28 Mart, Cumartesi
Yeni Demokrasi Gazetesi
Sonuç yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
  • Anasayfa
  • Güncel
  • Emek
  • Ekonomi
  • Dünya
  • Kadın
  • Gençlik
  • Çevre
  • Kültür Sanat
  • Yazılar
    • ANALİZ
    • ANI – ANLATI
    • BİLİM
    • ÇEVİRİ
    • İZLENİM
    • KADIN
    • KOLEKTİF DOĞRULTU
    • MAKALE
    • MEŞA AZADÎ
    • POLİTİK – GÜNDEM
    • TARİHSEL BELLEK
  • Tüm Haberler
Yeni Demokrasi Gazetesi
Sonuç yok
Tüm Sonuçları Görüntüle

Anasayfa » Orta Doğu Krizinde Çin’in Ekonomik Hesapları Sarsılıyor

Orta Doğu Krizinde Çin’in Ekonomik Hesapları Sarsılıyor

28 Mart 2026
içinde Dünya, Yazılar
Facebook'ta PaylaşX'te PaylaşWhatsappTelegram

ABD ve Siyonist İsrail’in İran’a başlattığı saldırı dalgası aylardır süren tehdit mesajlarının ardından halihazırda bekleniyordu. Müzakere masası sadece saldırıyı ertelemek ve diplomatik baskının sınırlarını test etmek için kullanılan geçici bir araç işlevi gördü. Askerî operasyonun başlamasıyla birlikte Orta Doğu’daki güç dengeleri yeniden hareketlenirken bu gelişme yalnızca bölgesel bir güvenlik meselesi olmaktan çıkıp emperyalist rekabetin yeni bir sahnesine dönüştü.

İran’a yönelik saldırılar özellikle enerji güvenliği ve ticaret yolları bakımından dünya ekonomisini doğrudan etkileyebilecek bir krizi tetikleme potansiyeli taşıyor. Bu nedenle savaşın seyri yalnızca Washington, Tel Aviv ve Tahran arasındaki ilişkilerle sınırlı kalmayacak; başta Çin olmak üzere emperyal güçlerin stratejik hesaplarını da doğrudan etkileyecektir.

STRATEJİK HESAPLAR

Son yıllarda ekonomik ve askerî kapasitesini hızla artıran Çin, Orta Doğu’daki istikrarsızlığın dünya ekonomisi üzerindeki etkilerini yakından takip ediyor. İran, Çin’in enerji tedarik zincirinde önemli bir konuma sahipken bölgedeki geniş çaplı bir savaş Pekin’in ekonomik çıkarlarını ve küresel ticaret ağlarını da tehdit edebilir. Bu nedenle Çin yönetimi bir yandan savaşın yayılmasını önleyecek diplomatik çağrılar yaparken diğer yandan güç dengelerinde ortaya çıkabilecek yeni fırsatları dikkatle hesaplıyor.

Çin Dışişleri Bakanı Wang Yi, 1 Mart’ta yaptığı açıklamada “müzakerelerin ortasında İran’a saldırmayı ve egemen bir ülkenin liderine suikast düzenleyerek rejim değişikliğini kışkırtmayı” kabul edilemez olarak nitelendirdi. Pekin yönetimi aynı zamanda Tahran’daki vatandaşlarından birinin hayatını kaybettiğini duyurarak Çin vatandaşlarına İran’ı mümkün olan en kısa sürede terk etmeleri çağrısında bulundu. Bu açıklamalar, Çin’in krizi doğrudan askerî bir angajmana dönüştürmeden diplomatik düzlemde yönetmeye çalıştığını gösteriyor.

ENERJİ BAĞIMLILIĞI VE HÜRMÜZ BOĞAZI’NIN ÖNEMİ

Çin’in temkinli yaklaşımının arkasında güçlü ekonomik nedenler bulunuyor. Dünyanın açık ara en büyük petrol ithalatçısı olan Çin, günde 11 milyon varilden fazla petrolü yurt dışından satın alıyor ve Orta Doğu’daki deniz trafiğinde yaşanabilecek ani bir kesintiye doğrudan maruz kalıyor. Çin’in petrolünün yaklaşık yarısı Suudi Arabistan, Irak ve Birleşik Arap Emirlikleri gibi ülkelerden geliyor ve bu sevkiyatların büyük bölümü Hürmüz Boğazı üzerinden geçiyor. Basra Körfezi’nden çıkan tankerler için kritik bir geçit olan bu boğazdaki herhangi bir aksama Çin’in enerji arzını doğrudan tehdit ediyor. Denizcilik veri şirketi Kpler’e göre İran, Çin’in deniz yoluyla yaptığı petrol ithalatının yaklaşık yüzde 13,4’ünü karşılıyor ve bu da Tahran’ı Pekin için önemli bir stratejik ortak haline getiriyor. Ayrıca İran’ın Hürmüz Boğazı’ndan geçecek petrol tankerleri için ödemelerin dolar yerine Çin yuanı ile yapılmasını şart koşmayı değerlendirdiği iddia edildi. Gelişme petrol fiyatlarını yukarı çekti. Bu iddia bile iki ülke arasındaki derin ekonomik bağı gözler önüne seriyor.

