontrolsüz büyümenin sorumlusu sistemler kimlerin çıkarları içindir ve bu sistemler neden büyük çoğunluğa rağmen değişmemektedir? Halk kitlelerini oluşturan çoğunluğun çıkarlarını baskı altında tutan, iradesini engelleyen bu sistemleri koruyan ve işleten azınlık hakları neden çoğunluğun haklarının üzerindedir? 

Bu soruların yanıtı bize çoğunluğun ve dolayısıyla özgür bir gelecek yaratma çabasının “düşmanının” kim olduğunu gösterir. 

Bu soruları sorarak ilerlemek hem durduğumuz yeri anlamak bakımından öğreticidir hem de çoğunluğa erişmek bakımından. 

Her ülkede çoğunluğu oluşturan halk azınlığı oluşturan ezenlerin egemenliği altındadır. Çoğunluğu kazanmak halkı örgütlemekle mümkündür. Komünistler için halkı kazanmak tamamen onun çıkarlarını gerçekleştirmekle ilgilidir. Burjuvazi —her türden burjuvazi için geçerlidir bu—halkı kazanmanın yolu olarak halkı manipüle etmeyi benimser. Çünkü o halkın değil kendi çıkarlarını gerçekleştirmekle ilgilenir. Bunu başarmak için de halkı manipüle etmekten başka bir yolu yoktur. Örneğin patron sömürüsüne maruz kalan işçilerin burjuvazinin egemenlik aracı olan devleti kendi devleti olarak benimsemesi onun manipüle edilmesinin gerektirir. Buna göre devlet burjuvazinin ya da belli bir sınıfın değil “tüm milletin” devleti olarak bilinmelidir. 

ÇOĞUNLUĞA DOKUNMAK

Çoğunluğu kazanmak kitle çizgisini doğru uygulamakla ilgili bir süreçtir. Proleter devrimler tarihi komünist partinin kitlelerin devrimci hareketine önderlik edebildiğinde başarılı olduğunu, bunun gerçekleşmediği durumda ise durağanlık ve de gerileme yaşandığını gösterir.

Kitle çizgisi dediğimizde bunun baştan belirlenmiş bir kalıpla hareket etmek olduğu sanılmaktadır. Oysa kendini devrimci, önder güç ya da parti vb. olarak tanımladıktan sonra kitleyi de kendine göre tanımlamakla sınırlı bir kitle çizgisi anlayışı zaaflıdır. Somut koşulların, kitle analizinin, sınıf çıkarlarının ve çelişkilerinin açığa çıkarılmasının üzerine inşa edilmemiş yaklaşımların doğru bir kitle çizgisi oluşturması olanaksızdır. Hangi kitleye onun hangi ihtiyaçları ve eğilimlerine dokunarak sesleneceğimizi bilmeden nasıl doğru bir çizgi izlememiz mümkün olabilir ki? 

Marksizm-Leninizm-Maoizm’in bilimsel ve kendine özgü kitle çizgisi, önderlik görevlerinin kitlelerin genel çıkarlarına dayanarak; sınıf ilişkileri ve çelişkilerinin somut biçimleriyle açığa çıkarılması temelinde belirlenmesini savunur. Marks, bu nedenle Avrupa’da koşulların oluştuğunu saptadığı anda proleter devrimi komünistlerin gündemi olarak kavramış ve bu doğrultuda hareket etmiştir. Lenin de Rusya’da devrimin olgunlaştığını, yine koşulların somut analizine dayanarak belirlemiştir.

Her bir komünist için olduğu gibi, her bir komünist çalışmanın özünde de bu yaklaşım yer alır. Basit bir iddia gibi görünse de bunun önemi şuradadır: Bu yaklaşım, kitlelere devrimci önderlik görevini üstlenebilmek için onların yaşam koşullarının incelenmesini zorunlu kılar.

