Bu yazı Nueva Democracia gazetesinde Başyazı olarak yayımlanmıştır. Okurlarımızın ilgisine sunarız.
De la Espriella’nın biyografisinin kısa bir bölümüne bakıp ve projesinin ekonomik, politik ve askerî ilkelerini analiz ettiğimizde, onun yeni hükûmetini; hain bir hükûmet, Yanki emperyalizminin aşağılık bir uşağı; ülkemizde toprağın ve sermayenin tekelci mülkiyetine dayanan en gerici sömürü ilişkilerini temsil eden, emperyalist tahakküme aracılık eden, halkımızın refahı ile ulusumuzun bağımsızlığına engel teşkil eden büyük burjuvazinin* ve toprak ağalarının komprador fraksiyonunun temsilcisi olarak nitelendirebiliriz. Özel olarak, bu yeni hükûmet söz konusu sınıfların en gerici kesiminin, yani aşırı sağın bir parçasıdır.
Abelardo De la Espriella’nın yeni hükûmeti, “Amerika Birleşik Devletleri’nin sağlam, koşulsuz ve güvenilir bir müttefiki” olmayı amaçladığını açıkça ortaya koymuştur. Geçmişi, ortakları, tüm politikası ve eylemleri, Amerikan (norteamericano, çn) emperyalizminin gururlu ve sadık bir uşağı, Yanki “vatanının savunucusu” bir hükûmetle karşı karşıya olduğumuza dair en ufak bir şüphe bırakmamaktadır.
Kendine “Kaplan” (Tigre) adını veren bu kişinin kökenlerini görmek için geçmişe dönelim. 2005 yılında De la Espriella, “HH” takma adlı paramiliter liderin -paramiliterler ile Kolombiya devleti arasındaki müzakereler döneminde- HH’nin kendi tabiriyle “davaya inanan üniversite öğrencileriyle ulusal düzeyde kendi siyasî projelerini kurmaları ve silah bıraktıktan sonra yola devam etmeleri” amacıyla tasarladığı bir örgüt olan FIPAZ’ı kurdu. O döneme ait videolarda, bu “paramiliter davaya inanan gencin” paramiliter siyasî projeyi üniversite öğrencileri arasında yaymak için forumlar düzenlediği görülmektedir. Yıllar sonra 2008’de, binlerce halk cinayetinin sorumlusu paramiliter bir lider olan arkadaşı Mancuso hakkında şunları söyleyecekti: “O benim hemşerimdir ve tüm Córdoba halkının vermesi gereken bir mücadeleyi tek başına sırtlanmıştır. Onun yerinde olsam, ben de aynısını yapardım.”
Ülkemizdeki modern paramiliterliğin kökenleri, 1980’lerde büyük toprak sahipleri, politikacılar, uyuşturucu kaçakçıları, iş insanları, çokuluslu şirket temsilcileri ve bir CIA ajanı olan Ramón Milian Rodríguez’in bir araya geldiği bir toplantıda kurulan MAS’a (Kaçırıcılara Ölüm) dayanmaktadır. Rodríguez, yeni paramiliter gruba gerekli silahları temin etmeyi teklif etmiş ve daha sonra CIA’nın onlara “terörist olmayı öğrettiğini” ilan etmiştir.
Böylece, halka karşı bir savaş ve terör aracı olan Kolombiya’daki paramilitarizm; CIA ve Yanki çok uluslu şirketlerinin büyük burjuvazinin ve toprak ağalarıyla (ki bunların birçoğu uyuşturucu kaçakçısıdır) kurduğu uğursuz bir ittifak yoluyla Yanki emperyalizmi tarafından peydahlanmıştır. Ülkemizin mevcut başkanı, kariyerine bu ucube yapının içinde, onu siyasî olarak meşrulaştıran kişi olarak başlamış; sonrasında ise diğer suçluların yanı sıra uyuşturucu kaçakçılarının, paramiliter liderlerin ve parapolitikacıların savunma avukatı olmuştur. Miami’de on yıl boyunca lüks içinde yaşamış ve ABD vatandaşlığı almıştı. Yemininde Yanki devletine sadık kalmayı şart koşarak “şimdiye kadar vatandaşı olduğum herhangi bir yabancı devlete veya egemenliğe olan tüm sadakatimden kesin ve tamamen feragat ettiğimi ve onu reddettiğimi beyan ederim” sözleri onun Yanki emperyalizminin hizmetkârlığını doğrulamaktadır. Bu durum bugün kampanyasında ve şimdi de seçilmiş başkan olarak fazlasıyla tescillenmektedir.
