Yakın zamanda devrimci odak olmak üzere belirlenen çalışmaların bir yenisi gerçekleşti. Bundan önce de sendika.org sitesinde strateji tartışmaların gerçekleştirilmeye çalışıldı. Bunlar, devrimci birçok hareketin içinde olduğumuz gerileme koşullarına verdikleri tepkinin dışavurumları. Birlikler gerçekleştirmek atılan adımların taşıdığı zaaflara daha önce de dikkat çektik. Bizim için bu alandaki temel zaaf komünist partisinin yetersizliğidir. Buna rağmen bu yetersizliğin ortadan kalkmasını beklemek gibi anlayışla hareket edilemeyeceği açıktır. Aksine söz konusu yetersizliğin aşılması, hatta önce görülür kılınarak hareket doğrultusunun geliştirilmesi için bu birlikler için kafa yorulmalıdır. Örneğin “birleşik mücadele” gündeme gelen güç birliği arayışları hakkında tartışmalıyız. Buna neden itiraz ettiğimizi, bunun, savunulan biçimlerde aslında olanaksız olduğunu ortaya koymalıyız. Önümüze konduğunda net bir tutum koymalıyız. Bunun yanında ne tür birliklerin mümkün olduğunu da ortaya koymalıyız.
Deneyimlerin Gösterdiği
Bir devrimci odak olmak adına birleşik mücadeleyi yaratmak ve geliştirmek üzerine uzunca bir süredir devam eden arayışları, bu gibi süreçlerle ilgili herkes izliyordur. Yakın geçmişte yaşanan tecrübeden çıkarılması gereken derslerin ne olduğu veya ne olması gerektiği hakkında kapsamlı, özeleştirel bir değerlendirme olmamakla birlikte birçok parti veya örgüt bu tecrübenin sonuçlarının farkında. “Birleşik mücadele” platformunun temel açmazının “strateji” ile ilgili olduğunu içten içe kabul eden, ideolojik ve politik çizgideki tutarsızlığın ve gerçeklikten kopukluğun farkında olduğunu düşündüren bir yaklaşımla hareket ediliyor. Ne var ki bu kabul ve farkındalık bilinç düzeyine erişmeden, pratik içinde kayboluyor. Bu sorunun çözümü hiç kuşkusuz ciddi bir teorik çalışma ve tartışmadır. İçinde olduğumuz somutluk çıkış yolu bulmak için yaslanabileceğimiz yegâne zemindir.
“Strateji” tartışmalarının büyük oranda teoriden, devrimin niteliğinden bağımsız gelişmesi, sorunun “güç birliği” yaratmak hedefinde sıkışması kendi başına bir çıkışsız yola işaret ediyor. Güç birliği geçmişte de çok defa gündeme gelmiş, belli düzeylerde “eylem birliği” olarak gerçekleşebilmiştir. Eylem birliği bu gibi çalışmaların, mümkün olduğu takdirde, somutlaşan biçimidir. Eylem birliği çok geniş bir yelpazede yer alan çok çeşitli güçlerle her zaman gerçekleşebilir bir birlik şeklidir. Bu kavramı güç birliğinden ayırmak gerekiyor. Çünkü güç birliği devrimci eylemin, özel olarak devrimci hareketin önderlik sorununa bir “çözüm” aramayı içeriyor. Kendi stratejisi olmayanın, kendi çizgisini örgütleyemeyenin, kitle çizgisi gelişmemiş olanların ya da kitle çizgisi yaratmak gibi bir sorunu, dolayısıyla tartışması da olmayanların pratikleşen “kitleselleşme” sorununu “güç” birliği yaparak çözmesidir bunun anlamı.
Birleşerek Önderlik Mümkün mü?
Birleşik mücadele olarak da tanımlanan güç birliği, tam da bu nedenle hemen her zaman oportünistleri; devrimden, dolayısıyla kitlelerden de uzaklaşmış parti veya örgütleri ilgilendiren, tartıştıran bir mesele olmuştur. Devrimle ilgili temel sorunu kitle çizgisinde, devrim perspektifinde aramayan; devrimin önderliğini, yani komünist partisini örgütlemek gibi en temel sorunu çözme amacı gütmeyen yaklaşımların icadı olarak güç birliği genellikle boşa kürek çekenlerin bir tartışması olmuştur.
Bu tartışmayı biz, devrim perspektifinin oluşturulmasına, devrimci kitle çizgisinin geliştirilmesine yöneltmeliyiz. Bu da halkın koşullarını, ihtiyaçlarını, taleplerini, çelişkilerini belirli bir devrim anlayışı içinde incelemeyi, tartışmayı ve politikaya dönüştürmeyi içerir. Komünist bakış açısından güç birliği, güzergâhı ve hedefleri belli devrimin kitlesel örgütlenmesinden başka bir şey olamaz. Çok çeşitli parti veya örgütün bir araya gelip “devrimci odak” olmak hakkında tartışmasının güç birliği olarak tanımlaması abestir. Bu, olsa olsa eylem birliklerinin olanaklarını tartışmakla sınırlı bir çalışma olur. Elbette bu amaçla gerçekleşmesi halinde çok daha net, hazırlıklı ve samimi olacak “eylem birlikleri amaçlı” bir çalışma yararlıdır ve gereklidir. Bunu yaptığı halde çalışmayı “güç birliği” olarak tanımlamak ise devrimin dayandığı şartları ve kitleleri, aynı zamanda proleter bir devrim için çok daha zorunlu olan önderliği, yani komünist partisini “eylem birliğine” indirgemektir. Bu da devrimden, devrimin kitlelerin eseri olduğu gerçeğinden kopuk düşünüldüğünü ele verir.