Günümüzde sıkça rastlanan ve esas olarak kaba nitelikte olan bazı devrimci anlayışların “eleştirisi” olarak güçlü görünen kitle kuyrukçusu yaklaşımlar da, koşulların somut analizini ihmal eden bir tutumla hareket etmektedir.

KİMİ ÖRNEKLERLE ELEŞTİREL KUYRUKÇULUK

HKP (Maoist)’in dışarıdan aldığı ağır darbeler ve özellikle içeriden yaşanan büyük ihanet sonucunda ciddi bir gerileme yaşaması; Halk Savaşında önemli mevzilerin kaybedilmesi ve kitlelerin iktidar alanlarının bu süreçte yitirilmesi karşısında yapılan kimi yorumlar, yukarıda değinilen anlayıştan mustariptir. 

İhanet çizgisini ve bunun yarattığı büyük zararı görmekten aciz olan yaklaşımlar, komünist partinin doğru siyasî çizgisine saldırarak kalıpçı anlayışlarına taraftar toplamaya kalkışmıştır. Böylece ihanet çizgisinin karşısında değil, onun yanı başında konumlanmışlardır. Neyin hatalı olduğu, nasıl bir yenilgi alındığı, düşmanın nereye saldırdığı ve neyi imkânsız göstermeye çalıştığı üzerinde durmayan bu yaklaşımlar, devrimin düz bir çizgide ilerleyeceği varsayımıyla mevcut durum üzerinden ahkâm kesmektedir. Bu yaklaşımlar, sonuç olarak kalıpçı bir tutumu benimsemektedir.

Bunun bir başka örneği de önderlik görevini devrimcilerin “dayanışması”, “birleşik mücadele yürütmesi” olarak kavrayan yaklaşımdır. Bu da kitlelerle devrim arasında doğrudan bir ilişki olduğunu görmeyen, daha doğrusu kavramayan bir yaklaşımdır. Burjuva dünyasından tanıdığımız “çoğulculuk” anlayışının “devrimciler dünyasındaki” karşılığından söz ediyoruz aslında. Kitlelerin somut koşullarından, çelişkilerinden ve çıkarlarından doğan bir devrim çizgisi yerine, bu yaklaşım —özellikle yenilgi koşullarında— “kendi devrimci görüşlerinin ve varlıklarının” birleşmesini esas alır. Bu anlayış, kitlelere dayanmayan, kitlelerden beslenmeyen ve yüzünü kitlelere dönmeyen her hareketin doğasını belirler.

Son yıllarda ülkemizde daha fazla yer edinen ve sosyalizmle—özellikle de devrimci şiddetle—arasına kalın bir çizgi çekmeye çalışan “üçüncü yolcular” da bu anlayışın etkisi altındadır. Bu yola dair temel eleştirimizi çeşitli vesilelerle önceki yazılarımızda ortaya koymuştuk. Kitle inisiyatifini, kitlelerin çıkarlarını göz ardı ederek tanımlamak ve bu inisiyatife kökten karşı olanlarla sonuna kadar amansız bir mücadeleyi göze alamamak, üçüncü yolcuların temel özelliklerinden biridir. Dolayısıyla doğru bir kitle çizgisine sahip olmamaları, onlar için bir tercih meselesi değildir. Çünkü bu yolun yolcuları, doğaları gereği, gelecek, özgürlük ve demokrasi gibi kavramları kitlelerin somut çıkarlarıyla değil, “insanlığın ideası” olarak sahiplenir; böylece kitlelerin çıkarlarını fiilen çiğnerler. Bu yoldaki hareketler, sonuç olarak kitlelerden sabır talep eder; biat koşullarında, olasılıkların değerlendirilmesi adına kitlelerin sabırlı davranmasını bekler. Kitlelerin sabrı üzerine uzun uzadıya yorum yapmak gereksizdir. Ne var ki sabrın gerçek değeri, ne uğruna biriktiğinde yatar. Doğru bir kitle çizgisini izleyenler için bu neden, kitlelerin eylemidir; dolayısıyla kitlelerin çıkarlarına dayanan bir inisiyatiftir.