Bu şahsın ucuz siyasî kampanyası, Trump’tan ve onun en diz çökmüş tebaasından (Milei, Bukele, vb.) kopyalanmıştır; yani De la Espriella’nın artık gururla bir parçası olduğu yeni Latin Amerika aşırı sağından. Tıpkı onlar gibi o da, seleflerinin neden olduğu “felaketlerden” bahsederek ve örneğin ülkemiz özelinde “mucize vatan” inşa etmeyi vaat eden kurtarıcılar olarak ortaya çıkarak, Yanki emperyalizminin ve yarı sömürgelerindeki bürokratik kapitalizmin içinden geçtiği genel ve derin krizi örtbas etmeye çalışmıştır. Tüm bu hükûmetler Trump hükûmetine boyun eğmektedir ve planları, 2025’in sonlarında yayımlanan yeni Yanki Ulusal Güvenlik Stratejisi’ne tabidir.
Yeni Ulusal Güvenlik Stratejisi, Monroe Doktrini’ne bir “Trump çıkarımı” getirmektedir; bu çıkarım, ulusu korumak ve “bölge genelindeki kilit coğrafi bölgelere”, “tedarik zincirlerine ve kritik materyallere” kesintisiz erişim ile kontrolü garanti altına almak için “Batı yarımkürede Amerikan üstünlüğünü yeniden tesis etmeyi” amaçlamaktadır. Bunu başarmak için, “kabul edilebilir bir istikrar yaratmaya yardımcı olabilecek bölgesel liderleri”, “narko-teröristlere, kartellere ve diğer ulusötesi suç örgütlerine karşı iş birliği yapan hükûmetleri” saflarına katmayı; Amerikan “ilkeleri ve stratejisiyle büyük ölçüde uyumlu olanları ödüllendirmeyi ve teşvik etmeyi” önermektedir.
Amerika Birleşik Devletleri “yarımkürenin tercih edilen ekonomik ve güvenlik ortağı” olmayı arzulamakta; Amerikalılarla “ihracat kontrollerini uyumlu hale getiren ve güvenlik konusunda daha fazla sorumluluk üstlenen ülkelere ticari anlaşmalarda, teknoloji transferinde ve savunma teçhizatı alımında daha elverişli koşullar” sunarak yardım etmeyi teklif etmektedir. Hükûmetler bu stratejiye yanıt vermediğinde ise ABD çıkarlarına ulaşmak için gümrük vergilerini ve “ölümcül güç kullanımını” devreye sokacaktır. Güvenlik alanında, “askerî tesisler, limanlar ve kilit altyapılar üzerindeki kontrolü” artırarak savunmasını güçlendirecek olan “silah satışından istihbarat paylaşımına ve ortak tatbikatlara kadar güvenlik ittifaklarını güçlendirmeyi” amaçlamaktadır. Ekonomik açıdan ise, ABD şirketleri için hiçbir rakibin olmadığı “tek kaynaklı sözleşmelerle”, yarımkürenin “Amerikan ticareti ve yatırımları için giderek daha cazip bir pazar” haline gelmesini hedeflemektedir.
Seçilmesinin üzerinden henüz birkaç gün geçmesine rağmen, yeni De la Espriella hükûmeti Yankilerin “ilkeleri ve stratejisiyle büyük ölçüde uyumlu” bu grubun bir parçası olduğunu çoktan tescilledi. Hatta ABD emperyalizmine gösterdiği yüzsüzce hizmetkârlık sayesinde, Trump tarafından “ödüllendirilmeye ve teşvik edilmeye” ne kadar can attığını —ki bunu şimdiden elde etmeye başlamıştır— açıkça ortaya koydu.
İşe, yeni hükûmetin askerî alandaki en belirgin planlarını analiz ederek başlayalım. Nitekim bu alan; Yanki emperyalizminin kriz anlarında tehdit altındaki küresel hegemonyasını savunmak, halk direnişine yanıt vermek ve bölgede başta Çin olmak üzere diğer güçlerle rekabet edebilmek için yeni stratejisinde açıkça öncelik verdiği alandır. “Kaplan”ın (Tigre) katı hizalanması (buna diz çöküşü/boyun eğişi demek daha doğru olur) tam da burada başlamaktadır: Yeni Kolombiya hükûmeti için de planın ekseni askeriyedir, kendi deyimiyle “güvenlik, mucize vatanı üzerine inşa edeceğimiz temel direk olacaktır.”
