Bu yıl da 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddetle Uluslararası Mücadele Günü baskıya, sömürüye ve şiddete karşı isyanı kuşanan kadınların sokakları doldurup taleplerini haykırmasıyla geride kaldı. Dünyanın dört bir yanında milyonlarca kadın sokaktaydı. Mirabel kardeşlerin Dominik Cumhuriyeti’nde Rafael Tirujillo diktatörlüğüne karşı özgürlük ve eşitlik için yaktığı ateş, bir kez daha kadınların ellerinde harlandı; aynı isyan ateşi bu yıl da meydanları sardı.
25 Kasım’ın kadınların hafızasında her zaman özel bir yeri vardır. 25 Kasım, senelerdir devletin kadın kitlelerini sokaktan koparmaya çalıştığı günün adıdır. Biz biliriz ki 25 Kasım demek, bir araya gelmek için onlarca sokağın binlerce kadın tarafından inatla, sabırla arşınlanması; buluşulacak anın günler öncesinden kovalanması demektir. 25 Kasım demek emeğimiz için, bedenimiz için, kimliğimiz için, birbirimiz için kavga demektir. Biz biliriz ki o gün, dövizlerin şiarları günler öncesinden seçilir; saatlerce hazırlanan dövizlere öfkeyle, umutla şiarlar yazılır.
Kadınlar 2025’in 25 Kasım’ında da bu heyecanla, buluşmanın inadını kuşanarak yürüdüler. Yoğun gözaltı ve işkence saldırıları nedeniyle uzun süredir parçalı eylemler yapmak zorunda kalan kadınlar, bu yıl Taksim’de, Ankara’da, İzmir’de, Dersim’de ve onlarca şehirde buluştular.
Her yıl 25 Kasım’da dövizlere yazılan şiarlar güncel sorunlara göre değişse de kadına yönelik her türden şiddet güncelliğini koruyor. Kadınların soracağı çok soru, çok hesap var: Yalnızca Kasım ayında katledilmiş 25 kadının hesabı var. Eylem alanlarında “Rojin Kabaiş’e Ne Oldu?”, “Gülistan Doku Nerede?” soruları yankılandı. Rojin adıyla öne çıkan hesap sorma inadı; kaybedilen, şüpheli denilerek katledilen, intihar denilerek üzeri kapatılan, balkondan düştü denilerek adı unutturulmaya çalışılan binlerce kadının susturulamayacak hesabının ve öfkesinin adıydı.
Kadınların alanlarda haykırdığı her soru, sadece faillerin değil, bu düzenin kendisinin yargılandığını gösteriyor. Gözaltında kaybettiklerinden şüpheli kadın ölümlerine kadar her karanlık sayfanın, şüpheli her ölümün arkasından devlet çıkıyor. Çünkü kadınların yaşamına yönelen şiddet, tesadüf değil; sistemli politikaların sonucu.
Bu politikaların bir parçası olarak, 2025 yılının “Aile Yılı” ilan edilmesi, kadınları yeniden “ev, aile, çocuk bakımı ve geleneksel roller” başlıkları altında dört duvar arasına hapsetmeyi hedefinin açık ilanı oldu. Kadınlar bu kuşatmaya, “kadının yeri evidir” diyenlere karşı; “2025 Aile Yılı olacak” diyenlere karşı; “Aile Değiliz, Kadınız! Kadınlar İsyandayız!” ve “Aile Yılı Değil Kavga Yılı!” şiarlarıyla yanıt verdi, sokakları kuşattı.
Aynı dönemde hazırlanıp Meclis’e sunulan 11. Yargı Paketi de kadınların gündemindeydi. Bu paket, kadınların nafaka, boşanma ve velayet haklarına; LGBTİ+ların özgürce yaşam hakkına saldırıyor. “Üreme yeteneğinden yoksunluk” gibi insanlık dışı şartları tanımlıyor. 16 yaşındaki kız çocuklarının evlendirilmesinin ve çocuk işçiliğinin önünü açıyor. “Atanmış cinsiyetine uygun davranmayanları” ve bu davranışı “teşvik edenleri” hapse göndermeye hazırlanıyor. Aynı zamanda “örgütlü suçlar” kapsamında yargılanan çocuklara verilecek cezaları artırarak her gün daha da yoksullaştırdığı, MESEM’lerle sömürdüğü çocuklara “mücadeleden uzak dur” diyor! Kadınlar bu saldırı paketine karşı sokaktaydı: “11. Yargı Paketine Karşı Ayağa Kalk!” dövizleriyle alanları doldurdular.