Enerji bağımlılığı yalnızca petrolle sınırlı değil. Analiz şirketi Trivium China’ya göre Çin’in kükürt ithalatının yaklaşık yüzde 40’ı Körfez bölgesinden geliyor ve küresel gübre üretiminde kullanılan girdilerin yüzde 30’undan fazlası da Hürmüz Boğazı’ndan geçiyor. Bu nedenle bölgede yaşanabilecek uzun süreli bir kesinti yalnızca enerji piyasalarını değil, küresel tarım ve sanayi üretimini de etkileyebilecek sonuçlar doğurabilir.

ÇİN’İN EKONOMİK VE STRATEJİK DÖNÜŞÜMÜ

Bununla birlikte analistler, Çin’in enerji güvenliğinin son yıllarda belirli ölçüde güçlendiğine dikkat çekiyor. Yenilenebilir enerji kapasitesindeki hızlı artış, ulaştırma sektörünün giderek daha fazla elektriklendirilmesi ve yerli petrol ve gaz arama faaliyetlerinin genişletilmesi Pekin’in kırılganlığını azaltmaya yönelik önemli adımlar olarak görülüyor. Buna rağmen İran’ı içeren bir savaşın uzaması halinde Çin’in yeni enerji ve hammadde tedarik hatları bulmak için küresel ölçekte yoğun bir rekabete girmesi kaçınılmaz olabilir.

Çin’in Orta Doğu ile ilişkileri son yirmi yılda önemli ölçüde genişledi. Ekonomik büyümenin hız kazanmasıyla birlikte enerji talebi de artmış ve bölge Pekin için kritik bir petrol ve gaz tedarik merkezi haline gelmiştir. Günümüzde Çin dünyanın en büyük ham petrol ithalatçısıdır ve bu petrolün önemli bir bölümü Basra Körfezi’nden gelmektedir. Bu nedenle Orta Doğu’daki istikrar Çin için yalnızca ekonomik değil aynı zamanda stratejik bir mesele olarak görülmektedir. Aynı dönemde Çin, ticaret, altyapı yatırımları ve enerji projeleri aracılığıyla bölgedeki birçok ülkenin en önemli ekonomik ortaklarından biri haline geldi. Bölge ayrıca Çin’in Asya, Avrupa ve Afrika arasında yeni ticaret koridorları kurmayı hedefleyen “Kuşak ve Yol Girişimi” için de kritik bir konumda bulunuyor. İran ise bu strateji içinde özel ve karmaşık bir yere sahip. Batı yaptırımlarına rağmen Çin, İran’ın en büyük ticaret ortağı olmaya devam ediyor ve İran petrolünün önemli bir kısmı çeşitli aracılar ve alternatif ticaret mekanizmaları aracılığıyla Çin’e yöneliyor. Bu durum Tahran için hayati bir ekonomik çıkış kapısı oluştururken Pekin’e de indirimli enerji kaynaklarına erişim sağlıyor.

ÇİN EKONOMİSİ SARSILIYOR MU?

İran’ı içeren bir savaş bu denklemi ciddi biçimde sarsma ihtimaline sahip. Basra Körfezi dünyanın en kritik enerji koridorlarından biri olmayı sürdürürken bölgede yaşanacak bir istikrarsızlık küresel enerji piyasalarında dalgalanmalara yol açabilir ve Çin ekonomisini doğrudan etkileyebilir.

Çatışma aynı zamanda analistlerin “Çin’in Hürmüz ikilemi” olarak adlandırdığı stratejik sorunu da görünür kılıyor. Çin ekonomisi büyük ölçüde Orta Doğu’dan gelen enerji akışına bağlı ve bu enerji sevkiyatının önemli bir kısmı Hürmüz Boğazı gibi dar geçitlerden geçiyor. Pekin son yıllarda Rusya, Orta Asya ve Afrika’dan enerji ithalatını artırarak kaynaklarını çeşitlendirmeye çalışsa da Körfez bölgesi Çin’in enerji stratejisi açısından vazgeçilmez olmaya devam ediyor.

