5 Şubat, Perşembe
Yeni Demokrasi Gazetesi
Sonuç yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
  • Anasayfa
  • Güncel
  • Emek
  • Ekonomi
  • Dünya
  • Kadın
  • Gençlik
  • Çevre
  • Kültür Sanat
  • Yazılar
    • ANALİZ
    • ANI – ANLATI
    • BİLİM
    • ÇEVİRİ
    • İZLENİM
    • KADIN
    • KOLEKTİF DOĞRULTU
    • MAKALE
    • MEŞA AZADÎ
    • POLİTİK – GÜNDEM
    • TARİHSEL BELLEK
  • Tüm Haberler
Yeni Demokrasi Gazetesi
Sonuç yok
Tüm Sonuçları Görüntüle

Anasayfa » Tekstil Krizi Şaşırtıcı Mı?

Tekstil Krizi Şaşırtıcı Mı?

11 Aralık 2025
içinde Emek, Yazılar
Facebook'ta PaylaşX'te PaylaşWhatsappTelegram
Google Haberler Google Haberler Google Haberler
ADVERTISEMENT

Türkiye’de tekstil atölyelerinin bulunduğu bölgelerde, mahallelerde bir gün dahi dolaşan herkes krizin haberlerden, istatistiklerden önce yüzlere yansıdığını görür. Bir zamanlar gece gündüz dönen tezgâhların bulunduğu atölyelerde şimdi sessizlik hâkim. Patronlar siparişlerin “dışarıya kaydığını” söylüyor, işçiler ise ertesi gün işe çağırılıp çağırılmayacaklarını dahi bilmeden bekliyor.

Kimi bölgelerde atölyeler boşalmış; kimi atölyelerde üretim hâlâ sürüyor ama mesai ücretleri kesilmiş, kimi atölyelerde işçiler aylardır maaşlarını alamamış durumda. Patronların “sipariş yok” bahaneleri ile günlerini haber bekleyerek geçiren işçiler aynı anda patronların tesisleri Mısır’a, Fas’a taşıdığını öğreniyor.

Bu tablo elbette bir rastlantı ya da kötü tercihlerin bir sonucu değil. Burjuva ekonomistlerin iddia ettiği gibi “geçici dalgalanmaların”, “yanlış politikaların” ya da “enflasyon baskısının” ürünü de değil. Bugün bu durumu anlamlandırmak istiyorsak süreci tarih içindeki gelişimi ile birlikte ele almalı ve her birinin tek tek olaylar olmadığını kavramalıyız. Krizin parçaları birbirine bağlıdır; sektörün bugünkü hali ise uzun yıllara yayılan bir dönüşümün sonucudur.

Bu dönüşümün somut izlerini sektördeki işleyişte, üretim koşullarında ve işçilerin mevcut durumunda görmek mümkün. Tekstil üretiminde temel girdilerden biri olan pamuk tarlalarının çoraklığı, 11 ayda en az 300 fabrikanın ülke dışına taşınması, yalnızca kayıtlı çalışan 300 bin işçinin bir çırpıda işsiz bırakılması… Aslında her biri düzenin kendini sürdürmek için yarattığı olağan sonuçlar. Bugün bu sonuçlar tekstil sektöründe oldukça görünür hale gelmiş durumda. Bu yazıyı “tekstilde neden kriz var?” sorusundan ziyade “tekstil sektöründe kriz gerçekten bizim için şaşırtıcı mıdır?” sorusunu yanıtlamak üzere yazıyoruz.

Tekstil sektörü dediğimizde nasıl bir dağılımdan ve durumdan bahsettiğimize çeşitli başlıklar altında değinmeliyiz. İşçiden tarlaya, tezgâhtan fabrikanın dışına uzanan bu zincirin nasıl işlediğini anlamaya çalışacağız. Çünkü bu zincirin her halkası diğerine bağlıdır; krizi anlamak da bu ilişkileri görmekten geçer.

SEKTÖR NE DURUMDA? 

2007 sonrasında daralan tekstil sektörü, bugün çok daha görünür bir krizin içinde. Tekstil ve hazır giyimde 2 bin 781 iş yeri kapanırken, 2025 yılında 289 firma konkordato ilan etti. Fason üretim yapan atölyeler kapanıyor, tedarik zincirinde kriz sürüyor, fabrikalar ve konfeksiyonlar tam kapasite çalışamıyor; sürekli “tatil” uygulanıyor. İki yıl önce 1,3 milyon kişinin kayıtlı, binlercesinin kayıtsız çalıştığı sektörde en az 300.000 kişi işsiz kaldı. Sadece Mısır’a taşınan fabrika sayısı 200’e ulaşmış durumda. Türkiye İhracatçılar Meclisi başkanı Mustafa Gültepe’ye göre ise krizin sorumlusu, çalışmak istemeyen işçiler. Krizi “Anadolu’ya gittiğinizde çalıştıracak kimse yok; başvuru olmuyor” diyerek açıklıyor.

