ABD emperyalizmi, ekonomik, siyasî ve askerî olarak uzun süredir egemen olduğu dünya düzenindeki dümenci rolünü kaybetmemek için bir yandan havuç, diğer yandan sopa siyasetini hayata geçirmeye devam ediyor. “Bu egemenliğe yönelik başat tehdit olarak gördüğü Çin’i çeşitli yöntemlerle kuşatmaya, güçlenmesini sağlayan kanalları kapatmaya ve ittifaklarını parçalamaya dönük adımlarını sıklaştırmıştır.” Bu uğurda Rusya ile olan çelişkilerin yoğunluğunu hafifletme taktiği izlemiştir.
ABD’nin Çin’i Kuşatma Siyaseti ve Krizi
ABD emperyalizmi, verili güç dengelerini korumak değil; dağıtmak ve denklemleri yeniden kurma peşindedir. Bu eksende özellikle Çin ve Rus emperyalizminin hem iç ilişkilerini hem de dünya pazarındaki ilişkilerinin dengesini sarsma odaklı hareket etmektedir. Bunu yaparken tarihsel ittifaklarıyla kurulan ekonomik-siyasî-askerî dengeleri de kendine daha az maliyetli ve önderliğine daha fazla biat eden bir noktaya taşıma peşindedir. ABD, özellikle 2008 krizi sonrasında baş gösteren hegemonik gücündeki aşınmayı durdurmaya odaklı ekonomik-askerî saldırganlık yönelimini büyütmüştür. Obama’nın son döneminden itibaren Çin’i ekonomik olarak durdurma, Rusya’yı siyasî ve askerî olarak sınırlama ve kuşatma çizgisini güçlendirmeye gitmiştir. Ekonomide geliştirdiği tedbirler, Çin ve Rusya’nın daha fazla serbest rekabeti; ABD liderliğindeki Batı emperyalistlerinin ise daha korumacı ve bu güçleri sınırlamaya odaklı yaklaşımları savunmasına yol açmıştır. Ekonomik tedbirler ve saldırganlık esasta Çin’in büyümesini durdurmaya odaklanırken askerî ve siyasî hamlelerle ise Rusya’yı kuşatmaya yoğunlaşmıştır.
ABD emperyalizmi, Trump’ın ikinci dönemiyle birlikte Çin’i artık sadece ticari bir rakip olmanın ötesinde açıkça “ulusal güvenlik” sorunu olarak tanımlayan tutumu daha güçlü şekilde ortaya koymuştur. Trump ve söz sahibi tüm siyasî aktörler, dünya düzeninin değişmesi gerektiğini, değişeceğini ve bunun kabul edilmesi gerektiğini dile getirmektedir. Bu söylemlere eşlik eden pratik ise emperyalist dünyanın çeşitli kurumlar, sözleşmeler ve tanımlanmış ilişki biçimlerinin ve kurallarının “çöpe” dönüştürülmesidir. Trump, belirlenmiş hiçbir kuralı tanımayacağını ilan ederken, tek ölçütünün kendi “vicdanı” (çıkarı diye okuyun) olduğunu söylemiştir. Bu eksene uygun atılan adımlar ise ABD’nin umduğu sonuçları doğurmamaktadır. Tarihsel Batı ittifakında çatlakları büyütmekte, Çin ve Rus etkisini kırma hamlelerinin faturaları büyük olmakta ve çelişkilerin yoğunluğu büyümektedir.
Orta Doğu’da İran merkezli saldırganlık, Ukrayna-Rusya barışı arayışının daha büyük saldırı hamlelerine dönüşmesi, Tayvan eksenli ABD-Çin rekabeti, Venezuela ile başlayıp Küba ile devam edeceği öngörülen Latin Amerika’yı kuşatan ABD barbarlığı ve NATO’nun yeniden tahkim edilmesi çelişkilerin odaklandığı noktalardır. Son dönemde ABD ile Çin arasında gerçekleştirilen diplomatik temaslar, Trump’ın dünyanın en büyük şirketlerinin bir numaralarını alarak gerçekleştirdiği Çin ziyareti, tarafların “iş birliği”, “stratejik istikrar”, “ortak çalışma” söylemi altında yeni mevziler kazanma çabası olarak karşımıza çıkmıştır. ABD ile Çin arasındaki çelişkileri teskin eden bir ziyaret niteliğinden daha çok, ABD’nin daha güçlü saldırılara odaklanmak için zemini hazırlama girişimi olarak görülmelidir. İran’a yeni saldırı olasılığı artarken enerji yolları üzerindeki gerilim ise dünya ekonomisini sarsan, çelişkileri büyüten bir unsur durumundadır.
Bugün de emperyalizmin temel karakterinde hiçbir değişiklik söz konusu değildir. Lenin’in tanımladığı biçimiyle emperyalizm; asalak tekellerin, mali sermayenin ve büyük devletlerin sermayenin özgürce dolaşması için kurduğu egemenlik biçimidir. Bu egemenlik mücadelesi ise durmaksızın saldırganlık, yıkıcı bir rekabet ve bunun yoğunlaşarak savaşa dönüşmesidir. İçinden geçtiğimiz süreçte dikkat çekici olan, bu çelişkilerin artık diplomatik sınırları aşarak askerî yoğunlaşmayı ve saflaşmayı hızlandırmasıdır.