Kitle çizgisi konusunda komünist hareketten ayrı düşenleri, günümüz koşullarında kabaca bu biçimde tanımlayabiliriz. Elbette amacımız bu yaklaşımları yargılamak değildir. Asıl amacımız, kendi bakış açımızı kendi bünyemizde tanımlamak, yerleştirmek ve geliştirmektir.

HATALARIN SORUMLUSU OLMAK VE HATAYI DÜZELTMEK 

Kitleleri örgütlemek sorunu tüm devrimci hareketlerin ortak sorunu gibidir. Fakat biz şu ayrımı yapmayı öğrenmiş olmalıyız. Komünistler bakımından kitle çizgisi diyalektik materyalist anlayışın kitleleri kavramakta uygulanmasıdır ve bu diyalektik materyalist bakış açısına sahip olmayı gerektirir. Diyalektik materyalizm, eğer Başkan Mao’nun katkılarıyla birlikte kavranmamışsa veya onun uyguladığı yöntemle uygulanmıyorsa kavranmamış demektir. Bu da günümüzde ya da Emperyalizm ve Proleter Devrimler Çağında Maoist olunmadan Marksist ve Leninist olunamayacağına dair tezimizin kendisidir. Dolayısıyla kitle çizgisi sorunu bizim için belirleyicidir ve kendi pratiğimizde çözüm yoluna sokulmuş bir sorun da değildir. Bu nedenle kendi içimizde bu soruna odaklanmaktansa diğer devrimci veya demokrat örgütlerle “birlikte yapılacaklara” yoğunlaşmak girişmek bizim bakış açımıza uygun değildir. 

Elbette “birlikte yapılacakları” ihmal etmemek, bunun da bir kitle çizgisi sorunu olduğunu unutmamak gerekir. Birlikte yapılacakların da nihayet doğru kitle çizgisinden doğacağı ya da doğması gerektiği açıktır. Aynı sorunun bir başka biçimini veya düzeyi olmakla birlikte halk tanımına özel bir ilgi göstermek, düşmanı doğru tanımlamak her şeyden önce gelmelidir. Halkı doğru tanımlamak kadar onu doğru analiz etmek, sınıf ayrımlarını netleştirmek, hangi sınıflarla doğrudan hangi sınıflarla dolaylı ilişkileneceğini, hangi sınıfların çıkarlarının diğerlerini kapsar olduğunu, bu kapsayıcılıktan hareketle öncelikleri belirlemek gerekir.

Sınıf analizlerinin yapılabileceği bir soyutlamadan sonra her çalışma alanında ve hatta her çalışma döneminde halkı tanımlamak sorumluluğu ön plana çıkar. Bizim neredeyse hiç yapmadığımız belirleyici bir sorumluluktan söz ediyoruz. Kendimizi tartışmaktan halkı tartışmaya zaman ayırmadığımız bir olgudan söz ediyoruz. Yaşadığımız mahallede “kim, ne derecede yoksul”, “nasıl bir yaşam sürüyor”, “üretim ilişkileri içindeki konumu ne” gibi soruların sorulmadığı ve yanıtlanmadığı bir çalışma tarzı kitleye yüzünü dönmeyen bir tarzdır. Oysa komünistlerin çalışma tarzında militanların yüzü kitleye dönüktür. Her şey kitlelerin devrimle ilişkilendirilmesi içindir. Devrimin nasıl bir ihtiyaç olduğu, neleri karşılayacağı, hangi çelişkileri ne düzeyde çözeceği de kitlelerin yaşam koşullarından çıkartılabilir. “Devrimimizin niteliğini” bu nedenle her zaman tartışma konusu yaparız. Birilerine karşı “haklı” olduğumuzu kanıtlamak için değil, kesinlikle kitleleri devrimle ilişkilendirmek için tartışırız ya da bunun için tartışmalıyız…