Seçim zaferinden iki gün sonra De la Espriella, kendi hükûmeti döneminde Kolombiya’nın; “ulusötesi suçlarla”, özellikle de “uyuşturucu kartelleriyle” mücadele etmek amacıyla istihbarat paylaşmak ve askeriî operasyonları koordine etmek üzere, Yanki hükûmeti tarafından yönetilen ve bölgenin en uşak hükûmetlerinden oluşan bir “koalisyon” olan Amerika Kalkanı’na (Escudo de las Américas) dahil olacağını ilan etti. “Bombardımanların ve ilaçlamaların geri döneceğini” (giden hükûmet döneminde 25 bombardıman yapılmasına ve yakın zamanda glifosatlı hava ilaçlamalarına yeniden başlanmasına rağmen) ve “Karayipler’den, Pasifik’ten, Urabá körfezinden kalkan tüm teknelerin batırılması emrini vereceğini” söylemiştir. Başka bir deyişle, Yanki hükûmetinin ölümcül Güney Mızrağı (Lanza del Sur) operasyonuyla başlattığı kan banyosunu (yaklaşık 200 kişinin bombalanmasını) sürdürmeye gönüllü olmuştur. Yankiler tarafından kışkırtılan sözde “uyuşturucuya karşı savaşın”; kaynaklarımızın yağmalanmasını ve halklarımızın sömürülmesini derinleştirmek, kitlelerin isyanını ve bilhassa devrimci savaşları kontrol altına almak veya engellemek amacıyla Latin Amerika ve Karayipler’i askerî olarak giderek daha fazla kontrol altına almaya yönelik asıl planı gizleyen ahlaki bir kılıf olduğunun artık fazlasıyla kanıtlandığını söylemeye bile gerek yoktur.
Bu bölgesel Yanki planına katılımın yanı sıra, yeni hükûmetin ülke için “Made in USA” (ABD yapımı) bir askerî planı da var. Kampanya boyunca tüm aşırı sağ (Uribe’nin ve Abelardo’nun sağ kanadı), o köklü vatan hainliklerini sergileyerek, “narko-terörizmi yenmek” ve “güvenliği yeniden tesis etmek” için soykırımcı “Kolombiya Planı’nın (Plan Colombia) yeni bir versiyonu için Amerika Birleşik Devletleri’ne yalvarıp durdu. Abelardoculuk başkanlığı kazanır kazanmaz, Trump hükûmetiyle yeni bir “Vatansever Plan 2.0” (Plan Patriota 2.0) belirlemek için koşturdu ve ilk yönergelerinin şunlar olacağını duyurdu: “kapasiteleri geri kazanmak, narko-terörist tehditleri yenmek, devletin meşru otoritesini güçlendirmek ve bölgesel istikrara katkıda bulunmak.”
Gördüğünüz gibi her şey, Yanki emperyalizminin Latin Amerika’daki yeni saldırı dalgasıyla birebir aynı çizgide.
Sanki bu durum Yanki emperyalizmine boyun eğmenin yeterli bir göstergesi değilmiş gibi, Amerika Birleşik Devletleri Kongresi’nde Kolombiya hakkında yakın zamanda yapılan bir oturumda Yanki yetkililer, yeni hükûmete “hükûmet kontrolünün olmadığı, erişimi zor bölgelerde polis lojistik merkezleri gibi ileri operasyon üsleri kurması” için “yardım edebileceklerini” söylediler. Atanan savunma bakanı emekli General Jorge Mora ise Kolombiya’da ABD askerî üslerinin kurulmasını göz ardı etmediğini ve topraklarımızda “uyuşturucu kaçakçılığına ve ulusötesi tehditlere karşı bir program ve bölgesel eğitim merkezi” oluşturulacağını ifade etti.
Bölgesel ve ulusal planların bir tamamlayıcısı olarak yeni hükümet, “şehirlerde güvenliği sağlamak” için de bir plan önerdi. Bu plan; istihbaratı, yargılama süreçlerini ve polisin operasyonel gücünü artırmak amacıyla “Kentsel Güvenlik Bloku” (Bloque de Seguridad Urbana) kurmayı ve bu yapıyı yedek askerlerin “ön safları” (primeras líneas) ile özel güvenlik şirketleriyle birleştirmeyi hedefliyor.
