HKP (Maoist) eski Politbüro üyesi Devuji tarafından verilen birkaç röportaj şu an internette mevcut. Bunlar Telugu ve Hint dillerinde yayımlandı. Indian Express’in (Mumbai) 14 Mart sayısında bu röportajlar yayımlandı.
Devuji teslim olmadığını iddia ediyor. Mücadele alanında yer değiştirmeye çalışırken yakalandığını söylüyor. Bu nedenle bunun bir teslimiyet değil, tutuklanma olduğunu savunuyor. Bu akıl yürütme oldukça tartışmalıdır. Peki, Telangana hükûmeti tarafından teslim olanlara verilen parayı kabul etmelerine ne demeli? Üstelik bu miktarın artırılmasını talep etmeleri gibi utanç verici bir durum da yaşandı! Her ne kadar şimdi bunun bir hata olduğunu kabul etse de bu tür düşüncelerin akıldan geçirilmiş olması bile tek başına açıklayıcıdır.
Devuji, tutuklanmasını/teslimiyetini devrimci hareketin çıkarları doğrultusunda yapılmış bir şey olarak meşrulaştırmaya çalıştı. Argümanı şöyle: Eğer devletin sunduğu teslimiyet teklifini reddetseydi hapse atılacaktı. Bu da onun kitlelerle bağını koparacaktı. Hareketin yeniden canlandırılması ve örgütlenmesi için aktif varlığına ihtiyaç duyulduğundan, bu durum zararlı olurdu. Devuji, hapse girmenin etik olarak doğru olduğunu ancak hareketin karşı karşıya olduğu kriz göz önüne alındığında kendi seçiminin uygun olduğunu söylüyor. Gerçekten öyle mi?
Hapisteki komünist liderlerin, hapishanedeki tecrit koşullarını aşarak partiye katkı sunmamın yaratıcı yollarını bulduklarına dair sayısız örnek vardır. Teslimiyetin kadrolar ve kitleler üzerindeki moral bozucu etkisi ve düşman propagandasına sağladığı güçle kıyaslandığında, hapsedilmenin getirdiği sınırlamalar oldukça önemsiz kalır. Dahası, teslim olmayı reddetmek her şeyden önce bir komünist devrimci olarak politik duruş meselesidir. İşkence, ölüm tehdidi veya hapis karşısında direnme etiği bu politikadan gelir. Devuji, düşman esareti altındaki bir Maoisti yönlendirmesi gereken ahlaki zorunluluklar ile hareketin çıkarları arasında sahte bir karşıtlık kurmaktadır. Eğer hâlâ bir devrimci hareketten bahsediyorsak, her ikisi de birbirini tamamlar.
Devuji, halk arasında çalışacağını, onları acil ve temel sorunları etrafında birleştireceğini beyan etti. Bu durum, onun teslim olmadığının bir kanıtı olarak sunuluyor. Ona göre teslim olanlar bunu özel hayatlarına dönmek için yaparlar. Ancak kendisi ve arkadaşları aktivist olmaya devam edecekleri için eylemleri teslimiyet olarak kabul edilemezmiş. Gerçekten öyle mi?
HKP (M-L) kurucu üyelerinden Satyanarayan Singh’in kötü şöhretli örneğini hatırlayalım. 1977’de Olağanüstü Hal’in kaldırılmasından sonra, hapisten çıkmak için şiddetten vazgeçtiklerine dair taahhüt vermeleri yönünde yoldaşlarını teşvik etmişti. Kendisi de bu çağrıya uyarak serbest kalanların çoğu da politik faaliyeti bırakmadı. Buna rağmen, devrimci çizgide kararlı duranlar tarafından bu tutum ihanet olarak mahkûm edildi. Çünkü bu Naksalbari yolunu terk edilmesi anlamına geliyordu. Önemli olan kişinin aktivist olup olmadığı değil, savunduğu politik görüşlerdir.
Peki Devuji ve arkadaşlarının savunduğu politik görüşler nedir? Telangana Eyalet Başbakanı’na sundukları yazılı öneride, HKP (Maoist) üzerindeki yasak kaldırılırsa tamamen yasal çerçeve içinde faaliyet göstereceklerini beyan ettiler. Ayrıca, partinin yasal bir statü tanınması halinde Halk Kurtuluş Gerilla Ordusu’nun (PLGA) derhal dağıtılacağını açıkça ifade ettiler. Kendi ifadesiyle, “silahlı mücadele son erecektir.”