Yine çokça rastladığımız “ülkenin sosyoekonomik yapısı nedir” sorusunun yanıtı “yarı feodal ve yarı sömürgedir” olmakla sınırlı olamaz. Hatta sorunun bu yanıtı olabildiğince soyuttur ve soyut olduğu kadar da değersizdir. Pratik bakımından onu değerli kılacak olan bu yanıtın kitlelerle nasıl bir ilişki kurmamıza yol açtığıdır. Bu soruya yanıtımız kitlelerle nasıl bir ilişki kurmamız gerektiğini açıklar. Sosyalist devrim için kuracağımız ilişkiler başkadır, demokratik devrim için başkadır. Örneğin sosyalist devrim için işçi sınıfının bağımsızlıktan çıkarı olan ulusal burjuvalar ile kurması gereken bir ittifak yoktur, aksine amaç onun egemenliğini kendi egemenliğin lehine devirmektir. Demokratik devrimde ise amaç dışarıdan gelen sermayeyi kovmak ve bu sermaye ile iş birliği halindeki güçlerin egemenliğini ortadan kaldırmaktır. Dışarıdan gelen sermaye kovulduğunda ülkenin toplumsal gelişimini sürdürmek, sosyalist yönde ilerlemesini sağlamak için yeterli bir birikimin olmadığı koşullarda ülke burjuvazisine ihtiyaç vardır. Sosyalist devrim güçlenmiş ve yeterli bir işçi sınıfı gerektirir; bu da görece gelişmiş, kendi ayakları üzerinde durabilen bir kapitalist ekonominin varlığını şart koşar. Demokratik devrim bunun koşulların olmamasından ileri gelir. Proleter Devrimler Çağında demokratik devrimin proletaryanın omuzlarındaki bir görev olmasının nedeni bu tür bir devrime henüz ihtiyaç olup burjuvazinin buna önderlik edecek özellikte olmamasından ileri gelir. Proletarya ülke burjuvazisine bu olanağı sunmak üzere devrime önderlik eder. O halde sorun ülkenin ne derece veya ne türden bir kapitalist ekonomiye sahip olduğudur veya ekonomik yapının ürettiği sermayenin niteliği sorunudur. Halk kitlelerinin niteliğini, sınıfsal yapısını, devrime katılma biçimini bu ekonomi ve sermaye belirler.

KİTLELERİ FELSEFEYLE KAVRAMAK 

Maoizm, tüm süreçlerde çok sayıda çelişkinin olduğunu ve sürecin yapısını ve gelişimini açıklamak için bu çelişkilerin açığa çıkarılmasını, incelenmesini öğretir. Çelişki kavramının Marksist felsefedeki belirleyici konumunu açıklarken Mao bu anlayışın başka bir temel kavramını öne çıkarır: “Baş çelişki.” Yukarıda sözünü ettiğimiz “çoğunluk ile düşman” konusu da baş çelişki hakkındadır. 

Marksist yaklaşım, bir toplumsal süreçte çoğunluğu oluşturan “halk” ile azınlığı oluşturan “düşman” arasındaki ayrımı yapabilen ve sürece, çoğunluk lehine sonuçlanması için müdahale etmeyi amaçlayan bir yaklaşımdır. Sınıf analizi, yani koşulların somut analizi dediğimiz inceleme, baş çelişkiyi saptamak içindir. Baş çelişki saptandıktan sonra, tüm sorunlar, olaylar ve durumlar bu çelişki merkez alınarak değerlendirilir.

Herhangi bir çelişkinin kendi başına ele alındığında, süreç içindeki yerini belirlemek ve onu çözmek esasen olanaksızdır. Çünkü bu çelişkiyi üreten koşullar, baş çelişkiyle bağlantılı olduğu sürece varlığını sürdürür. Bu nedenle, teorik düzlemde açıklanabilir ve aşılabilir görünen bir çelişki, pratikte ayak bağı olmaya devam eder.

