6 Ekim, Salı
Yeni Demokrasi Gazetesi
Sonuç yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
  • Anasayfa
  • Güncel
  • Emek
  • Ekonomi
  • Dünya
  • Kadın
  • Gençlik
  • Çevre
  • Kültür Sanat
  • Yazılar
    • ANALİZ
    • ANI – ANLATI
    • BİLİM
    • ÇEVİRİ
    • İZLENİM
    • KADIN
    • KOLEKTİF DOĞRULTU
    • MAKALE
    • MEŞA AZADÎ
    • POLİTİK – GÜNDEM
    • TARİHSEL BELLEK
  • Tüm Haberler
Yeni Demokrasi Gazetesi
Sonuç yok
Tüm Sonuçları Görüntüle

Anasayfa » Fransa’da Gençliğin İsyanı Büyüyor

Fransa’da Gençliğin İsyanı Büyüyor

6 Ekim 2026
içinde Dünya, Yazılar
Facebook'ta PaylaşX'te PaylaşWhatsappTelegram

Eylül 2026’da eğitim yılının başlamasından bu yana Fransa, sanal medyada bir gencin okullarda blokaj çağrısı yaptığı bir videonun yayılmasının ardından giderek büyüyen liseli isyanına tanık oluyor. Bu çağrı, eğitim koşullarının kötüleşmesi ve geleceklerine ilişkin belirsizliklerle karşı karşıya olan gençler arasında karşılık buldu. Sanal medya, hareketin yayılmasını kolaylaştırmış olsa da öfkenin nedenleri çok daha derin toplumsal ve ekonomik sorunlara dayanıyor. Öğretmen eksikliği, aşırı kalabalık sınıflar, bakımsız binalar ve eğitim personelindeki yetersiz kadrolar öğrencileri her gün etkiliyor. Bu güçlükler, ekonomik eşitsizliklerin eğitim koşullarına doğrudan yansıdığı emekçi mahallelerinde özel bir boyut kazanıyor. Toplumsal sınıflar arasında derin biçimde bölünmüş bir toplumda aileler, çocuklarının geleceğini güvence altına almak için aynı imkânlara sahip değil. Daha ayrıcalıklı kesimlerden gelen haneler özel dersleri finanse edebiliyor, belirli okulları seçebiliyor ve çocuklarına yükseköğrenimleri boyunca destek olabiliyor. Buna karşılık işçi aileleri ve güvencesiz durumdaki haneler kamu eğitimine ve bu eğitime ayrılan kaynaklara daha fazla bağımlı durumda. Ekonomik kriz ve yaşam maliyetlerindeki artış bu eşitsizlikleri daha da derinleştiriyor. Konut, gıda ve ulaşım giderleri emekçi ailelerin bütçelerinin önemli bir bölümünü oluşturuyor. Bunlara istihdam güvencesizliği, kamu hizmetlerine erişimde yaşanan güçlükler ve gelirlere ilişkin belirsizlikler ekleniyor. Böylece ebeveynlerin ekonomik durumu, çocuklarının eğitim koşullarını ve mesleki geleceklerini doğrudan etkiliyor.