Bunun Sonu ve ekibinin yürüttüğü teslimiyetçi politikadan herhangi bir farkı var mı? Devuji bir ayrım yapmaya çalıştı. Onlar silahlarını teslim ederken, kendisinin ve beraberindekilerin etmediğini belirtti. Silahların ormanda bırakıldığını ifade ediyor. Ancak silahlı mücadelenin sona erdiği ilan edildiğinde, PLGA dağıtıldığında, o silahların zaten bir faydası olmayacaktır. Bu nedenle, sözlerini doğru kabul etsek bile, bu tutum geçici bir önlemden başka bir şey değildir. Görülen tek fark, parlamento seçimlerine katılım konusundaki tutumudur. Halkın karşı karşıya olduğu temel sorunların parlamenter seçim yoluyla çözülemeyeceğine inanmaya devam ediyor. Ancak bunu, “şimdiye kadarki tutumumuz buydu” diyerek nitelemektedir. Bu, gelecekte bunun da değişebileceğine mi işaret ediyor? Bu, önerilen “yeniden canlandırma projesinde” neyin esas görüldüğüne bağlı olacaktır. Eğer yasal statü kazanmak ve bunu korumak birincil önemde görülürse, parlamenter yola yönelme büyük olasılıkla kaçınılmaz olacaktır.
Bugünkü koşullarda, Brahmanik Hindutva faşizmi bir “Hindu Rashtra” (Hindu Ulusu) kurma hedefi için agresif bir şekilde ilerlemektedir. RSS liderliğindeki Merkezî Hükümet, HKP (Maoist)’e yasal statü vermeyi kolayca kabul eder mi? Barış görüşmesi çağrılarına Basavaraj ve diğer birçok yoldaşın katledilmesiyle yanıt vermesi ve Sonu’nun bir RSS mensubundan Anayasa kopyası alarak silahını teslim ettiği o sefil manzara göstergedir. Faşist Modi rejimi tam teslimiyetten daha azına razı olmayacaktır. Maoist hareketi ortadan kaldırmaya yönelik savaş, yalnızca Adani ya da Tata gibi şirketlerin madencilik faaliyetlerini güvence altına alma meselesi değildir; esasen politik bir meseledir. Önceki rejimlerin yürüttüğü karşıdevrimci savaşlardan çok daha yoğun bir ideolojik motivasyona sahiptir. Marksizm-Leninizm-Maoizm’in temsil ettiği devrimci komünizm, bu ideolojinin baş düşmanıdır ve tamamen yok edilmek istenmektedir.
Öte yandan, “tamamen yasal çerçeve içindeki aktivizm” alanı, parlamenter partiler için bile zaten oldukça kısıtlanmıştır. Kongre Partisi, Telangana’da sergilenen teslimiyet tiyatrolarında kuşkusuz kendi çıkarlarını gütmektedir. BJP’nin “kanlı” imajına karşıl “insancıl” bir görüntü yansıtmaya çalışmaktadır. Bu durum, devrimci bir partinin mevcut koşullarda yasallık kazanabileceğine dair boş umutlar doğurmaktadır. Ancak bu alan sınırlı ve geçicidir. Bunu mevcut gerilemeyi aşma çabalarının temel taşı haline getirmek, ters etki yaratacaktır. Nihayetinde önemli olan, RSS ve emperyalist akıl hocaları tarafından yönetilen Merkezî Hükûmettir.
