Rusya’nın 2022 yılında Ukrayna’ya karşı başlattığı savaş, aradan geçen 4 yıla rağmen tüm şiddetiyle devam etmektedir. Son zamanlarda tarafların birbirlerine yönelik artan saldırıları, savaşın kısa vadede sona ermeyeceğini göstermektedir. Ukrayna’nın İHA (insansız hava aracı) kapasitesini artırması, İngiltere ve AB emperyalizminin tam desteğiyle silah kapasitesini genişletmesi ve Rusya’da can kaybına yol açan saldırılar düzenlemesi, savaşın seyrini etkileyen gelişmeler olarak yorumlanmaktadır.
ABD Başkanı Trump’ın bu savaşı sonlandıracağına dair beklenti ve özellikle Rusya Devlet Başkanı Putin’e verdiği taahhüt sonuç vermediği gibi halihazırda Zelenskiy “tam” destekle hareket etme “avantajı” sağlamış durumda. İran’a saldırılarla başlayan “yeni evrede” Ukrayna “Batı’nın yanında olduğunu”, Rusya karşısında bu nedenle sonuna kadar direndiğini “ispatladı.” Trump’tan beklenen “barış baskısı” bir süredir kalkmış durumda. Bu konuda İngiltere’nin politikası Fransa ve Almanya’nın desteğiyle galebe çalmış durumda. İngiltere Ukrayna’ya destek konusunda başı çekiyor. Fransa ve Almanya ise Rusya’nın Avrupa’yı tehdit ettiğini öne sürerek halk kitlelerini manipüle etmeye devam ediyor. İngiltere-AB emperyalistlerinin sağladığı teknik ve teknolojik yardımlarla Ukrayna, son aylarda Rusya ekonomisini doğrudan etkileyen saldırılarda bulunurken tam da onları politikasını hayata geçirmektedir. Burada “vatanseverlik”, “işgal karşıtlığı” hiç kuşkusuz Ukrayna halkı bakımından bir gerçekliğe işaret eder. Ne var ki bunları, bu savaşın emperyalistler arasındaki hegemonya krizinden kaynaklandığını, dünya ekonomik krizinin bu sürecin temel tetikleyicisi olduğunu ihmal etmeden ele almak gerekir. Zelenskiy’nin iktidara gelişi de dahil olmak üzere Ukrayna’da devlet ABD’nin, İngiltere’nin ve Avrupalı diğer emperyalistlerin çıkarlarını korumak üzere savaşmaktadır. Özellikle petrol rafinerilerine, enerji ihracat altyapısına ve yakıt depolarına yönelik saldırılar, özellikle Avrupa’nın ve İngiltere’nin bu savaştan beklentilerini karşılayacak nitelikteki saldırılardır. Ukrayna, son aylarda neredeyse her gün uzun menzilli İHA’larla Rus petrol tesislerini hedef almaktadır. Bu kesintisiz saldırılar, Rusya’da yakıt kıtlığına yol açmış ve Rus rafinerilerinin kapasitesini düşürmüştür. Bu yolla Rusya’nın Avrupa için bir tehdit olmaktan çıkacağı umuluyor.
Bu saldırıların hangi silahlarla yapıldığı da bize kimin politikalarının gerçekleşmekte olduğu hakkında bilgi vermektedir. Ankara’da gerçekleşen NATO Zirvesi’nde, İngiltere ve belli başlı Avrupa devletleri bir kez daha bu savaşa yatırım yapılacağını teyit etmiştir. Rusya’dan yapılan açıklamalar ise Ukrayna’nın bu saldırıları İngiliz silahlarıyla gerçekleştirdiği yönündedir. Dron teknolojisinin sunulmasıyla birlikte silah olarak kullanılan İHA ve SİHA’lar 2024 yılından itibaren öne çıkmış, emperyalistlerden silah tedarik eden Ukrayna bu silahların yerli üretimini hızlandırmıştır. Ancak tüm bu dijital entegrasyona rağmen Ukrayna, halen İngiltere-AB emperyalistlerinin “yardımına” muhtaç konumdadır.
Öte yandan Ukrayna’nın saldırılarına Rus tarafı çok sert karşılıklar vermekte tereddüt göstermiyor. 29 Ağustos günü düzenlenen Rus saldırısında 37 kişi yaşamını yitirdi.