Okullar arasındaki farklılıklar, Fransa’nın büyük kentlerini karakterize eden toplumsal ve coğrafi ayrışmayı da yansıtıyor. Emekçi mahallelerdeki gençler, daha ayrıcalıklı bölgelerde yaşayan gençlerle her zaman aynı donanımlardan, aynı destek imkânlarından ve aynı maddi koşullardan yararlanamıyor. Bu gerçeklik, mevcut eşitsizliklerin yeniden üretilmesine katkıda bulunuyor. Bununla birlikte lise öğrencilerinin isyanı, farklı toplumsal kesimlerden gelen gençler arasında ortak taleplerin ortaya çıkmasını sağlıyor. Kamu eğitimindeki kaynak yetersizliği, yönlendirme ve bölüm tercihinde yaşanan güçlükler ile geleceğe ilişkin kaygılar, okullar ve bölgeler arasındaki sınırları aşabilecek ortak kaygılar oluşturuyor. Bu güçlükler yükseköğrenimde de devam ediyor. Parcoursup*, öğrenci konutlarının maliyeti, ulaşım masrafları ve eğitimleriyle eş zamanlı olarak çalışma zorunluluğu, emekçi ailelerden gelen gençler için ek engeller oluşturuyor. Lise diplomasının alınması, tüm öğrencilere aynı eğitim imkânlarını garanti etmiyor. Ekonomik kaynaklar, yükseköğrenime erişim koşullarının önemli bir bölümünü belirlemeye devam ediyor. Gençliğin kaygıları eğitim çerçevesini de aşıyor. Bu ekonomik ve toplumsal kaygılara, ekolojik seferberlikler ve başta Filistin halkıyla dayanışma olmak üzere uluslararası dayanışma hareketleri de ekleniyor. Son yıllardaki seferberlikler, gençliğin bir bölümünün yalnızca eğitim talepleriyle sınırlı kalmadan, iklim değişikliğinin sonuçlarını, savaşları ve uluslararası adaletsizlikleri de protesto ederek mücadele ettiğini gösterdi. Ekolojik sorunlar, Filistin’le dayanışma, belirsiz meslekî gelecek ve konuta erişimde yaşanan güçlükler okulları aşan kaygılara işaret ediyor. Bu farklı hareketlere katılan gençler açısından siyasal ve ekonomik kararlar, aynı zamanda kendi gelecekleri ve yaşamak zorunda kalacakları toplum sorununu da gündeme getiriyor. Bu kaygılar, devletin bütçe tercihlerinin sendikal örgütlerin itirazlarıyla karşı karşıya olduğu bir bağlamda ortaya çıkıyor. Eğitim, sağlık ve diğer kamu hizmetlerine ayrılan kaynaklara ilişkin tartışmalar böylece hükûmetin ekonomik ve siyasî önceliklerine ilişkin daha geniş tartışmaların bir parçası haline geliyor.

Onlarca yıldır sendikalar, bütçe kısıtlamalarının eğitim, sağlık ve diğer kamu hizmetleri üzerindeki sonuçlarını protesto ediyor. 2027 bütçe tasarısı, bu ekonomik yönelimleri gözler önüne seriyor. Hükûmet, kamu açığını azaltmak amacıyla 54 milyar euroluk bir bütçe tasarrufu; bunun 43 milyar euroluk bölümünü ise yeni tedbirler olarak açıklıyor. Özellikle bazı kamu harcamalarının artışını sınırlandırmayı öngörüyor. Buna paralel olarak savunma ödeneklerinin 6,4 milyar euro artırılması, buna karşılık eğitim için 1,1 milyar euroluk bir artış yapılması planlanıyor. Bu miktarlar, devletin mali öncelikleri üzerine tartışmayı körüklüyor. Hükûmet, öngörülen kısıtlamaları kamu maliyesinin düzeltilmesi için gerekli olarak sunuyor ve askerî bütçedeki artışı uluslararası gerilimlerle gerekçelendiriyor. Kemer sıkma politikalarına karşı çıkan örgütler ise bu yönelimlerin kamu hizmetleri ve emekçi sınıfların yaşam koşulları üzerindeki sonuçlarına itiraz ediyor. Bu politikaya, gençliğin askeri hazırlığına giderek daha fazla yer verilmesi eşlik ediyor. Emmanuel Macron, 18-25 yaş arasındaki gençler için 10 aylık gönüllü bir askerî ulusal hizmetin oluşturulacağını ve savunma sınıfları ile ordudaki stajların geliştirileceğini açıkladı. Ulusal güvenlik meselelerine bir yanıt olarak sunulan bu tedbirler, gençlere sunulan gelecek perspektifleri ve kamu kaynaklarının toplumsal ihtiyaçlar ile askerî hedefler arasında nasıl dağıtıldığı konusunda da bir tartışma yaratıyor.

Fransa’da lise öğrencisi hareketlerinin tarihi, eğitime ayrılan kaynaklara ilişkin taleplerin yeni olmadığını gösteriyor. Ekim 1998’de önemli bir lise öğrenci hareketi, aşırı kalabalık sınıfları, personel eksikliğini ve kötü eğitim koşullarını zaten protesto ediyordu. Eylemlerin boyutu karşısında Lionel Jospin hükûmeti, özellikle personel ve okul altyapısına ilişkin tedbirleri içeren bir acil durum planı açıklamıştı. Bölgeler tarafından alınacak ve devletin mali desteğiyle sağlanacak 4 milyar franklık kredi, okullardaki çalışmaların yürütülmesini kolaylaştıracaktı. Yaklaşık otuz yıl sonra benzer taleplerin devam etmesi, art arda gelen eğitim politikalarını ve kamu eğitimine gerçekte ayrılan kaynakları sorgulatıyor. Ancak mevcut hareket, polis müdahalelerinin ağırlığı ve bunların çocuk yaştaki göstericilere yönelik muamele konusunda yarattığı soru işaretleri bakımından da farklılaşıyor.