Tekstil şirketi yöneticileri ve temsilcileri şu gerekçeleri öne sürüyor: “Çalıştıracak işçi bulamamak”, Türkiye’de bir işçinin maliyetinin yaklaşık 1000 dolar, Mısır’da ise 150 dolar olması, artan enflasyon, döviz kuru baskısı ve girdi fiyatlarındaki yükseliş. Bu sorunların, devletin vereceği bir “teşvik” ile aşılabileceğini, ancak devletin uzun süredir bu konuda isteksiz davrandığını ifade ediyorlar.

Ancak bu gerekçeler, krizin faturasını işçilere kesmek isteyenlerin, gerçeklerin üzerini örtmeye çalışmasından başka bir anlam taşımıyor. Patronların ve egemenlerin “kriz” olarak adlandırdığı durum, işsizlik ve yoksullukla değil; sıcak para akışındaki kesintiler ve döviz kurundaki dalgalanmalarla ilgili. Bizim krizimiz ise işsizlik, yoksulluk ve sömürü üzerine kuruludur.

Peki, bu kriz işçilerin hayatını nasıl şekillendiriyor? Düşük ücretler, uzun ve karşılıksız mesailer, sendikasızlık… İşten atmalar, tazminat gaspları, kimyasal maruziyet ve iş cinayetleri… Bunlar sadece istatistik değil; işçilerin her gün yaşadığı gerçekler olarak karşımıza çıkıyor.  İş Sağlığı ve İş Güvenliği (İSİG) Meclisi’nin 2023 raporuna göre son on yılda tekstil iş kolunda en az 264 işçi iş cinayetinde yaşamını yitirdi.

Krizin en görünmez ama en derin etkisi ise kadın işçiler üzerinde sürüyor. Yarı sömürge ülkelerde, fason üretim modeli üzerine kurulu tekstil ve benzeri sektörlerde çalışan kadın emeği; kriz koşullarında en kırılgan ve güvencesiz halkayı oluşturuyor. Kadın işçiler daha düşük ücrete çalıştırılıyor, daha sık denetleniyor, kolayca işten çıkarılıyor ve gerektiğinde ev içine geri itilerek üretim dışına atılıyor. Tekstilin paketleme, kalite kontrol, ütü ve temizlik gibi ara kademelerinde aylıkçı ya da günlükçü olarak, çoğu zaman mesai ücreti almadan çalıştırılan kadınların varlığı, patronlar için ucuz, esnek ve güvencesiz emeğin bir göstergesi oluyor. Bu nedenle kriz dönemlerinde ilk “gözden çıkarılanlar” kadınlar oluyor. 

Kadın emeğinin bu kırılganlığını daha da derinleştiren bir diğer etken ise sendikasızlık. Birçok şehirde tekstil sektöründe hiçbir örgütlenmenin bulunmadığını görüyoruz. Yoğun tekstil üretimi yapılan şehirlerden biri olan Denizli’de son iki yılda 20 bin kişinin işsiz kaldığı tahmin ediliyor. Kentte konkordato ilan eden şirketlerin üçte birinden fazlası tekstil sektöründe. Melisa Ay’a röportaj veren tekstil işçisi Karagöz, “Denizli tekstil şehri olmasına rağmen örgütlü bir fabrika bir tane dahi yok. Denizli’de aile şirketleri yoğunlukta, patronlar birbirlerini çok iyi tanıyor ve derneklerde birleşerek piyasayı ellerinde tutuyorlar. Sendikalı işçileri gözden çıkarmak çok kolay ve daha sonra bu patronlar aralarında sendikalı işçilerin iş bulmasını da engelliyor. Patronlar çok organize” diyor. Karagöz’ün sözleri, Denizli’de feodal ilişkilerin etkisiyle sendikal örgütlenmenin neden bu kadar zayıf olduğunu gözler önüne seriyor. Elbette Denizli, sektörün tüm tablosu içinde yalnızca bir örnektir.

PAMUKTAN POLYESTERE

Kriz tartışmalarında hiç konuşulmayan bir başka boyut ise tekstilin temel girdisindeki köklü dönüşüm oluyor. Temel bir matematik ile bir konfeksiyona bakalım. Göreceğimiz şey maliyetin yalnızca yüzde 20-30’unun işçilik, 50-70’inin malzeme olduğudur. 