Savaş yalnızca cephe hattında gerçekleşen karşılıklı askerî saldırılarla gündem olmadı. Bu saldırılar diplomatik alanda da gerginlik üretti. Çok bariz bir biçimde dış destekle artan daha yoğun saldırılar Rusya’yı savaşın gerçek muhataplarına doğrudan uyarı yapmasına neden oldu. Fransa, İngiltere ve Almanya’nın Ukrayna konusunda gerginliği kışkırttığının altını çizen Rusya Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Mariya Zaharova, “Londra ve Paris, Ukraynalılara bazı askerî sistemleri devretme kararı alarak topraklarımıza düzenlenen saldırılar konusunda kendilerini aklamaya çalışıyor. Bu, işe yaramayacak. Paris, Londra, Berlin ve diğer ülkeler, terör saldırılarından doğrudan sorumlu.” diye konuşan Zaharova, Ukrayna’nın Rus topraklarına İngiliz silahlarıyla düzenlediği saldırılara yanıt olarak Ukrayna’da ve ülke dışında bulunan İngiliz askerî tesisi ve teçhizatı hedef alınabileceğini, savaş suçu işleyenlerin “uygun şekilde” cezalandırılacağını söyledikten sonra “Finlandiya ve diğer dost olmayan ülkelerin hiçbir düşmanca eyleminin cevapsız kalmayacağını, buna Rusya’nın ulusal çıkarları doğrultusunda ölçülü karşılık verileceğini” da vurguladı.
Finlandiya Cumhurbaşkanı Alexander Stubb kısa bir süre önceki bir demecinde “Ukrayna’nın Rus altyapısına yönelik insansız hava araçları (İHA) saldırılarının Rusya için savaş maliyetini artırdığı ve bunun desteklenmesi gerektiği”ni söylemiş ve İngiltere’nin savaş politikasının tam destekçisi olduğunu göstermişti. Bu demeci de değerlendiren Zaharova, “Eğer Stubb, sivil unsurlara ve sivillere yönelik saldırıları haklı görüyorsa o bir teröristtir.” dedi. Başta İngiltere olmak üzere Fransa ve Almanya’nın da, bu savaşın doğrudan tarafı olarak suçlaması Rusya’nın kırmızı çizgisinin zorlandığına işaret eder. Ayrıca demeçlerde, Rusya ile sınır komşusu olan Finlandiya’nın da adının geçmesi, Polonya’dan sonra savaşın ateşinin ısıttığı alanların genişlediğini gösteriyor.
Sözcünün, savaşın başka bir evresine geçilmekte olduğunu ima eden bu açıklamasından hemen sonra CIA Direktörü John Ratckiffe Moskova’ya ani ve gizli bir ziyaret gerçekleştirdi. Trump’ın “olağan bir görüşme” diyerek yine kimsenin ikna olmayacağı bir yalana sarıldığı bu gelişme ABD’nin “müzakerelere dönmek için” attığı bir adım olarak değerlendiriliyor. Oysa müzakerelere dönmekten çok halihazırda genişleme riski büyüyen savaşa bir sınır koyma görevi çok daha somut yahut elzem.
John Ratcliffe, salı günü gerçekleştirdiği gizli ziyarette Rusya Dış İstihbarat Servisi (SVR) Direktörü Sergey Narışkin ve Rusya Federal Güvenlik Servisi (FSB) Direktörü Aleksandr Bortnikov ile bir araya geldiği ileri sürülüyor. Bu görüşmede ABD için esas olan şey Rusya’yı dizginlemek, İran’da tamamlanamayan süreç bakımından Ukrayna meselesinin daha karmaşık bir hale gelmesini engellemek olmalıdır. ABD kendisine rağmen gelişebilecek büyük olaylar karşısında çok güçlü bir şekilde teyakkuza geçmiş durumda. Bu ziyaretin hafifsenecek türden olmadığı açıktır. Bu gelişme büyük olaylara gebe bir süreçte olduğumuza dair bir veridir.
SAVAŞIN ULUSLARARASI BOYUTU
Rusya ve Ukrayna doğrudan savaşan iki ülke olmakla birlikte, savaşın askerî, ekonomik ve teknolojik boyutları uzun zamandır bu iki ülkenin sınırlarını aşmış durumdadır. ABD-AB emperyalistlerinin Ukrayna’ya sağladığı silah, mühimmat, istihbarat ve teknik destek ile Rusya’nın farklı ülkelerle geliştirdiği askerî ve ekonomik ilişkiler, savaşın giderek daha geniş bir uluslararası güç mücadelesinin parçası haline gelmesine neden olmaktadır.