İçişleri Bakanı Laurent Nuñez’in açıkladığı rakamlara göre, 28 Eylül Pazartesi gününden bu yana 5 binden fazla kişi gözaltına alındı; bunların bin 747’si yalnızca 2 Ekim Cuma günü gözaltına alındı. Bakan, gözaltına alınanların yüzde 85’inin, başta lise öğrencileri olmak üzere, reşit olmayan kişiler olduğunu belirtiyor. Bu operasyonların boyutu, göstericilerin yaşı göz önünde bulundurulduğunda özel bir önem kazanıyor. Gençlerin bir bölümü için bu, ilk kolektif mücadele deneyimi. Yalnızca bir toplumsal hareketin örgütlenmesini değil, aynı zamanda polis saldırılarını, biber gazlarını, ateş açılmasını ve gözaltıları da deneyimliyorlar. 30 Eylül itibarıyla Millî Eğitim Bakanlığı, hareketin başlangıcından bu yana 119 öğrenci ve eğitim personelinin yaralandığını bildirmişti. Bildirilen olaylar arasında Saint-Ouen-l’Aumône’da 14 yaşındaki bir lise öğrencisinin çok kısa mesafeden ateşlenen bir biber gazı bombası yüzünden yaralanması da bulunuyor. Tours’da ise başka bir gencin, saldırı sırasında başından yaralanarak hastaneye kaldırıldığı bildirildi. Bu yaralanmalar, “kamu düzenini sağlama” operasyonları sırasında kullanılan yöntemler konusunda ciddi soru işaretleri doğuruyor. Reşit olmayanların katıldığı eylemlerde biber gazı bombası fırlatıcıların, plastik mermi tabancıları ve göz yaşartıcı gazların kullanılması, özellikle atışların kısa mesafeden yapıldığı durumlarda ciddi fiziksel riskler taşıyor. Yaralanmaların ötesinde korku meselesi de merkezî bir yer tutuyor. Polis şiddetini protesto eden örgütler, bu araçların kullanılmasının lise öğrencilerini isyanı sürdürmekten caydırmayı amaçlayan bir yıldırma biçimi oluşturabileceğini düşünüyor. Gözaltı koşullarına ilişkin tanıklıklar da bu kaygıları güçlendiriyor. Birçok genç, şiddet içeren gözaltı koşullarını ve psikolojik baskıları kınıyor. Bununla birlikte polislerin eylemcilere dönük ölüm tehditlerine ilişkin suçlamalar da gündeme getirildi. Gözaltı ve karakol, yıldırma veya şiddet deneyimine dönüşmektedir. “Kentsel gerilla” ifadesinin, blokajlara katılan ve aralarında yangın çıkarma ve havan topu benzeri fişekler atma eylemlerinin de bulunduğu bazı eylemlerle ilişkilendirilen kişilerin davranışlarını tanımlamak üzere kullanıldığı bildiriliyor. Bu nitelendirme, isyan içindeki tüm lise öğrencilerini değil, belirli davranışları ifade ediyor. Bununla birlikte bu ifadenin kullanılması, başlangıçtaki talepleri eğitim koşullarıyla ilgili olan bir hareketin ele alınmasında güvenlikçi söyleme ne ölçüde yer verildiği sorusunu gündeme getiriyor.

Bu olaylar, polise verilen yetkiler konusunda süren yasama tartışmaları bağlamında da yaşanıyor. “Öldürme ruhsatı” olarak nitelendirilen ve polislerin ve jandarmaların belirli koşullarda silahlarını kullanmaları halinde meşru müdafaa karinesinin getirilmesini amaçlayan bir yasa teklifi, insan hakları savunucusu örgütler arasında güçlü bir tepkiye yol açtı.

