Türkiye Komünist Partisi/Marksist-Leninist Merkez Komite Siyasi Büro ABD’nin Venezuela’ya yönelik saldırılarına karşı tkpml6.net sitesinde bir açıklama yayımladı.
TKP/ML MK-SB “Venezuela’da ABD Emperyalizmi Kaybedecek, Mücadele Kazanacak!” başlıklı yaptığı açıklamada “ABD şimdi, tüm bölge ve dünya halklarının öfke ve nefretini göze alarak; kendi gerici müttefiklerinin korkuya dayalı güvenini kazanmak pahasına, dünyada her yerde her şeyi yapabileceği mesajını vermiştir. Şimdi sıra bu emperyalist saldırganlığa karşı başta Venezuela olmak üzere bölge ve dünya halklarının vereceği yanıta gelmiştir.” dedi.
Açıklamanın tamamı şöyle:
“ABD emperyalizmi, Latin Amerika’nın damarlarına çöreklenmiş bir vampir gibi Venezuela üzerinden bir kez daha ‘kestiği damarlardan’ beslenmeye girişiyor. 3 Ocak akşamı, haftalardır sürdürdüğü tehdidi başkent Caracas’a saldırarak, devlet başkanı Maduro ve eşini kaçırarak tüm dünyaya meydan okumaya dönüştürdü. ‘Yenilmez, baş edilemez’ bir güç olduğu mesajını hem rakip emperyalistlere hem de ezilen ulus ve halklara vermeye çalıştı. Trump, Venezuela’ya yönelik saldırı biçimiyle, dünyada ve Latin Amerika’da daha önce belirledikleri hiçbir kuralın geçerli olmadığını da ilan etmiş oldu.
“Trump kendisini ‘Barış Başkanı’ olarak gösterirken, aslında yalnızca bir sahtekâr olduğunu da dünyaya ilan ediyordu. Zira emperyalizm, ezilen halklar ve uluslar için savaş, işgal, vahşi bir sömürgecilik, siyasal köleleştirme ve kültürel soysuzlaştırma ile karakterize olur. Trump ise bunun daha etkili ve güçlü biçimde nasıl icra edileceğinin lideridir. Emperyalist politikalarını uygularken çoğu zaman ‘liberal maskeyi’ takmamayı tercih eden, alçaklığını gizlemeye gerek duymayan bir pervasızlığa sahiptir. O; işçi ve emekçilere, yoksullara, göçmenlere, kadınlara, eşcinsellere, doğaya, hayvanlara ve zayıf olan her şeye düşmanlığını gizlemeyen; ‘güç yoluyla’ kendi emperyalist çıkarlarına hizmet eden ‘köleleştirici barışı’ savunan emperyalist bir barbardır.
“ABD’nin liderliğini yapan Trump, emperyalist sistemin en çürümüş, en yozlaşmış ve en gerici kliğini temsil etme yolundadır. Bu çürümüş ve yozlaşmış emperyalist sistemin dünyayı felakete sürükleyen krizli yapısı içinde, ABD’nin liderlik gücünü yeniden ve daha da genişleterek tesis etmenin peşindedir. Emperyalist sistemin yaşadığı ekonomik kriz, emperyalistler arasındaki rekabeti büyütmekte ve politik yoğunlaşmayı derinleştirmektedir. Bu politik yoğunlaşma ise bölgesel savaş olasılıklarını günbegün yakınlaştırmaktadır. Emperyalistler arasında nükleer tehditler artık bir rutin hâline gelmiştir. Savunma bütçeleri ise bir önceki yılı katlayarak oluşturulmaktadır. Geniş çaplı bir silahlanma yarışında tüm gerici güçler konum almıştır.
“ABD emperyalizmi, tüm pazarlarda ekonomik, politik ve askerî gücünü pekiştirme çabası içindedir. Kendini ‘Barış Başkanı’ olarak takdim eden Trump, tüm uşaklarına saldırı için politik ve askerî destek sunarken, doğrudan müdahalelerden de geri durmayacağını kısa sürede defalarca göstermiştir. İran, Yemen, Irak, Lübnan, Suriye, Filistin, Sudan, Somali, Nijerya ve Libya’da bunu açıkça ortaya koymuştur.
“Trump’ın ‘barış’ tanımı ve anlayışı, daha büyük savaşlar için hazırlığı içeren bir yol temizliğidir. Uşakları arasındaki sorunları çözmek, onlara doğru rolleri vermek ve hepsini kendi yönelimine güçlü biçimde, kayıtsız şartsız tabi kılmaktır. Rakip emperyalist güçleri bu yolla etkisizleştirmek, kuşatmak ve pazar savaşımında güçten düşürmektir. Bu temelde askerî gücünü kullanmaktan asla geri durma niyeti yoktur. ABD’nin liderliğini daha da güçlü biçimde inşa etmek için her türlü savaşa hazırlık hâlindedir. Güç dengelerinin kendi lehine yarattığı imkânları kullanarak bu hazırlıkları sürdürmektedir.