Sınıfların Birliği Olarak “Güç Birliği”
“Güç birliği” kavramının devrim için kitlesel örgütlenmelerde gerçekleşebileceğini ifade ettik. Bunun nedeni devrimin çeşitli sınıfların birliğini içermesidir. Çeşitli sınıflar devrim karşısında farklı çıkarlara sahiptir. Bu nedenle sınıflar devrim için birleştiklerinde bir tür “güç birliği” yapmış olurlar. Farklı çıkarların belli bir süreç içinde ortaklaşması ve bu ortaklaşmanın sınıf güçlerinin birleşmesiyle somutlaşması “güç birliği” kavramının içerdiği anlamları önemli ölçüde karşılamaktadır. Burada özel olan bir nokta var gene de. Bir devrim için ya da devrimci bir birlik yaratmak için güç birliği, devrimci bir önderlik de gerektirir. Bu nedenle söz konusu “güç birliği” sadece devrimden çıkarı olan sınıfların birleşmesini içermez, aynı zamanda ve zorunlu olarak devrimci bir önderliği de içerir. Devrimci bir önderlik olmaksızın, herhangi bir güç birliği gerçekleşemez ya da varlığını koruyup ilerleyemez. Komünist partisi olarak somutlaştırdığımız bu önderlik güç birliğinin içeriğini, ilerleyeceği güzergâhı, ilkelerini, örgütlenme biçimini, yetkilerini, sorumluluklarını belirler. Farklı çıkarlardan hareketle birleşen sınıflar da bu belirlemelerden aldıkları güvenle birleşirler. Bu sürecin bir önderlik çizgisine rağmen oluşması mümkün değildir; bu durumda, yani önderliği olmaksızın başlayacak bu tür bir süreç kesinlikle geçici olacaktır.
Burada sözünü ettiğimiz birliğin, ad olarak “güç birliği” olmaktan çok “cephe” olduğu konuyla ilgili olan herkes tarafından anlaşılacaktır. Devrimin sac ayağından biri olan cephe örgütlenmesi sınıfların birleşmesi olarak bir güç birliğidir; devrim için ve komünist partisi önderliğindeki bu güç birliğinin literatürdeki karşılığı güç birliğidir. Komünistler açısından farklı çıkarlardan ya da stratejik olarak farklı anlayışlardan meydana gelen güç birliği devrim için cephe örgütlenmesinden ibarettir; daha doğru bir ifadeyle bundan ibaret olmalıdır. Bunun dışındaki “birlik arayışları” eğer cephe amacı içermiyorsa devrimin önderliğini oluşturmak amacı içerir. Önderlik ise, hemen herkesin kabul edeceği gibi üzerinde birleşilmiş bir ideolojik zemin, genel siyasî çizgi ve doğru bir kitle çizgisi gerektirir. Farklı anlayışlardan parti veya örgütlerin bu olmadan “birleşmesi” olarak güç birliği komünistlerin kendilerini var edecekleri bir zemin değildir, olmamalıdır.
Somut Olarak Eylemde Birleşmek
Adına cephe denmeyen, bunun yerine “güç birliği” denen platformlar hakkında uzunca bir süredir tartışıyoruz. Cephe anlayışı içeren birliklerle ilgili görüşümüzün geniş ölçekte; ama daha çok da yakın çevremizce bilindiğini düşünüyoruz. Farklı alanlarda gündeme geldiğinde nasıl tartışacağımız ve tanımları neye göre yapacağımız konusunda ortak bir tutum içince olmak fikrimizin örgütlenmesi bakımından önemlidir. Ayrıca, başka parti ve örgütlerle ortak hareket etmenin de kıstasları, hedefleri ve olanakları da bu tartışmamızda ortaya konmaktadır.
En son bu içerikte yapılan tartışmada da yukarıda özetlediğimiz yaklaşıma uygun bir tutum içinde olduk. Mümkün oldukça bu tartışmalara ve toplantılara katılmayı, bunun için oluşturulmuş platformlarda yer almayı benimsiyoruz. Bunun nedeni beklentimizin bu çalışmaları örgütleyenlerle aynı beklentilere sahip olmamız değildir. Aksine, beklentilerimizin çok farklı olduğunu vurguluyoruz. Bu tartışmalara katılmamızdaki temel neden “eylem birlikleri” için koşulları izlemek, tanımlamak ve zorlamaktır. Bununla birlikte örgütleyicilerin “güç birliği” anlayışını eleştirmek, farklı beklentimizi bu eleştiri içinde göstermektir.