Savaş Olasılığı ve Tırmanan Şovenizm
Emperyalistler arası rekabetin en önemli ideolojik araçlarından biri şovenizm olmaktadır. Bu, saldırı ve savaş ikliminin tipik sonuçlarından biridir. Egemen sınıflar, ekonomik krizlerin ve toplumsal hoşnutsuzluğun yarattığı baskıyı milliyetçi histeriyi büyüterek yönetmeye çalışıyor. Göçmen düşmanlığı, askerî güç ve silahlanma yarışıyla oluşan propaganda, “millî güvenlik” söylemleri ve içeride artan saldırgan politikalar birçok ülkede sistematik biçimde güçlendiriliyor. ABD’de Çin karşıtlığı, Avrupa’da göçmen ve Rus düşmanlığı, Hindistan’da Hindu milliyetçiliği, İsrail’de Siyonist saldırganlık, Türkiye’de ise “Kürtlerle barışın” bile “beka” siyaseti ile şoven histeriye dönüştürülmesi, barutun artan kokusunun sonuçlarıdır. Bu, aynı zamanda yaşanan büyük ekonomik kriz karşısında kitleleri feodalizme yaslanmış haliyle burjuvazinin çıkarlarını gerçekleştirmeye dayalı “ulusal gurur” ile zehirleme ve sisteme yedekleme yöntemidir.
Dünya ve bölge ölçeğinde aranan her barış, aynı zamanda daha büyük bir çatışmayı örgütleme ya da buna daha güçlü hazırlanma aracı olarak kullanılmaktadır. Sorunların ekonomik, siyasî, toplumsal niteliklerini çözme amacı asla yoktur. Zira ekonomik buhran ve emperyalizmin rekabeti, savaş kışkırtıcılığı ve hegemonyayı daha etkili inşa etmek için daha büyük saldırganlık şeklinde gerçekleşmektedir.
TC, uzun zamandır inşa etmeye çalıştığı “Kürtlerle barış” siyasetinde bölgede daha güçlü bir konum elde etme, bölgesel savaş olasılığına karşı konumunu sağlamlaştırma ve varlığına yönelen tehdidin düzeyini zayıflatma hesabı yapmaktadır. Ancak bunu yaparken Kürdistan’ın her parçasında siyasî hamilik hesabı yaparken, Kürt ulusal kazanımlarının ise minimum düzeyde kalması; özellikle yönetsel düzeyde elde edilen kazanımların tırpanlanması hesaplanmaktadır. Suriye ve Türkiye’de ulusal haklar tanınmaksızın “entegrasyon” siyaseti izlenmektedir. 22 Ekim 2024 ile başlayan “Kürtlerle barış” siyaseti, özellikle demokratik hakların genişletilmesi, kimi ulusal hakların tanınması, siyaset serbestliğinde belli ilerlemeler elde edilmesi gibi talepleri içerdiği halde, bırakalım ilerlemeyi, yerinde sayan ve daha da geriye düşen bir durumdadır. Özellikle AKP-MHP ittifakının gücünü korumak için CHP’ye yönelen saldırıları, Kürt meselesini gölgede bırakırken siyasal alanda serbestliği daraltan sonuçlar doğurmaktadır. Bu tablo, en demokratik haklara daha azgın şekilde saldırma yönelimine dönüşmüştür. 1 Mayıs, madenci yürüyüşü, ODTÜ şenlikleri, Amedspor kutlamaları; her türlü demokratik hak arayışı polis-yargı-medya ayağıyla hem saldırıya uğramakta hem de şoven histeri kabartılmaktadır.
TC, bölge hesaplarına paralel ve bölgesel gelişmelerin seyrine uygun olarak içeride saldırganlığın dozunu belirlemektedir. “Kürtlerle barışı” ise tamamen buna bağlamıştır. Bahçeli, papaz rolünü üstlenerek ve Abdullah Öcalan’ın statüsünü vurgulayarak meseleyi kısırlaştırmaktadır. TC, hiçbir ilerleme olmadan silahlı güçlerin tasfiye edilmesini planlamıştır. Kürt ulusal meselesi için ve diğer tüm haklar için demokratik mücadele kanallarının genişleyeceğine dair, bırakalım veri, “vaat” dahi yokken, demokratikleşme sakızı çiğnenerek haklı mücadeleler çürütülmeye devam etmektedir.
AKP-MHP bloku, emperyalizme göbekten bağımlı siyasî, ekonomik ve askerî sistemin dümeninde, konjonktürel gelişmelere uyumlu şekilde saldırılarını organize etmektedir. Klik mücadelesinde de Kürt meselesinde de yönetme biçimi bu eksene oturmuştur. Emperyalist sisteme göbekten bağımlı yapı, ortaya çıkan ekonomik krizin tüm faturasını emekçilere kesmektedir. Artık ekonomide bir düzelme olmayacağı AKP-MHP medyasında dahi dile gelmektedir. Ekonomik krizin faturası, enflasyon ile halka ağır bir faturaya dönüşmeye devam ediyor. Yoksullaşma günlük olarak yaşanmaktadır. Kitleler yaşamsal sorunlara sürüklenmiştir. Öfke ve tepki ise aynı hızla büyümektedir. Ancak bu öfkenin bir politik kuvvete dönüşmemesi açık bir gerçektir. Daha güçlü örgütlenmeler, daha güçlü mücadele, daha büyük kitle hareketi için çelişkiler uygundur. Bu çelişkileri ikna edici politikaya çeviren ve kitlelere taşıyarak sebatla devrimi örgütlemede ısrar eden bir irade içinde olmalıyız. Devrim dışında kurtuluş olmadığı açıktır.