Bu basit gerçek ortadayken dahi bu krizin faturasını işçilere ödetmek isteyenlerin nadiren bahsettikleri durum malzemedeki değişim oluyor. Günümüzde tekstil sektöründeki ilişkileri, birikim koşullarını, rekabet düzeyini belirler vaziyette olan şey hammaddede yaşanan değişimdir. Krizin temel nedenlerinden biri tarım ile elde edilen, yüksek sermaye yatırımı gerektirmeyen pamuk malzemesine dayalı tekstil üretiminin kimya sanayisine bağımlı, yüksek sermaye yatırımı gerektiren polyestere dönüşmüş olmasıdır. Pamuk yerine polyester kullanımı ne anlama geliyor?  Daha teknoloji yoğun bir malzeme kullanmak demek, küçük üreticiler için girdi maliyetinin yükselmesi ve bu maliyetlerin tamamen dövize endekslendirilmesi demektir. Bu tekstilde tekniğin değişmesinden öte gelişmelere işaret etmektedir. Dışa bağımlılığı artıran kapitalist üretim ilişkilerini daha fazla devreye sokuyor; sermaye yoğun teknoloji bağımlılığı, dışa bağımlılık ve emek sömürüsü içinde devrilmiş bir değişim demek. Küçük üretici ve emekçi sınıf açısından bu geçiş, hem üretim araçlarının mülkiyeti ve kontrolünün merkezileşmesi hem de işçilerin ve küçük üreticilerin daha kırılgan hale gelmesi anlamına geliyor. Örneğin boyahane evresinde makinelerin fiyatlandırması döviz ile gerçekleşmekte ve bu da kırılganlığın ya da “dışarıya yönelmenin” bir başka nedeni.

Sonuç olarak bu, pamuktan polyestere geçebilecek olan sermaye ve teknoloji yoğun yatırımlara sahip olanın kendini koruması, bunu gerçekleştiremeyen küçük üreticinin ise yok edilmesi anlamına geliyor. 

Polyester üretimine geçme kapasitesine sahip büyük sermaye grupları için tablo elbette farklı; çünkü kriz, onlar açısından bir yıkım değil, yeniden yapılandırma fırsatı oluyor. Zorlu Holding’in iştiraki olan Korteks için ya da Küçükçalık tekstil için ortada bir kriz yoktur. Emperyalistler onların iş birlikçileri için PET şişeden polyester iplik üretecekleri tesisleri kurmuşlardır ya da Küçükçalık Tekstil’e polyestere geçebilmeleri için 50 milyon dolarlık teşvik sağlanmıştır. 

Bir sene içerisinde bir sektörde 300 bin insanın işsiz kalması, kirasını ödeyememesi, borca batması egemenler için bir sorun değildir. 

Emperyalist-kapitalist sistemin yarı sömürgelerde üretimi kendi çıkarları doğrultusunda şekillendirmesinin sonuçlarıyla karşı karşıyayız. Bu şekillendirme bir yandan komprador kapitalizmin güçlenmesine yol açarken, diğer yandan tarımsal üretimin tasfiyesi gibi yapısal sorunlar doğurur. Tarım çöktükçe köylüler yoksullaşır, kente göç eder ve işsiz kalır; bunun sonucunda enflasyon yükselir, işsizlik artar. Tüm bunlar, kapitalist sistemin işleyişine uygun nesnel gerçekliklerdir; yaratılan işsizler ordusu, yanlış politikaların sonucu değil, sistemin istikrarlı biçimde ürettiği bir mekanizmadır ve kapitalizmin sürmesi için bir kaldıraç işlevi görür.

MISIR’DA ÜRETİM 

Bu yapısal dönüşümün somut bir sonucu da üretimin dışa kaymasıdır. Tekstil sektöründe fabrikaların Mısır’a taşınması, bu sistematik yeniden yapılanmanın bir örneğidir. Günümüzde Mısır’da tekstil ve giyim sektörü, yiyecek ve içecek sektöründen sonra ülkenin en büyük ikinci sanayi koludur. Pamuktan iplik, kumaş, filament iplik ve elyaf üretimi ile hazır giyim üretimi Mısır’da gerçekleşmekte, ayrıca AB ve ABD ile yapılan STA/QIZ anlaşmaları sayesinde QIZ (Nitelikli Sanayi Bölgesi) alanlarında üretilen mallar tarife ve kota sınırlaması olmadan ABD pazarına doğrudan girebilmektedir. Mısır’ın ABD’ye ihracatının yaklaşık yüzde 45’i giyim ürünlerinden oluşmaktadır. Bu tablo, üretimin ve sermayenin yeniden konumlandırılmasının emperyalist sistemin işleyişiyle nasıl bağlantılı olduğunu gösterir.