Çok farklı anlayışlardan parti ve örgütlerin “güç birliği” yaratmalarının mümkün olmadığını bu çalışmada bir kez daha gördük. Kendilerini farklı biçimlerde örgütleyen ve pratikte farklı hedefleri olan parti ve örgütler, sonuç olarak, diğerlerini kendi pratiklerine “davet eden” bir tutum içinde oldular. Bunun doğal bir davranış olduğu açıktır. Bu doğal davranışın önce teoride, orada ortaklaşılsa bile pratikte karşılıksız kalacağı açıktır. Genel bir dünya ve özelde de bölge ve Türkiye analizi yapıldığında güncele dair birçok belirlemede yüzeysel bir ortaklaşma bazen mümkündür. Bu somut pratikte de ortak yorumlar öne çıktı. Güncel olanın sıradanlığı ve basitliği böyle bir sonuç için belirleyici olmuştur. Oysa, güncel olanda içerili bütünlüğe denk gelen kavramlar üzerinde durulduğunda ortaklık olmadığını da gördük. Yapılan değerlendirmelerde derin farkların varlığı dikkat çekiydi. Ne var ki amaç “birlik” olduğundan bu farkların üzerinde durmak gerekmedi.
Anti Emperyalizm için Eylem Birliği
Hemen devamında bu değerlendirmeler ışığında ne yapılması gerektiği, nasıl birlikte hareket edileceği tartışıldığında “mümkün olmayan” güç birliği, kullanılan adla “birleşik mücadele” gerçekliği kendini gösterdi. Devrimci bir odak yaratmak amacı sonuç olarak belirli bir gündeme dair devrimci bir eylem birliği yaratmak amacıyla sonuçlandı. Bizim de beklentimiz bu yöndeydi. Dolayısıyla belirlenen hedef ve çalışma bizim için önemlidir, amacımıza uygundur. Anti emperyalist mücadelenin somutlaşması ve kitlelere mal edilmek üzere geliştirilmesi önümüze koyduğumuz hedeflerin bir parçasıdır. Bunun geniş kesimlere taşınmak üzere belirli bir çevreden başlaması akla ve gerçeğe uygundur. Hem dünya çapında derinleşen çelişkilerin yol açtığı siyasî gerilimlerin karşısında halkların çıkarlarını savunmak hem de olası bir “haksız savaş” karşısında tüm olanakları haklı savaşlar lehine değerlendirmek devrimci hareketin varlığını destekleyen, güçlendiren bir tutumdur. İçinde olduğumuz dönemde bunun aksi yöndeki fikirlerin yaygınlığı dikkate alındığında bu tutumun önemi daha da anlaşılır olacaktır. Hem emperyalizmin genel bir teşhiri hem de ona karşı halkların mutlak zaferinin kaçınılmazlığını propaganda edebileceğimiz bir tutumdan söz ediyoruz. Bunun için birleşmek ve eyleme geçmek gayet mümkündür ve bu, tecrübeyle de sabittir.
Önümüzdeki yıl Türkiye’de gerçekleşecek NATO toplantısı anti emperyalist mücadelenin önemli bir göstergesi olacaktır. Söz konusu çalışmada buna dikkat çekilmesi ve bu toplantıya yoğunlaşılması isabetli bir tutum olmuştur. Bunun ülke çapında da geliştirilmesi gerektiği açıktır. Ülkenin hemen her yerinde emperyalizmin, özelde NATO üyesi emperyalistlerin çıkarlarını gerçekleştirmek üzere atılan veya planlanmış adımlar söz konusu. Talan siyasetinin bir ucunda mutlaka NATO bulunmaktadır. Genel olarak ülkenin bağımlılığının da kaynaklarından biridir NATO…
NATO, bugün tüm dünyada cereyan eden gerilimlerin baş ya da ilk sorumlusudur. Başını ABD, İngiltere çekse de tüm NATO üyeleri bu sorumluluğun taşıyıcılarıdır. Halklar tam da NATO içinde mevzilenmiş emperyalist, faşist ve gerici devletlerin her türden saldırısıyla karşı karşıyadır. Sadece halklar değil, aynı zamanda halkların yaşam alanları ve birikimleriyle birlikte yarattıkları zenginlikler, ülkelerindeki yeraltı ve yer üstü zenginlikleri yıkıcı bir saldırının altındadır. Bu saldırılar karşısında “eylemde birlik” temelli bir çalışmanın amaçlanması, ortaya konması doğru bir yaklaşımdır.
Devrimci eylem birliklerinin aranması, gerçekleştirilmesi her zaman için bir sorumluluk olmalıdır. Burada bu sorumluluk ortaya konmuştur. Önümüzdeki dönem, bu sorumluluğu detaylandırmak ve kendi pratiğimizde gerçekleştirmek üzere yoğunlaşacağımız bir dönem olacaktır.