“ABD, arka bahçesi olarak gördüğü Latin Amerika’da mutlak hâkimiyeti her zaman esaslı bir sorun olarak ele almıştır. Bugün özellikle Çin ve Rus emperyalistlerinin ekonomik ve siyasal olarak bu bölgeye yönelen her hamlesi, ABD açısından bir tehdit olarak değerlendirilmektedir. Bölgedeki egemen güçlerin, ABD ile diğer emperyalistler arasındaki rekabetten faydalanma siyaseti ise ‘kırmızı çizgilerin aşılması’ olarak görülmektedir.
“İşte Venezuela, bu aşılmış kırmızı çizgiler nedeniyle bir ‘tehdit unsuru’ olarak tanımlanmıştır. Trump’ın ikinci başkanlık döneminin başlangıcından itibaren Venezuela’ya yönelik tehditler aralıksız sürmektedir. ‘Uyuşturucu ticaretinin merkezi olma’, ‘baskıcı siyasî rejim’, ‘demokrasi sorunu’ gibi iddialar, ABD emperyalizminin tarihsel olarak şekillenmiş yalan üretme ve saldırılarına gerekçe yaratma refleksinin ürünüdür. Irak ve Afganistan işgalleri; İran, Libya, Suriye, Yemen ve Lübnan’a yönelik saldırılarda öne sürülen ‘terör’, ‘kimyasal silah’, ‘nükleer tehdit’ ve ‘diktatörlük’ gerekçeleri ile ‘demokrasi’ ve ‘insan hakları’ yalanları hâlâ hafızalarımızda tazedir. Venezuela’ya yönelik saldırılarda da bir kez daha aynı senaryonun devreye sokulduğunu görüyoruz.
“Ancak asıl hedef, ABD emperyalizminin arka bahçesi olarak gördüğü Latin Amerika’yı kendi siyasal ve ekonomik çıkarları doğrultusunda yeniden şekillendirmektir. Maduro liderliğindeki Venezuela yönetimi, ABD yönelimiyle uyumlu olmayan bir siyasal çizgiye sahip olduğu için ABD açısından ciddi bir hegemonya sorunu yaratmaktadır. Maduro’yu iktidarda tutan ve kitleler nezdinde belli bir meşruiyet sağlayan unsur, ABD karşıtı söylemdir. Venezuela uzun süredir derin bir politik kriz ve keskin bir saflaşma yaşamaktadır; egemenlik mücadelesi, bir arada yaşama sorunuyla iç içe geçmiştir.
“Maduro liderliğindeki egemen klik, varlığını ve gücünü büyük ölçüde ABD karşıtı söylem üzerinden inşa etmektedir. Halkın tarihsel olarak emperyalizme duyduğu öfke ve nefret, bu söylem aracılığıyla siyasal bir güce dönüştürülmüştür. Ancak Maduro’nun kendisini ‘ulusal bağımsızlıkçı’ ve ‘Bolivarcı’ bir çizgiyle sunması, büyük ölçüde bir yanılsamadır. Bu siyasal hat, ezilen ulusun ve emekçi halkın emperyalizmden ekonomik, siyasal ve askerî kurtuluşunu hedefleyen gerçek bir anti emperyalist perspektiften uzaktır.
“Emperyalizm çağında anti emperyalist mücadele, yalnızca askerî işgale karşı durmakla sınırlı değildir; aynı zamanda emperyalizme bağımlı sistemi ve onun egemen sınıflarını alaşağı etmeyi de zorunlu kılar. Bu durum, feodal kalıntılara, komprador-bürokrat kapitalizme ve onun toplumsal dayanaklarına karşı açık bir konumlanışı gerektirir. Chávez’den Maduro’ya uzanan ‘Bolivarcı bağımsızlık’ çizgisi ise mevcut üretim ilişkilerini ve bu ilişkilerin tüm dayanaklarını koruyan, yalnızca paylaşım mekanizmalarında sınırlı düzenlemeler öngören bir yaklaşım olmuştur.
“ABD karşıtlığına yaslanan bu çizgi, tutarlı bir anti emperyalizmden uzak olduğu gibi, emperyalist güçler arasındaki rekabetten faydalanmayı hedefleyen pragmatik bir denge siyasetine dayanmaktadır. Nitekim emperyalizme bağımlı sistem ve üretim ilişkileri tasfiye edilmediği için ortaya çıkan siyasal şekillenme demokratik olmaktan uzak kalmış; ABD ile kurulan karşıtlık Çin ve Rusya gibi diğer emperyalist güçlere bağımlılığın kapısını aralamıştır. Bu açıdan Maduro liderliğindeki egemenlik rejimi ve kurduğu ilişkiler ağı ne halkçı bir karakter taşımakta ne de tutarlı bir anti emperyalist çizgiyi temsil etmektedir.