Bu durum Çin’in Orta Doğu politikasının temel bir özelliğini de ortaya koyuyor: ekonomik nüfuzun askerî angajmanla desteklenmemesi. Amerika Birleşik Devletleri onlarca yıldır bölgede askerî üsler ve güvenlik ortaklıklarıyla belirleyici bir rol oynarken Çin daha çok ticaret, yatırım ve diplomasiye dayalı bir strateji izledi. Pekin kendisini taraflar arasında arabuluculuk yapabilecek bir aktör olarak sunmaya çalıştı ve 2023’te İran ile Suudi Arabistan arasında sağlanan diplomatik yakınlaşma bu yaklaşımın en dikkat çekici örneklerinden biri oldu.

Ancak mevcut savaş bu stratejinin sınırlarını da ortaya koyuyor. Çin İran ile güçlü ekonomik bağlara sahip olsa da İsrail veya diğer bölgesel aktörler üzerinde belirleyici bir siyasî etkiye sahip değil. Bu nedenle Pekin’in krize verdiği yanıt büyük ölçüde diplomatik açıklamalar ve itidal çağrılarıyla sınırlı kaldı. Bu tablo aynı zamanda ABD ile Çin arasındaki küresel rekabetin Orta Doğu’daki yansımalarını da gösteriyor. Washington askerî varlığı sayesinde bölgedeki güvenlik mimarisini şekillendirme kapasitesini korurken Çin ekonomik gücüne rağmen güvenlik alanında sınırlı bir rol oynuyor. Bununla birlikte uzun süreli bir kriz, bölge ülkelerinin dış ortaklıklarını çeşitlendirme arayışını hızlandırabilir ve Çin’in diplomatik nüfuzunu genişletmesi için yeni fırsatlar yaratabilir.

Sonuç olarak Çin sosyal emperyalizmi ekonomik bağlarını derinleştirirken çatışma ve savaştan uzak kalmayı tercih ediyor.  Savaş ve çatışma gibi dış riskler, Çin ekonomisi için özellikle hassas bir dönemde ortaya çıkıyor. Pekin yönetimi kısa süre önce ekonomik büyüme hedefini 1991’den bu yana en düşük seviyelerden birine çekti. Bu ayarlama, zayıflayan tüketici talebi, uzun süredir devam eden emlak sektörü krizi ve yerel yönetimlerin artan borç yükü gibi bir dizi yapısal sorunun ekonomide yarattığı baskıyı yansıtıyor. Çin yönetimi, ihracattaki artışın bu iç ekonomik zayıflıkları dengelemeye yardımcı olacağını umuyordu. Ancak bu strateji giderek daha karmaşık bir hal alıyor. Pekin, bir yandan ABD ile devam eden ticaret gerilimi nedeniyle önemli pazarlara ve kritik teknolojilere erişimde sınırlamalarla karşı karşıya kalırken diğer yandan küresel talepteki dalgalanmalar ihracat odaklı büyüme modelinin sürdürülebilirliğini zorlaştırıyor.

Bu nedenle Orta Doğu’da uzun süreli bir çatışmanın ortaya çıkması Çin ekonomisi açısından yeni bir belirsizlik katmanı anlamına geliyor. Deniz ticaret yollarında yaşanabilecek aksaklıklar, enerji maliyetlerinde olası artışlar ve küresel finansal piyasalardaki istikrarsızlık Pekin’in ihracat odaklı toparlanma stratejisini ciddi biçimde zayıflatabilir. Enerji fiyatlarındaki yükseliş üretim maliyetlerini artırırken ticaret yollarındaki riskler Çin’in küresel tedarik zincirlerindeki rolünü de baskı altına alabilir.