Baş çelişkiyi merkeze koymayan, tüm meselelerin, gelişmelerin ve durumların bu çelişki tarafından belirlendiği gerçeğini göz ardı eden yaklaşımlar, sözünü ettiğimiz “herhangi bir çelişki” hakkında teorik olarak “doğru” bir tutum alsalar dahi, pratik düzlemde onunla başa çıkamazlar. Bu açmazı aşmanın yolu, her şeyi baş çelişkiyi merkeze alarak düşünmektir.

Baş çelişki, devrimci bir hareketin halkı doğru tanımlaması ve onunla doğru bir ilişki kurabilmesi açısından belirleyicidir. Çünkü halk ile düşman arasındaki ayrımın temelinde, baş çelişkinin doğru saptanması yatar. Mao Zedong’un açık ve net biçimde tanımladığı, yöntemlerini ortaya koyduğu baş çelişki meselesini incelemelerimizin ve düşünme tarzımızın merkezine yerleştirmek, ilerlemenin birincil koşuludur.

Bu ayrımı yapabilmek için süreci açıklayan kapsamlı bir incelemeye ihtiyaç vardır. Çok sayıda çelişki arasından hangisinin baş çelişki olduğunu belirlemek zahmetli bir süreçtir; bu, hem sistemli bir incelemeyi hem de süreçle yoğun bir teması gerektirir. Dolayısıyla bu, esasen bir çalışma tarzı sorunudur. Geniş bir kesim bu çalışma tarzına alışık değildir; hatta çoğu zaman bu zahmetli uğraştan kaçınır. Bu durum ise sekterizmin ve liberalizmin, dolayısıyla burjuvalaşmanın zeminini oluşturur.

Başkan Mao Zedong’un da vurguladığı gibi, öncelikle buna ihtiyaç duyan bir pratik içinde yer almak gerekir. Halktan insanlar “baş çelişki” gibi felsefî bir meseleyle neden ilgilensin? Normal koşullarda ilgilenmezler. Bunun değişmesi için, baş çelişkinin kendi yaşamlarını dönüştürecek, hatta kurtaracak bir araç olduğunu kavramaları gerekir. Bu nedenle incelemeyi, sıradan, dağınık ve amaçsız bir uğraş olmaktan çıkarıp sistemli, sürekli ve yapılabilir bir görev olarak ele almak zorunludur.

Başkan Mao’nun katkısı, felsefede çelişkinin konumunu yalnızca teorik düzeyde tartışmakla sınırlı kalmayıp onu inceleme ve pratikte uygulanacak yol ve yöntemlerle birlikte sistematik biçimde ortaya koymasında yatar. Çin Devrimi ile birlikte dünya halkları için bir önder olarak kabul gören Mao, Marksist felsefeyi devrim süreci içinde geliştirerek somutladı. Bu durum, diyalektik materyalizmin pratik süreçle kurması gereken ilişkiye dair tezle doğrudan bağlantılıdır. Diyalektik materyalizmden öğrendiğimiz şey özetle şudur: Süreçler somut olarak kavranmadıkça; süreçteki çelişkiler açığa çıkarılıp birbirleriyle olan somut ilişkileri saptanıp “baş çelişki”, “temel çelişki”, “belli başlı çelişkiler” üzerinden analizler yapılmadıkça devrimci müdahale gerçekleşemez ya da eksik gerçekleşir.

Sonuç olarak, halkın doğru tanımlanması ve düşmana karşı birleştirilmesi temel amacımız olduğuna göre tüm çalışmalarımızın buna hizmet etmesi gerekir. Son gelişmeler bize halk ve düşman ayrımında yeterince başarılı olamadığımızı gösteriyor. Bu, sadece sonuçtan hareketle saptanabilir bir doğru değil daha başlangıçta da görülebilir, saptanabilir bir doğrudur. Çünkü mesele yukarıda konu ettiğimiz felsefeyle ilgilidir. Daha başlangıçta, incelemeye dayanmayan; bilindik, ezbere, takvimsel çalışmalarla hareket edildiğinde sonuç belirlenmiş olur: Zafere ulaşması mümkün olmayan yolda yürümek…