Emekçi mahallelerdeki gençliğin bir bölümü açısından mevcut olaylar, polisle geçmişten gelen daha eski gerilimleri hatırlatıyor. On yıllardır bölgede yaşayanlar ve dernekler ayrımcı kimlik kontrollerini, şiddet içeren müdahaleleri ve polislerin suçlandığı durumlarda karşılaşılan güçlükleri protesto ediyor. 17 yaşındaki Nahel Merzouk’un 27 Haziran 2023’te Nanterre’de bir polis ateşi sonucu öldürülmesi, yakın tarihin bu sürecindeki önemli olaylardan birini oluşturuyor. Farklı bölgelerden gelen gençler, polisle ilişkiler konusunda zorunlu olarak aynı deneyimleri paylaşmıyor. Ancak mevcut seferberlik, yaşam koşulları oldukça farklı olan gençler arasında ortak bir zemin yaratabiliyor. Bu dayanışma özellikle isyanın başladığı Saint-Denis dahil olmak üzere emekçi mahallelerdeki liseliler ile Paris merkezindeki okulların öğrencileri arasındaki yakınlaşmada görülüyor. Eğitim koşullarını belirleyen toplumsal ve bölgesel eşitsizliklere rağmen, kamu eğitimine ayrılan kaynaklara ilişkin ortak talepler etrafında bir araya gelebiliyorlar. “Saint-Denis’den Paris’e, aynı kamu okulu!” sloganı, okullar ve bölgeler arasında eşitlik talebini ifade ediyor. Bu gençler arasındaki yakınlaşma, emekçi mahallelerde yaşanan güçlüklerin daha görünür hale gelmesini de sağlıyor. Böylece okullara ayrılan kaynaklar, ayrımcılık ve polis şiddetiyle ilgili meseleler doğrudan etkilenen okulların ötesinde de tartışılabiliyor.

Blokajlar sırasında kınanan polis şiddetinin ardından protestolar liselerin kapılarından dışarı taşıyor. Aktarılan bilgilere göre üniversiteliler artık isyana katılıyor ve üniversitelerini boykota başlıyor; gözetmenler ve öğretmenler ise greve gidiyor. Başlangıçta lise öğrencileriyle sınırlı olan hareket böylece daha geniş bir boyut kazanıyor ve eğitim topluluğunun farklı kesimlerini ortak talepler etrafında bir araya getiriyor. Bu genişleme, kınanan polis şiddeti ve kamu eğitiminde karşılaşılan güçlükler karşısında giderek büyüyen bir dayanışmayı gösteriyor. Kaynak yetersizliği, güvencesizlik ve çalışma koşullarının kötüleşmesine ilişkin talepler artık eylem yapma hakkına saygı gösterilmesine ilişkin taleplerle birleşiyor. Üniversite boykotları ve personelin grevleri böylece protestonun genişlediğini, hareketin ortaöğretim kurumlarını aşarak daha genel bir toplumsal seferberlik bağlamına yerleştiğini gösteriyor. Okullarda, üniversitelerde, hastanelerde ve kamu kurumlarında sendikal örgütler personel eksikliğini, çalışma koşullarının kötüleşmesini ve maddi kaynakların yetersizliğini protesto ediyor. Bu güçlükler doğrudan çalışanları ve aynı zamanda kamu hizmetlerinin kullanıcılarını etkiliyor. Özellikle düşük gelirli aileleri etkiliyor; zira bu ailelerin kamu hizmetlerindeki yetersizlikleri özel çözümlerle telafi etme olanakları daha sınırlı. Böylece güvencesizlik birden fazla kuşağı etkiliyor. Meslekî istikrarsızlıkla karşı karşıya olan çalışanları, gelirleri temel ihtiyaçlarını karşılamakta güçlükle yeten haneleri ve eğitimlerini finanse etmek için çalışmak zorunda kalan öğrencileri kapsıyor. Ücretler, çalışma koşulları ve kamu hizmetlerine ayrılan kaynaklara ilişkin talepler bu nedenle liselilerin talepleriyle ortak noktalar taşıyor. İsyanlar zorunlu olarak tek bir hareket oluşturmuyor; ancak devletin ekonomik yönelimlerinin toplumsal sonuçları konusunda benzer soruları gündeme getiriyor. Bu bağlamda Genel İş Sendikasının (CGT) farklı meslek sektörlerinde seferberlik çağrıları, satın alma gücü, çalışma koşulları ve kamu hizmetlerinin finansmanına ilişkin protestoların bir parçasını oluşturuyor. Bu talepler gençlerin ve ailelerinin karşı karşıya kaldığı güçlüklerle yankılanıyor. Liseli hareketinin boyutu karşısında Millî Eğitim Bakanı, bir eylem planı sunmak amacıyla lise öğrenci örgütlerinin, öğretmen sendikalarının ve öğrenci velileri federasyonlarının temsilcileriyle görüştü. Aktarılan bilgilere göre açıklanan tedbirler lise öğrenci temsilcilerini tatmin etmedi ve temsilciler protestoların sürdürülmesi çağrısında bulundu.

