3 Ocak tarihinde ABD’nin Venezuela’nın başkenti Caracas’a düzenlediği saldırıda Devlet Başkanı Maduro ve eşi Cilia Flores kaçırılmıştı. Bu saldırı, Trump tarafından “uyuşturucu kaçakçılığını” ve sözde “narko-terörizmi” engelleme çabası olarak çerçevelenen ve aylardır süren tehditlerin ardından gerçekleştirildi.
Trump, operasyonun aynı zamanda rejim değişikliğini zorlamanın bir aracı olduğunu öne sürdü. Operasyonun, Maduro yönetiminde Güney Amerika ülkesinin “yabancı düşmanlara ev sahipliği yaptığını” ve ABD güvenliğini tehdit eden “tehditkâr, saldırgan silahlar edindiğini” söyledi. Ancak Trump, ülkenin ABD’den “çaldığını” iddia ederek Venezuela’nın petrol endüstrisini kontrol etme arzusunu da dile getirdi. Trump, Venezuela’yı “yönetirken”, ülkenin “kötü şekilde bozuk” petrol altyapısını düzelteceğini ve petrol arıtma ve çıkarma operasyonlarını iyileştireceğini söyledi.
Bugün ise ABD’li petrol şirketlerinin Venezuela’daki tüm petrol altyapısını yeniden inşa edeceğini öne süren ABD Başkanı Donald Trump, “En az 100 milyar dolar harcayacaklar ve (Venezuela’da) sahip oldukları petrol inanılmaz.” açıklamasını yaptı. Venezuela, dünyanın en büyük petrol rezervlerine ev sahipliği yapan bir petrol devleti. II. Emperyalist Paylaşım Savaşı’ndan sonra, küresel olarak kişi başına düşen dördüncü en yüksek GSYİH’ya sahipti. Ancak şu anda devam eden ekonomik kriz ve yaptırımlar sebebiyle yoksulluk ciddi oranda arttı. Venezuela’ya yönelik bu saldırının asıl sebebinin Trump’ın petrol arzusu mu yoksa başka bir olgu mu olduğu ise çokça tartışıldı. Venezuela ABD yaptırımları dolayısıyla Çin ve Rusya ile ilişkileri korumaya çalışan bir pozisyonda duruyor ve Çin’in etkisi bölgede her geçen gün daha fazla hissediliyor. Venezuela, 2000 ve 2023 yılları arasında Çin’in resmî sektör alacaklılarından 106 milyar dolar değerinde kredi alarak Pekin’in resmî kredisinin dördüncü en büyük alıcısıydı. Dolayısıyla bu saldırının, Çin’in bölgeye uzanan etkisini sınırlamayı ve ABD tahakkümünü yeniden tesis etmeyi hedeflediği yönünde güçlü emareler bulunuyor. Çin’in Venezuela’dan aldığı petrolü engellemek ve Venezuela petrolünün ABD kontrolünde olması amaçlanıyor.
Maduro’nun kaçırılmasının ardından ülke genelinde protestolar örgütlendi ancak medyaya daha çok Maduro’nun kaçırılması kutlanıyor şeklinde lanse edildi. Maduro’nun kaçırılmasına ilişkin dünya genelinde tepkiler vardı ancak medyaya yansıyan şekliyle ülke içerisinde Maduro’yu geri getirebilecek bir örgütlülükte tepki oluşmadı. Bu da ülkenin içerisinde bulunduğu derin ekonomik krizle açıklanabilir. Yoksulluğun her geçen gün arttığı ülkede halk artık yönetimden memnuniyetsizliğini dile getiriyor. Ayrıca Venezuela’da Maduro’nun halk desteği asla Chavez’e duyulan bir destek kadar olmadı. Bunun da protestoların örgütsüz ve dağınık geçmesindeki etkisi yadsınamaz.
SEÇİM BİR SÜRE YAPILMAYACAK
Maduro’nun kaçırılmasından sonra, Başkan Yardımcısı Delcy Rodríguez, 5 Ocak’ta Venezuela’nın geçici cumhurbaşkanı olarak yemin etti. Uzun süredir Maduro ve Chávez müttefiki ve eski petrol bakanı olan Rodríguez, Trump’ın kamu desteğini aldı, ancak Trump, ABD’nin taleplerine boyun eğmezse “muhtemelen Maduro’dan daha büyük, çok büyük bir bedel ödeyeceği” tehdidinde bulundu. Trump, Venezuela’nın önümüzdeki 30 gün içinde seçim yapmayacağını ve ABD’nin “güvenli, uygun ve sağduyulu bir geçiş”e sahip olabilecek bir zamana kadar “ülkeyi yöneteceğini” söyledi. Rubio, ABD hükümetinin Venezuela hükümetini idari bir kapasitede doğrudan yönetmek yerine siyasi geleceğini etkilemesi ve petrol endüstrisi üzerindeki kontrolü ele geçirmesi için baskı yapmayı planladığını açıkladı. New York Times’a konuşan Trump, ABD’nin ülke üzerindeki gözetiminin yıllarca sürebileceğini söyledi.
Venezuela Cumhurbaşkanı ve eşi, 5 Ocak’ta New York’ta mahkeme duruşmalarında suçsuz olduklarını ve savaş esiri olduklarını belirtti. Maduro ve eşi ABD’de gözaltına alındı ve bir sonraki mahkeme duruşması 17 Mart’ta yapılacak.