Bu “tutuklanma/teslimiyet” tiyatrosunu bir başka açıdan, düşmanın karşı-devrim için uyguladığı Düşük Yoğunluklu Savaş stratejisi açısından da değerlendirmek gerekir. Modi hükûmeti, Devuji gibi çok aranan kişiler söz konusu olduğunda bile Telangana’daki Kongre Partisi bakanlığının bu süreci yürütmesine neden izin verdi? Bu, Sonu-Satish hamlesinin karışık sonuçlarıyla mı ilgili? Doğrudur, Dandakaranya’daki harekete ağır bir darbe vurdular. Ancak ülkenin geri kalanında feci şekilde başarısız oldular. Sadece bu da değil; bu durum, ülke genelindeki sempatizan ve aktivist safların topyekûn yeniden canlanmasına yol açtı. Sonu-Satish kliği hain olarak ilan edilip mahkûm edildi. Şimdi ise, o itibarsız grubun yerine elimizde bir dizi “dürüst” lider var. Teslim olmadıklarını, silahı teslim etmediklerini ve hâlâ Marksizm-Leninizm-Maoizm’e (MLM) bağlı olduklarını iddia ediyorlar. Ve ortalıkta dolaşarak “yasalcı” projeleri için destek arıyorlar. Silahlı mücadelenin terk edilmesi, gerilemeyi aşmak için gerekli bir taktik olarak sunuluyor. Düşman, bu tavrın ideolojik kafa karışıklığı yaymak ve Maoist hareketin destek tabanını zayıflatmak açısından değerini kesinlikle görecektir. Hareketi “canlandırma” konusundaki yanlış fikirler nedeniyle bilinçsizce düşmanın bir aracı haline gelinmiş olsun ya da bilinçli olarak düşmanın tarafına geçilmiş olsun, Devuji ve arkadaşlarının tutuklanması/teslim olmasının sonuçları, Sonu-Sathish kliğinin sonuçlarından çok daha zararlı olacaktır. Bilinçli olarak düşmanın tarafına geçme olasılığına işaret etmek, salt bir spekülasyon değildir. TV9 kanalına verdiği röportaj sırasında Devuji’nin yanıtlarını yönlendiren bir dış ajanın varlığı zaten endişe verici bir konuydu. Şimdi ise polis memurları eşliğinde hapishanelerde yatan yoldaşlarını ziyaret ettiği ve onların silahlı mücadeleyi bırakmaları için yoğun çaba sarf ettiği yönünde haberler var.
Son olarak şu soruyu da sormalıyız: Partiyi legal hale getirmek ve PLGA’yı dağıtmak gibi kararları almaya hakları var mı? Komünist partilerde bilinen bir ilke vardır: Üyeler, düşman tarafından tutuklandıkları veya esir alındıkları anda üyeliklerini kaybederler. Serbest kaldıktan sonra, gözetim altındaki tutumlarına bağlı olarak üyelikleri iade edilebilir. Devuji ve arkadaşları da bu konuda istisna değildir. Ayrıca ve en önemlisi, Bihar-Jharkhand bölgesinde hâlâ aktif olan Politbüro ve Merkez Komite üyeleri vardır. Dandakaranya’da silahlı mücadele hâlâ sürmektedir. Sonu ve diğerlerini demokratik merkeziyetçiliği ihlal ettikleri için bu kadar eleştirirken, kendisinin “partiyi yasal bir oluşum haline getirme”, “PLGA’yı dağıtma”, “silahlı mücadeleyi bitirme” vb. konularda tek taraflı beyanlarından önce bu gerçekleri göz önünde bulundurması gerekmez miydi? Kendisinin de itiraf ettiği gibi, bu konu komite toplantılarında hiçbir zaman gündeme gelmemişti. Eski sekreter, şehit yoldaş Basavaraj, Sonu tarafından yapılan benzer bir öneriyi reddetmişti. Dandakaranya’daki koşulların o zamandan beri daha da kötüleştiği doğrudur; ancak bu, partinin devrimci yönelimini, siyasî iktidarın ele geçirilmesini amaçlayan silahlı mücadeleyi, Naksalbari yolunu terk etmek için bir gerekçe değildir.