Bu uluslararasılaşma, yalnızca devletlerin ve şirketlerin savaşa müdahil olmasıyla sınırlı kalmamış; savaşın insan gücü boyutu da uluslararası bir nitelik kazanmıştır. Cephedeki ve üretimdeki insan gücüne baktığımızda karşımıza dikkat çekici detaylar çıkmaktadır. Örneğin Peru Dışişleri Bakanlığı, Rusya-Ukrayna Savaşı’nda şu ana kadar 11 vatandaşının hayatını kaybettiğini, 114 kişinin ise kayıp olduğunu bildirmiştir. Öte yandan, bazı medya kuruluşlarına (örneğin Le Monde) yansıyan haberlere göre Rusya, Alabuga Start programıyla Latin Amerikalı kadınlara otelcilik veya lojistik sektörlerinde istihdam vaadiyle eğitim ve iş sunmuş, ancak nihayetinde onları Ukrayna’ya karşı kullanılan Shahed tipi insansız hava araçlarının montajında çalıştırmıştır. Rusya’nın yarı sömürgelerle kurduğu askerî ve ekonomik bağlar göz önünde bulundurulduğunda, bu durum pek de şaşırtıcı değildir.
Bu çatışma, sadece Rusya ve Ukrayna halklarını değil, tüm dünya halklarını içine çeken bir savaşa dönüşmüştür. Özellikle yarı sömürge ülkelerden insanların asker veya paralı asker olarak kullanılması, savaşın ulaştığı boyutu gözler önüne sermektedir. Giderek daha fazla dikkat çeken bu durum karşısında, savaşa sürüklenen erkeklerin aileleri Nepal’den Peru’ya kadar birçok ülkede protestolar düzenlemektedir. Rusya’nın sunduğu maddi vaatler, yaşam koşulları ağır olan bu ülkelerdeki pek çok erkek için cazip bir seçenek oluşturmaktadır.
Ukrayna cephesine baktığımızda ise, genç nüfusun zorla silah altına alınması sosyal medyada sıkça karşılaştığımız bir durum haline gelmiştir. Görüntülerde erkeklerin zorla alıkonularak cepheye gönderildiği görülmektedir. Ukrayna, insan gücü ihtiyacını daha çok kendi demografik kaynaklarından, yani kendi genç nüfusundan karşılamaya çalışmaktadır. Ancak Rusya’nın yarı sömürge ülkelerle kurduğu ağlar ve sunduğu vaatlerin yarattığı cazibe, Ukrayna’nın bu alandaki manevra alanını daraltmaktadır.
Sonuç olarak, Ukrayna’nın askerî kapasitesinde ABD ve Avrupa’dan sağlanan silah, mühimmat ve teknolojinin ağırlığı öne çıkarken; Rusya’nın savaşın insan gücü ve üretim ihtiyaçlarını karşılamak için yarı sömürge ülkelerle kurduğu ilişkileri giderek daha fazla kullandığı görülmektedir. Tüm bu olgular, savaşın sadece iki ülkeyle sınırlı olmadığını açıkça kanıtlamaktadır.
SAVAŞ ALANI OLARAK SİLAH PAZARI
Ukrayna’ya gönderilen uzun menzilli füzeler, hava savunma sistemleri, insansız hava araçları, elektronik harp sistemleri ve bunların kullanımını mümkün kılan istihbarat altyapısı, Rusya’nın kullandığı farklı menşeli silah ve teknolojilerle birlikte düşünüldüğünde; savaş alanının aynı zamanda uluslararası silah sanayiinin ürünlerinin sınandığı ve geliştirildiği bir mecra haline geldiği görülmektedir. Bunun en güncel örneği, İtalyan silah üreticisi Leonardo’nun “Ukrayna’daki drone savaşına dahil olmak ve bundan Avrupa üretimi ile savunması adına beklenen faydaları sağlamak” amacıyla Kiev’de yeni bir şirket kurmasıdır. Bu örnekte de görüldüğü üzere silah şirketleri ve tekeller, savunma kapasitelerini güçlendirmek adına Ukrayna’da kendilerine bir manevra alanı oluşturmaktadır. Bir bakıma Ukrayna, yeni silahların denendiği devasa bir laboratuvar haline gelmektedir. Elbette silah şirketlerinin bu adımları sadece savunma adına attığını söyleyemeyiz. Yeni savunma araçlarının geliştirilmesi, aynı zamanda daha fazla talep yaratılması anlamına da gelmektedir. Dolayısıyla burada doğrudan bir kâr ve çıkar ilişkisi yatmaktadır.
Savaşın ilerleyen evrelerinde insansız hava araçlarının kullanımının olağanüstü ölçüde artması, askerî teknolojinin niteliğini değiştirdiği gibi silah üretim ve tedarik mekanizmalarını da köklü bir şekilde dönüştürmüştür. Daha düşük maliyetli dronların çok sayıda üretilmesi, bunların yazılım, sensör, uydu bağlantısı ve istihbarat sistemleriyle entegre edilmesi (bütünleştirilmesi) ve savaş alanında sürekli olarak güncellenmesi; teknoloji şirketleri ile savunma sanayii arasındaki organik bağı daha görünür hale getirmiştir.