TC açısından bakıldığında ise durum farklıdır. Parça başı üretim maliyeti, hammadde maliyeti oldukça yüksek; para girdilerinin yönü değişmiş durumdadır. TC, emperyalist sistemin ihtiyaçlarına uyum sağlayacak şekilde şekillendirilmiş bir yapıya sahiptir. Eğer uluslararası sermaye giyim ihtiyacını Mısır gibi daha düşük maliyetli bir yerden karşılıyorsa, Türkiye’nin bu durum karşısında “yerli” üretimi desteklemesi kendi doğasına aykırıdır. Dolayısıyla “TC neden teşvik vermiyor, neden tekstil sektörünü gözden çıkarıyor?” soruları, devletin yapısını doğru okumamanın bir sonucudur. TC, iç üretimi öncelikli hale getirecek bir devlet yapısında değildir; rolü, efendilerin sofrasından düşen kırıntılardan pay toplamaktır. Bugün tekstilde bir kriz var ve bu krizin adı uluslararası sermaye zincirlerinin yeniden düzenlenmesi. Bugün Mısır’a taşınan fabrikalar yarın başka ülkelere taşınacaktır. Bu kriz yarı sömürge ekonomik yapının doğal ve zorunlu sonucudur.

Tüm bu krizi anlamak, izlemek yetmez; dün tarlasını terk eden köylü ile bugün işsiz kalan işçinin durumu bu sistemin olağan sonucudur. Tam da bu nedenle mücadele, tam da bu nedenle kavga! Tüm ezilenlerin sorunları birbirine bağlıdır. İşçiler, köylüler, kadınlar ve tüm ezilenler, birbirine bağlı bu sorunların bilincinde olarak örgütlenmeli, mücadeleye sarılmalıdır. Başka bir yol yoktur; direniş ve örgütlenme, tek çıkış yoludur. 

Tags: tekstil krizitekstil sektörü
ShareTweetSendShareScanSend
Önceki Yazı

İzmir Büyükşehir Belediyesi çalışanlarının eylemi 4. gününde

Sonraki Yazı

Avukat Naim Eminoğlu tutuklandı

Related Posts

Emek

Migros depo işçilerinin direnişi 13 gündür devam ediyor

4 Şubat 2026
Emek

Şık Makas işçileri direniş çadırlarının ateşe verildiğini duyurdu

3 Şubat 2026
Dünya

Fransa’da işçilerden Migros direnişine destek

2 Şubat 2026
Emek

Migros depo işçileri 11 gündür direniyor

2 Şubat 2026
Emek

Esenyurt’ta Migros Depo işçileri ablukaya alındı

2 Şubat 2026
Emek

Migros Depo işçileri haykırdı: İşçiler açken, Özilhan’a huzur yok

31 Ocak 2026
Sonraki Yazı

Avukat Naim Eminoğlu tutuklandı

Hakkımızda

Yeni Demokrasi’de yer alan yazı, fotoğraf ve haberler kaynak gösterilmek şartıyla kullanılabilir.
Yeni Demokrasi; işçi sınıfı ve emekçilerin, ezilen ulus ve milliyetlerin, geleceksiz bırakılan gençliğin, devrimci tutsakların ve devrimci basının sesidir.

İletişim ve haber göndermek için e-posta adresimiz: yenidemokrasigazetesi@gmail.com

2024 Yeni Demokrasi – Yeni Demokrasi’de yer alan yazı, fotoğraf ve haberler kaynak gösterilmek şartıyla kullanılabilir.
Yeni Demokrasi | işçi sınıfı ve emekçilerin, ezilen ulus ve milliyetlerin, geleceksiz bırakılan gençliğin, devrimci tutsakların ve devrimci basının sesidir.

İletişim ve haber göndermek için e-posta adresimiz: yenidemokrasigazetesi@gmail.com

  • Anasayfa
  • Güncel
  • Emek
  • Ekonomi
  • Dünya
  • Kadın
  • Gençlik
  • Çevre
  • Kültür Sanat
  • Yazılar
  • Tüm Haberler

Sonuç yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
  • Anasayfa
  • Güncel
  • Emek
  • Ekonomi
  • Dünya
  • Kadın
  • Gençlik
  • Çevre
  • Kültür Sanat
  • Yazılar
    • ANALİZ
    • ANI – ANLATI
    • BİLİM
    • ÇEVİRİ
    • İZLENİM
    • KADIN
    • KOLEKTİF DOĞRULTU
    • MAKALE
    • MEŞA AZADÎ
    • POLİTİK – GÜNDEM
    • TARİHSEL BELLEK
  • Tüm Haberler

Copyleft 2020, dizayn yeni demokrasi
İletişim ve haber göndermek için e-posta adresimiz:yenidemokrasigazetesi@gmail.com