Bu yolu benimsemenin arkasındaki mantığı kendimize hatırlatalım. Silahlı faaliyet gerekliliği, toplumumuzun doğasından kaynaklanmaktadır. Özellikle kırsal bölgelerde her an her yerde mevcut olan ham şiddetten kaynaklanmaktadır. Bu, ülkemizdeki yarı feodalizmin somut tezahürlerinden biridir. Burjuva demokrasisinin normları (hukukun üstünlüğü, sivil haklar, sorumlu hükümet vb.) kast-feodal ilişkilerin ve değerlerin iğrenç varlığını zar zor örten bir maskedir. Kitlesel bir mücadele sömürücülerin herhangi bir hayati çıkarıyla karşı karşıya geldiği an; yerel toprak ağalarının silahlı fedaileri, o bölgede hâkim olan iktidar partisinin silahlı çeteleri veya devletin silahlı gücü tüm gaddarlığıyla harekete geçer. Kırsal alanlarda kural budur. Şehir merkezlerinde bile “hukukun üstünlüğü”, orta sınıfın varlıklı kesimleri ve sömürücü sınıfların üyeleri için ayrılmış bir şeydir. Kitleler bunu gayet farkındadır. Egemen sınıf şiddeti hayatlarında her daim mevcuttur. Brahmanik Hindutva faşist güçleri giderek saldırganlaştıkça bu tehditkâr varlık daha da şiddetlenmektedir. Şiddet gündemi egemen sınıflar tarafından önceden belirlenmiştir. Devrimci yoldan ayrılmamayı seçenler, bunu hesaba katmaktan başka çareleri yoktur.
Naksalbari ile başlatılan devrimci hareketin öncüleri, durumumuzun bu temel özelliğinin gayet farkındaydı. Uzun Süreli Halk Savaşı yolunu seçmeleri de yönü hesaba katıyordu. Telangana silahlı mücadelesinin liderleri bu yola o mücadelenin seyri içinde ulaşmışlardı. Ranadive’nin Troçkist sabotajına rağmen bu yolu dayatmayı başarmışlardı. Ancak, tabanın ezici desteğine ve pratiğin tanıklığına rağmen bu yolda kararlı durmayı ve ısrar etmeyi başaramadılar. Bu olumsuz örnek, 1960’lardaki yeni, Maoist devrimci hareketin öncüleri için hem bir uyarı hem de bir ders oldu. Bu nedenle, sınıf analizine sıkı sıkıya bağlı olarak bilinçli bir şekilde uzun süreli halk savaşı yolunu seçtiler: Hindistan yarı sömürge ve yarı feodal bir ülkedir. Devrimi, Yeni Demokratik Devrim’dir. Öncü sınıf olarak işçi sınıfı ve temel güç olarak köylülük. İşte bunlar, seçimlerini belirleyen temel unsurlardı.
Sonuç olarak: “Yeni devrimci hareketin öncülerinin MLM’ye yönelmesi kitabi bilgilerden kaynaklanmıyordu. Bu yönelim, komünist olarak varlıklarının tek nedeninin devrim yapmak, sömürü ve baskıya son vermek olduğu yönündeki sarsılmaz inançla yönlendiriliyordu. Kitlelerle bütünleşmiş olarak uzun süredir bu görevi üstlenmek için can atıyorlardı. Bu yüzden Hindistan Komünist Partisi’nin (HKP) revizyonizmine karşı çıkan liderlerin arkasında coşkuyla toplandılar. Partinin tabanı, liderliğin devrimci yola girmek için kararlı adımlar atmasını büyük bir heyecanla bekliyordu. Ancak yeni partinin, HKP(M)’nin liderleri, tabanı bu yoldan her ne pahasına olursa olsun saptırmak için umutsuz hamleler içindeydi. İşte buradaki ideolojik netlik, MLM’nin sunduğu belirleyicilikle kanıtlandı. Bu netlik, devrimcilerin yeni revizyonistlerin merkezci maskelerinin ardını görmelerine yardımcı oldu. Hiçbir şeyin tam bir kopuştan daha azıyla yetinemeyeceğini anlamalarını sağladı. Böylece Naksalbari’nin yolu açıldı.”
“Burada bizim için önemli bir ders var. Her şeyden önce, komünist olarak halka hizmet etmek, devrimin meşalesini taşıyanlar olma görevlerimize sıkı sıkıya sarılmalıyız. Maoist devrimci hareketin bugün karşı karşıya olduğu gerileme kuşkusuz ciddi bir analizi ve gerekli düzeltmeleri gerektirmektedir. Ancak en önemli ve öncelikli olan, devrimci yolda kararlı durmaktır.”