Bu noktada savaşın silah sanayii açısından taşıdığı ekonomik boyut göz ardı edilmemelidir. Savaş devam ettikçe devletlerin silah stokları erimekte (tüketilmekte), mevcut sistemlerin yerine yenilerinin üretilmesi gerekmekte ve ordular yeni teknolojilere yatırım yapmaktadır. Ukrayna’ya yapılan askerî yardımların önemli bir bölümü, aynı zamanda emperyalist ülkelerin kendi savunma sanayilerindeki üretim kapasitelerini artırma stratejileriyle paralel ilerlemektedir. Savunma (savaş) bütçelerinin her geçen yıl bir öncekine oranla daha fazla artması da bu alana yapılan yatırımı net bir biçimde ortaya koymaktadır.
ÇIKARLAR VE SAVAŞIN SÜREKLİLİĞİ
Emperyalist aktörler, başından beri bu savaşın bizzat içindedir. Mevcut durumda da çatışmaların sürmesinden ciddi çıkarlar elde etmektedirler. Örneğin Çin, indirimli Rus enerji kaynaklarına ve Rusya pazarındaki fırsatlara erişim sağlamaktadır. ABD ve AB emperyalistleri açısından ise Ukrayna’nın savaşı sürdürmesi; Rusya’nın askerî ve ekonomik kapasitesinin sınırlandırılması, bölgesel etkisinin geriletilmesi ve mevcut uluslararası güç hiyerarşisi içerisindeki konumunun yeniden belirlenmesi yolunda stratejik bir araç olarak değerlendirilmektedir.
Diğer yandan, bazı Orta Asya devletleri ve Körfez’deki ticaret merkezleri de küresel ticaretin yeniden yönlendirilmesinden, açılan yeni lojistik koridorlardan ve Rusya’dan çıkan sermaye, işletme ve nitelikli iş gücü akınından yararlanmaktadır.
TARAF OLMAMAK
Başından beri bu savaşın bizzat içinde olan emperyalist aktörler için, yaşanan can kayıplarının veya halkların savaş korkusu içinde yaşamasının hiçbir önemi yoktur. Onlar için asıl önemli olan, bu can pazarından kâr elde etmek ve kendi hegemonyalarını pekiştirmektir. İngiltere ve AB emperyalizmi Ukrayna’yı tam bir bağımlılık altında tutmakla birlikte, Ukrayna’ya sağlanan mühimmat meselesi zaman zaman bu güçlerin kendi aralarında da tartışma konusu olmaktadır.
Tüm bu gelişmeler ışığında, Ukrayna’nın büyük ölçüde emperyalizmin desteğiyle ayakta kalması, bazı kesimlerde Rusya’nın haklı olduğu yönündeki görüşlerin yayılmasına zemin hazırlamaktadır. Buna karşılık (Öte yandan), salt Rusya’nın Ukrayna’yı ilhak ve işgal etmesi sebebiyle Ukrayna’nın mutlak kazanan taraf olması gerektiği ve yapılan tüm bu silah yardımlarının meşru olduğu görüşü de savunulabilmektedir.
Rusya’nın Ukrayna’yı işgali ve Ukrayna’nın egemenliğini ihlal etmesi yadsınamaz (açık) bir gerçekliktir. Ancak Rusya’nın bu saldırganlığına karşı çıkmak; İngiliz, Fransız ve Alman emperyalizminin Ukrayna üzerinden yürüttüğü politikaları desteklemek veya meşrulaştırmak anlamına gelmemektedir.
Bu savaş haklı bir savaş değildir. Savaş başladığında yaptığımız analizlerde Rusya’nın kendi hegemonyasını korumak için bu savaşı başlattığı belirtilmiştir. Buna karşılık Rusya’nın hegemonyasının daraltılması, küresel pazarlara erişiminin kısıtlanması amacıyla Ukrayna’ya verilen destek de açıktır. Dolayısıyla Rusya’nın saldırganlığını teşhir etmek, Ukrayna’yı destekleyen emperyalist politikaların da desteklenmesini gerektirmemektedir. Aynı şekilde ABD ve Avrupa emperyalizminin savaştaki rolüne karşı çıkmak, Rusya’nın işgalini veya Ukrayna’nın egemenliğinin ihlalini meşrulaştırmamaktadır. Sorun, savaşan iki devlet arasında bir tercih yapmaya zorlanmak yerine, savaşın gerisindeki emperyalist güç ilişkilerini ve bu savaşın halklar açısından ortaya çıkardığı sonuçları birlikte değerlendirebilmektir.