Çünkü yeni hükûmet sadece “suçla” mücadele anlamında bir güvenlikten bahsetmiyor; tıpkı Uribe’nin o “demokratik güvenlik” dönemlerinde olduğu gibi, güvenlik örtmecesi altında halk mücadelesine yönelik baskıyı meşrulaştırmaya çalışıyor. De la Espriella için 2021 Büyük Halk Ayaklanması (GLP), kendiliğinden ve kitlesel bir halk protestosu değil, “çoğunluğa diz çöktüren bir azınlığın” eylemiydi, bir “şehir terörizmi” ifadesiydi. Ayrıca yeni bir ayaklanma karşısında “orduyu bir dakika içinde, hiç gözlerinin yaşına bakmadan sokağa indireceklerini” söyledi. “Yolları kapatana, taşkınlık yapana, güvenlik güçlerime saldırmaya kalkana kaplanın nasıl sert ısırdığını göstereceğim”, “demir yumrukla tepelerine bineceğim”, “bir CAI’yi (Polis Karakolu) kundaklamaya çalışanı indireceğim (darle de baja)” dedi. Gördüğünüz gibi, bu şahıs Büyük Halk Ayaklanması’nda onlarca gencin öldürülmesi emrini verenlerle aynı hamurdan. Emekçi halkın çıkarlarına öylesine düşman bir kesime mensup ki, söz konusu ayaklanmadan 5 yıl sonra bile bunu geniş kitlelerin tüm bu sömürü, baskı ve adaletsizlik sistemine karşı kendiliğinden ve son derece haklı bir bıkkınlığı olarak değil, “şehir teröristlerinin” bir komplosu olarak algılıyorlar.
Tüm bu “güvenlik” planlarını hayata geçirmek için yeni hükûmet, askerî bütçeyi artırarak ve istihbarat kapasitesini, hava saldırılarını ve askerî teknolojiyi geliştirmek amacıyla “ABD ve İsrail ile güçlü bir ittifak” kurarak silahlı kuvvetleri ve polisi güçlendirmeyi vaat ediyor. Son olarak ve en az diğerleri kadar önemli bir hamleyle, silahlı kuvvetleri askerî selamıyla yüceltmeyi, onları tekrar kahramanlar olarak göklere çıkarmayı, onlara saygılarını sunmayı, emekli generalleri göreve iade etmeyi, silahlı kuvvetler gazilerinin şehirlerde güvenlik görevleri üstlenmesini önermeyi, “silahlı kuvvetlerin bir numaralı savunma avukatı” olacağını söylemeyi kendine vazife edindi. Tüm bunların, eski devletin askerî ve polis güçlerini gönüllerince baskı yapıp insan öldürmeleri için cesaretlendirmekten başka hiçbir amacı yoktur.
Fakat De La Espriella hükûmetinin “hükûmetinin ana ekseni” olarak güvenliğe verdiği öncelik ve “demir yumruk” taktiği, nihayetinde ekonomik kazançlar peşinde koşan bir politikadır. Güvenliği güçlendirmenin, silahlı kuvvetleri cesaretlendirmenin amacı; temsil ettiği kişilerin, yani büyük burjuvazinin ve toprak ağalarının, aynı zamanda da yarımküreyi “Amerikan ticareti ve yatırımları için giderek daha cazip bir pazar” haline getirme yönündeki Trump politikasını harfiyen izleyen Yanki emperyalizminin ticari işleri için en uygun koşulları yaratmaktan başka bir şey değildir. Nitekim, birkaç gün önce Kolombiya’nın müstakbel ABD büyükelçisi Nate Morris’e ülkesinin Kolombiya’daki yatırımlarını nasıl canlandıracağı sorulduğunda söylediği gibi: “Sermaye güvenli olan yere gider.”
Yeni hükûmetin ülkeyi Yankilere daha da peşkeş çekeceği, yeni yetkililerinin yakın zamanda Amerika Birleşik Devletleri’ne yaptığı ziyarette çok net bir şekilde ortaya çıkmıştır. Başkan Yardımcısı José Manuel Restrepo, “Kolombiya’da Amerika Birleşik Devletleri için birçok fırsat var” diyerek; ABD’nin ülkede altyapı, gıda, temel hizmetler ve mallar, ilaç gibi alanlardaki ticaretini ve yatırımlarını güçlendirmesi için adeta yalvardı. Hatta “nearshoring (üretimi yakın/müttefik ülkelere taşıma) modeli kapsamında Kolombiya’da Amerikan endüstrileri kurmalarını” talep etti. Bununla da yetinmeyip yeni teknolojiler ve enerji için kilit önemdeki “stratejik ve kritik mineral” zenginliklerimizi onlara sundu ve Yankilerin Kolombiya’daki işleri için güvenlik garantisi verdi. Ve sanki bu yetmezmiş gibi, tam da Yankilerin yeni stratejilerinde açıkça belirttikleri üzere, Venezuela’daki Yanki yeniden sömürgeleştirme planlarına hizmet etmeyi, Amerika Birleşik Devletleri’nin bölgedeki güvenliğine yardımcı olmayı ve *Gringolar için “güvenli tedarik zincirleri inşa etmeyi” teklif etmiştir.