“ABD emperyalizmi, Maduro liderliğindeki Venezuela ile olan çelişkilerini emperyalist çıkarlarına yönelik bir tehdit olarak tanımlamış ve Venezuela’nın siyasal egemenliğine doğrudan saldırganlığa geçmiştir. Hiç kuşkusuz egemen rejimin niteliği ne olursa olsun, emperyalist saldırganlık esas sorundur. Emperyalizm, Venezuela’da yaşananlarda da görüldüğü gibi, tam hegemonya ve mutlak uşaklık peşindedir.
“Trump, operasyon sonrası yaptığı açıklamalarla Venezuela’da ‘uyuşturucu’ ve ‘demokrasi sorunu’ iddialarını bir kenara bırakmış; ABD’li petrol şirketlerinin Venezuela petrolünü yeniden yapılandırması gerektiğine dair hedeflerini açıkça dile getirmiştir. Nicolas Maduro sonrası oluşacak boşluğun ise kendi belirledikleri ve istedikleri biçimde doldurulacağını ilan etmiştir. ABD, yaptığı operasyonun kendi çıkarlarına hizmet eden yeni bir siyasal rejimi gerektirdiğini açıkça ifade etmiştir.
“Bu operasyonun amacı ve hedefi, gören her göz ve duyan her kulak için nettir. Yapılan bu müdahale, Çin ve Rus egemenliğine yönelmektedir. Bu hamlelerin her birinin emperyalist rekabeti daha da tırmandıracağı açıktır. ABD operasyonunun oldukça kolay, hızlı ve sonuç alıcı olması; yalnızca Maduro’ya odaklanması ise meselenin başka bir boyutuna işaret etmektedir.
“Bu durum, güçler arasında bir anlaşma, iç ihanet ya da oluşacak yeni dengenin niteliğine dair ciddi soru işaretleri yaratmaktadır. Fakat hepsinden önemlisi, emperyalist saldırganlık ezilen halklar ve uluslar içinde derin ve kökleşen bir öfke yaratmaktadır, anti emperyalist bilincin, tutumun ve mücadelenin daha fazla mayalanması için koşulları olgunlaştırmaktadır.
“Nicolas Maduro emperyalist müdahaleyle devrilmiş olabilir; ancak Venezuela’da ABD liderliğinde istikrarlı ve meşru bir siyasal geçişin koşulları yoktur. Emperyalizm demek kaos, kan, gözyaşı ve vahşi sömürü demektir. ABD müdahalesi yalnızca Venezuela halkı tarafından değil Latin Amerika ve dünya halkları tarafından da asla kabul edilmeyecektir. Bu müdahale, ezilen halklar ve uluslar için emperyalizme karşı daha güçlü bir mücadelenin gerekçesini bir kez daha ortaya koymaktadır.
“Emperyalistler geleceği karartmaktan, çürütmekten başka bir işleve sahip değildir. Venezuela’nın geleceği, bir süredir emperyalistler arası rekabete tümüyle açılarak karartılmıştı. Bir yanda ABD tehditleri, diğer yanda Maduro’nun buna karşı Çin ve Rusya’ya dayanma siyaseti, Venezuela’nın geleceğini emperyalistlere teslim etmek anlamına geliyordu. ABD şimdi, tüm bölge ve dünya halklarının öfke ve nefretini göze alarak; kendi gerici müttefiklerinin korkuya dayalı güvenini kazanmak pahasına, dünyada her yerde her şeyi yapabileceği mesajını vermiştir.
“Şimdi sıra bu emperyalist saldırganlığa karşı başta Venezuela olmak üzere bölge ve dünya halklarının vereceği yanıta gelmiştir.
“-Emperyalistlerin Yaymaya Çalıştığı Korkuya Karşı Öfkeyi Örgütleyelim!
-Emperyalist Saldırganlığa ve Savaş Kışkırtıcılığına Karşı Devrimci Savaşı ve Mücadeleyi Yükseltelim!
-Halkın Örgütlü Mücadelesi Karşısında Emperyalizm Kâğıttan Kaplandır!
-Örgütlü Mücadeleyi Geliştirelim, Yükseltelim!
-Katil ABD Venezuela’dan Defol!
-Kahrolsun Emperyalizm ve Her Türden Gericilik!
-Emperyalist işgal ve saldırganlıklara karşı dünya halkları direnecek, emperyalizm kaybedecektir!”
(HABER MERKEZİ)