Elde edilmiş hakların her geçen gün daha pervasız biçimde tırpanlanması, kadınların yıllar süren mücadelesine yönelmiş topyekûn bir saldırıdır. Kadını miras hakkından, nafaka hakkından, boşanma hakkından, çalışma hakkından mahrum bırakmak isteyen devlet aynı mesajı bir kez daha veriyor: Kadını “ikinci cins” konumuna sürmeye çalışıyor. Kadınlar, yıllar içinde büyük bedellerle kazanılmış haklarını hedef alan bu kuşatmaya karşı, meydanlarda kararlılıkla haykırıyor: “Kazanılmış Haklarımızdan Vazgeçmeyeceğiz!”
25 Kasım’dan günler önce Dilovası’nda bir parfüm deposunda önüne geçilmeyen ihmaller nedeniyle çıkan yangın sonucu altı kadın ve çocuk işçi katledildi. Aynı mahallede oturmasına rağmen katledilen işçi kadınlar ayrı saatlerde ve ayrı yerlerde toprağa verildi. Halkın öfkesini ve hesap sormasını engellemek isteyenler bir kez daha kadınların öfkesine yenildi. Çünkü 25 Kasım günü binlerce kadının çığlığı ile Dilovası’nda katledilen kadınların sesi tüm ülkede yankılandı. “Dilovası’nda Katledilen Kadınlar İsyanımızdır!”
Ucuz iş gücü, güvencesiz ve esnek çalışma koşullarının hiçbir yaptırımı olmayınca en büyük hak gasbına yine kadın işçiler uğruyor. Açlık sınırında çalışan kadınlar, eve ekmek götürmeye çalışan kadınlar, alınmayan en basit önlemler yüzünden katlediliyor. Kadınların ellerinde bayraklaşan şiarların başında yoksulluk, iş cinayetleri, güvencesizlik geliyor çünkü bunlar birer slogan değil; her kadının kendi yaşadığı haksızlıkların, yok sayılmanın, açlığın somut hikâyesi. Çocuğuna beslenme hazırlayamayan, pazara bile gidemeyen kadınlar, açlığın kader olmadığını haykırırken daha büyük bir isyanı içlerinde taşıyor:
Kadınlar sokaklar arşınlayıp alanlarda bir araya gelmeye çalışırken, “Katledilen Kadınlar İsyanımızdır!” derken Cumhurbaşkanı Erdoğan “Ulusal eylem planı” kapsamında kürsüde yaptığı konuşmada kadına yönelik şiddeti kınadı. Şiddeti kimin uyguladığına dair somut hiçbir cümle kurmadan şiddete uğrayan kadınların yanında olduğunu ifade etti. Buna alay etmekten başka bir şey denemez. Kadınlar senelerdir alanlardan gerçeği haykırıyorlar: “Erkek Vuruyor, Devlet Koruyor!” Biz biliyoruz ki şiddeti üreten devlet, şiddeti yok edemez. Onu alt edecek olan, sırtımızdaki sopayı kıracak olan bizim yumruğumuzdur!
25 Kasım’da Taksim’de kadınların, işçilerin, Filistinlilerin, Hindistan’da direnen Adivasi kadınlarının sesi bir arada yankılandı. Kadınlar dünyanın dört bir yanında aynı zincirlere vurulmaya çalışılıyor; aynı mücadelenin farklı cephelerinde aynı inatla direniyor. O inat; umut ve direnç demektir. Bu güç ile 2025 yılını aile yılı değil kavga yılı, umut yılı, direnç yılı yapalım!
Kadınların sloganları her geçen gün kampüslerden, fabrikalardan, atölyelerden, evlerden daha net duyuluyor. Devletin ikiyüzlü politikaları daha açık biçimde teşhir oluyor. Kadınlar yüzyıllardır toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin baş aktörünün devlet olduğunu açıkça ortaya koyuyor. Erkek-devlet şiddetine karşı mücadele için alanları her geçen gün daha fazla dolduracağız! 25 Kasım’ın ardından bir kez daha görüyoruz ki dünyanın hiçbir yerinde egemenler kadınların yürüyüşünü durduramıyor. Devletin baskısı, erkek şiddeti, yoksulluğun zincirleri, hak gaspları… Hiçbiri kadınların biriken öfkesini, dayanışmasını ve iradesini bastıramıyor. Sokaklarda yükselen her slogan, her adım, her yumruk kadınların yüzyıllardır süren direnişine ekleniyor.
Bugün bize ölümü, sömürüyü, yoksulluğu, korkuyu, yılgınlığı, karanlığı dayatanlara cevabımız örgütlü mücadelemiz ve inatla yürüyüşümüz olacak. Geleceği örgütlü mücadelemizle, korku değil inatla; yılgınlık değil dirençle, karanlık değil umutla kuracağız!