HALKLAR YIKIMIN SORUMLUSU DEĞİL; BEDELİNİ DE ÖDEMEYECEKLER

İran’a yönelik saldırılar ve savaş emperyalist güçler arasındaki rekabette açıkça bir tehdit mesajı içerirken aynı zamanda halklara da gözdağı verilmek isteniyor. Haksız savaşların en çok etkileneni halklar olurken emperyalistler meydan okumaya, tehdit etmeye, savaş kışkırtıcılığı yapmaya devam ediyor. İran, Lübnan, Suriye örneklerinde görüldüğü gibi, savaş yüzünden halklar evlerini terk etmek, göç etmek zorunda kalıyor, çoğu zaman katlediliyorlar, Gazze’de somutlaştığı gibi bir halkın yaşam alanları yok ediliyor, hatta direnen halk soykırıma uğruyor. Ekonomik ve hegemonyal güç mücadelesi içerisinde fatura yine bu savaşın tarafı olmayan halklara kesilecek. Emperyalistlerin hedefleri ve çıkarları doğrultusunda başlattıkları savaşlarda bedeli ödemek zorunda kalan yine halklar oluyor. Her stratejik hamle, her bombalama, her askerî manevra, emperyalistlerin çıkarlarına hizmet ederken halklar taraf olmadıkları savaşın etkilerini yaşamak zorunda kalıyor. Halkların sadece bir nesne olarak görüldükleri haksız savaşların tarafı olmamak, bunun yerine haklı savaşlarda birer özne olabilmek halkların bedel ödemediği ancak hesap sorduğu bir tarihi dönemece işarettir. Ne Çin sosyal emperyalizmi ne Molla rejimi ne de sömürgeci ABD ve İsrail halklara umut vadedebilir. Onların vadettikleri savaş, ölüm, yıkım ve göç yollarıdır. Antiemperyalist tavır halkların tek gerçek seçeneğidir. Bu bilinçle yol alınmalı, halkların umudunu kendi ellerinde aramasının olanakları yaratılmalıdır. Bugün, halklar sadece savaşın ve yıkımın kurbanı değil, aynı zamanda kendi tarihlerini yazabilecek özne konumundadır. Antiemperyalist tavır, bu tarihsel öznenin yolunu açar ve halkların umutlarını yeniden yeşertir. Umudu, dayanışmada ve özgürlük mücadelesinde aramak gerekir; çünkü halkların gerçek kurtuluşu kendi ellerindedir.

Tags: çinekonomik krizhürmüz boğazıorta doğu
ShareTweetSendShareScanSend
Önceki Yazı

Filistin Eylem Komitesi Siyonist İsrail Başkonsolosluğu’na yürüdü

İlgili Haberler

Çevre

Onların “Ucuz Elektriği” Halka Ağır Faturalar Çıkarıyor!

28 Mart 2026
İZLENİM

Faşizmin Kuşatması Altındaki Bir İsmin Halkın Dilinde Sloganlaşması

27 Mart 2026
Kadın

YDK Çalıştayında Buluşalım Gelişelim, Geliştirelim!

27 Mart 2026
Dünya

İşkenceci Siyonist askerler 1 yaşındaki bebeğe işkence yaptı

25 Mart 2026
Dünya

Delhi’de kaçırılan 10 devrimci serbest bırakıldı

23 Mart 2026
Dünya

İran’dan Irak’a doğal gaz akışı tamamen durduruldu

19 Mart 2026

Hakkımızda

Yeni Demokrasi’de yer alan yazı, fotoğraf ve haberler kaynak gösterilmek şartıyla kullanılabilir.
Yeni Demokrasi; işçi sınıfı ve emekçilerin, ezilen ulus ve milliyetlerin, geleceksiz bırakılan gençliğin, devrimci tutsakların ve devrimci basının sesidir.

İletişim ve haber göndermek için e-posta adresimiz: yenidemokrasigazetesi@gmail.com

yd-logo-01 kopyası 2

2024 Yeni Demokrasi – Yeni Demokrasi’de yer alan yazı, fotoğraf ve haberler kaynak gösterilmek şartıyla kullanılabilir.

İletişim ve haber göndermek için e-posta adresimiz: yenidemokrasigazetesi@gmail.com

  • Anasayfa
  • Güncel
  • Emek
  • Ekonomi
  • Dünya
  • Kadın
  • Gençlik
  • Çevre
  • Kültür Sanat
  • Yazılar
  • Tüm Haberler
Sonuç yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
  • Anasayfa
  • Güncel
  • Emek
  • Ekonomi
  • Dünya
  • Kadın
  • Gençlik
  • Çevre
  • Kültür Sanat
  • Yazılar
    • ANALİZ
    • ANI – ANLATI
    • BİLİM
    • ÇEVİRİ
    • İZLENİM
    • KADIN
    • KOLEKTİF DOĞRULTU
    • MAKALE
    • MEŞA AZADÎ
    • POLİTİK – GÜNDEM
    • TARİHSEL BELLEK
  • Tüm Haberler

Copyleft 2020, dizayn yeni demokrasi
İletişim ve haber göndermek için e-posta adresimiz:yenidemokrasigazetesi@gmail.com