Çalışmalar, her zaman bir amaçla başlar. Bununla birlikte bir yol, doğru bir yöntem de gereklidir. Kitle çizgisi bu yöntemi öğreten temel anlayıştır. Amaca uygun hazırlıklar kitle çizgisinin özüdür. İlerleme bu yolla sağlanır. Amacımızın halk kitlelerinde yankılanmasının olanakları ve yolları baş çelişkiye göre düşünmekle mümkündür. Halk kitleleri ne kadar karmaşıksa ne kadar farklı sınıflardan ve düşüncelerden oluşuyorsa o kadar fazla olanak ve yol üzerinde durmak gerekecektir. Temel sorun amaçla kitlelerin çıkarlarının birleştirilmesi, kitleleri aynı amaçta ortak olunduğuna ikna edilmesidir.

Tags: Kolektif DoğrultuYeni Demokrasi Gazetesi
ShareTweetSendShareScanSend
Önceki Yazı

Esra Işık’ın tutuklanması protesto edildi

Sonraki Yazı

ISIŞAH fabrikasında işten çıkarılan 19 işçi hakları için mücadele ediyor

İlgili Haberler

Dünya

Ekonomik Kriz ve Savaş Hazırlıkları: Almanya

1 Nisan 2026
POLİTİK - GÜNDEM

İran’a Karşı Haksız Savaş Tırmanıyor

31 Mart 2026
Dünya

Orta Doğu Krizinde Çin’in Ekonomik Hesapları Sarsılıyor

28 Mart 2026
Çevre

Onların “Ucuz Elektriği” Halka Ağır Faturalar Çıkarıyor!

28 Mart 2026
İZLENİM

Faşizmin Kuşatması Altındaki Bir İsmin Halkın Dilinde Sloganlaşması

27 Mart 2026
Kadın

YDK Çalıştayında Buluşalım Gelişelim, Geliştirelim!

27 Mart 2026
Sonraki Yazı

ISIŞAH fabrikasında işten çıkarılan 19 işçi hakları için mücadele ediyor

Hakkımızda

Yeni Demokrasi’de yer alan yazı, fotoğraf ve haberler kaynak gösterilmek şartıyla kullanılabilir.
Yeni Demokrasi; işçi sınıfı ve emekçilerin, ezilen ulus ve milliyetlerin, geleceksiz bırakılan gençliğin, devrimci tutsakların ve devrimci basının sesidir.

İletişim ve haber göndermek için e-posta adresimiz: yenidemokrasigazetesi@gmail.com

yd-logo-01 kopyası 2

2024 Yeni Demokrasi – Yeni Demokrasi’de yer alan yazı, fotoğraf ve haberler kaynak gösterilmek şartıyla kullanılabilir.

İletişim ve haber göndermek için e-posta adresimiz: yenidemokrasigazetesi@gmail.com

  • Anasayfa
  • Güncel
  • Emek
  • Ekonomi
  • Dünya
  • Kadın
  • Gençlik
  • Çevre
  • Kültür Sanat
  • Yazılar
  • Tüm Haberler
Sonuç yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
  • Anasayfa
  • Güncel
  • Emek
  • Ekonomi
  • Dünya
  • Kadın
  • Gençlik
  • Çevre
  • Kültür Sanat
  • Yazılar
    • ANALİZ
    • ANI – ANLATI
    • BİLİM
    • ÇEVİRİ
    • İZLENİM
    • KADIN
    • KOLEKTİF DOĞRULTU
    • MAKALE
    • MEŞA AZADÎ
    • POLİTİK – GÜNDEM
    • TARİHSEL BELLEK
  • Tüm Haberler

Copyleft 2020, dizayn yeni demokrasi
İletişim ve haber göndermek için e-posta adresimiz:yenidemokrasigazetesi@gmail.com