6 Ekim 2026 Salı günü, bu isyanın bir sonraki aşamasını oluşturacak. Liseliler, üniversiteliler, eğitim personeli ve işçiler greve gitmeye ve Fransa genelinde düzenlenecek eylemlerde bir araya gelmeye çağrılıyor. Her sektörün kendine özgü taleplerinin ötesinde grev günü; eğitime ayrılan kaynakları, gençliğin haklarını, çalışma koşullarını ve kamu hizmetlerinin geleceğini ön plana çıkaracak.

*Parcoursup: Fransa’da lise son sınıf öğrencilerinin ve yeniden yükseköğrenime başvurmak isteyenlerin üniversite ve yükseköğretim programlarına başvurularını yaptığı merkezi sistem. Öğrencilerin yükseköğrenime erişim sürecinde önemli bir rol oynayan Parcoursup, eğitimdeki sınıfsal eşitsizliklerin yeniden üretildiği başlıca alanlardan biri olarak da eleştirilmektedir.

Tags: france lycéefransafransa liseliselycée
ShareTweetSendShareScanSend
Önceki Yazı

Yalova’da tersanede iş cinayeti: 1 işçi yaşamını yitirdi

Sonraki Yazı

DTCF’de faşistler devrimci öğrencilere saldırdı

İlgili Haberler

Dünya

Fransa’da yüz binler sokağa çıktı

6 Ekim 2026
Dünya

Mekke İttifakı, “Suudi Arabistan’a hızla askerî destek sağlanması” kararı aldı

6 Ekim 2026
Dünya

Zürih’te Hindistan halkıyla dayanışma eylemi

4 Ekim 2026
Dünya

İran’da 1 siyasî tutsak idam edildi

3 Ekim 2026
Dünya

Atina’da Hindistan halkı ile dayanışma eylemi

3 Ekim 2026
Dünya

Fransa’da liselilerin isyanı hakkında Jeunesse Communiste ile konuştuk

3 Ekim 2026
Sonraki Yazı

DTCF'de faşistler devrimci öğrencilere saldırdı

Hakkımızda

Yeni Demokrasi’de yer alan yazı, fotoğraf ve haberler kaynak gösterilmek şartıyla kullanılabilir.
Yeni Demokrasi; işçi sınıfı ve emekçilerin, ezilen ulus ve milliyetlerin, geleceksiz bırakılan gençliğin, devrimci tutsakların ve devrimci basının sesidir.

İletişim ve haber göndermek için e-posta adresimiz: yenidemokrasigazetesi@gmail.com

yd-logo-01 kopyası 2

2024 Yeni Demokrasi – Yeni Demokrasi’de yer alan yazı, fotoğraf ve haberler kaynak gösterilmek şartıyla kullanılabilir.

İletişim ve haber göndermek için e-posta adresimiz: yenidemokrasigazetesi@gmail.com

  • Anasayfa
  • Güncel
  • Emek
  • Ekonomi
  • Dünya
  • Kadın
  • Gençlik
  • Çevre
  • Kültür Sanat
  • Yazılar
  • Tüm Haberler
Sonuç yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
  • Anasayfa
  • Güncel
  • Emek
  • Ekonomi
  • Dünya
  • Kadın
  • Gençlik
  • Çevre
  • Kültür Sanat
  • Yazılar
    • ANALİZ
    • ANI – ANLATI
    • BİLİM
    • ÇEVİRİ
    • İZLENİM
    • KADIN
    • KOLEKTİF DOĞRULTU
    • MAKALE
    • MEŞA AZADÎ
    • POLİTİK – GÜNDEM
    • TARİHSEL BELLEK
  • Tüm Haberler

Copyleft 2020, dizayn yeni demokrasi
İletişim ve haber göndermek için e-posta adresimiz:yenidemokrasigazetesi@gmail.com