Ne uşakça bir itaat! Trump’ın “Kaplan harika bir başkan olacak” demesine şaşmamalı; “Kaplan” da (ne hikmetse!) “vatansever bir minnettarlıkla dolu bir kalple” desteği için ona teşekkür etmiş ve “güvenlik politikalarımız tamamen birbiriyle uyumludur” diye belirtmiştir.
Yeni “vatan savunucusunun” tüm bu “hizalanması” (bunu vatan hainliği olarak okuyun), tıpkı yeni stratejilerinde vaat ettikleri gibi, Gringolar tarafından çoktan “teşvik edilmeye ve ödüllendirilmeye” başlanmıştır. Trump hükûmeti yeni Kolombiya hükûmetiyle “iş birliği yapacağını”, Kolombiya’nın yaşadığı “enerji, sağlık ve güvensizlik krizine yardım” sağlayacağını belirtmiştir; Washington tarafından yönetilen çok taraflı bankacılık sistemi (CAF, BID, BM) ise çeşitli alanlardaki “stratejik projelere” yatırım yapması için hükûmete kredilerini çoktan “teklif etmiştir”. Hem Hazine Bakanlığı hem de IMF, Kolombiya Devleti’nin “kamu maliyesini düzene sokmak” için programlar oluşturacaklarını ve ülkenin mevcut borçlanma maliyetlerini hafifletmek amacıyla kamu borcunu “yeniden finanse etmeye” yardımcı olacaklarını açıklamıştır. Kısacası, ABD’nin ve bankalarının bu sözde “yardımı” şu anlama gelecektir: Daha fazla yağma, daha fazla borç ve kamu maliyesi üzerinde daha fazla Gringo kontrolü.
Çünkü yeni hükûmetin ekonomik planının temel amacı; Yanki emperyalizminin, büyük burjuvazinin ve toprak ağalarının devasa sermayelerini mega projelere yatırmaları için güvenlik, makroekonomik ve hukuki istikrar ve (sözde “yatırımcı güveni” olan) mümkün olan tüm kolaylıkları yaratmaktır. Bunlar arasında;
* Yüksek düzlüklerde (“Kolombiya’nın Mato Grosso’su”) geniş çaplı tarımsal sanayi ürünlerinin yetiştirilmesi,
* Petrol ve doğal gaz (artık fracking/ hidrolik çatlatma yöntemiyle), kritik mineraller ve temiz enerji yatırımları (topluluklara yapılan ön danışmaların “engelini kaldırarak”),
* Büyük iç tüccarların, ihracatçıların ve ithalatçıların hizmetine sunulan “stratejik altyapı” imtiyazları,
* Kamu fonlarıyla finanse edilen ve mega inşaat şirketlerine ihale edilen konut projeleri vb. yer almaktadır.
De la Espriella’nın biyografisinin kısa bir bölümüne bakıp ve projesinin ekonomik, politik ve askerî ilkelerini analiz ettiğimizde, onun yeni hükûmetini; hain bir hükûmet, Yanki emperyalizminin aşağılık bir uşağı; ülkemizde toprağın ve sermayenin tekelci mülkiyetine dayanan en gerici sömürü ilişkilerini temsil eden, emperyalist tahakküme aracılık eden, halkımızın refahı ile ulusumuzun bağımsızlığına engel teşkil eden büyük burjuvazinin ve toprak ağalarının komprador fraksiyonunun temsilcisi olarak nitelendirebiliriz. Özel olarak, bu yeni hükûmet söz konusu sınıfların en gerici kesiminin, yani en görünür partileri Demokratik Merkez (Centro Democrático) ve Radikal Değişim (Cambio Radical) olan aşırı sağın bir parçasıdır. Ancak bu “yeni” hareket, Yankilerin yeni ve aşırı gerici stratejisi çerçevesinde, aşırı sağın hegemonyası için siyasî tabanı uğruna bu partilerden ilkiyle (Demokratik Merkez) çekişmekte; Trump ve onun MAGA hareketinin suretinde yaratılmış, çok daha gerici kendi partisini kurmanın peşinde koşmaktadır.
Geçtiğimiz yıl, Latin Amerika’daki yeni Yanki stratejisinin bölgedeki birçok ülkede devreye sokulduğuna şüphe bırakmamaktadır ve geçen yıl gerçekleştirilen şu iki askerî operasyon öne çıkmaktadır: Güney Mızrağı (Lanza del Sur – Pasifik ve Karayipler’deki teknelerin bombalanması) ve Mutlak Kararlılık (Resolución Absoluta – Venezuela’nın bombalanması ve başkanının kaçırılması). Yanki emperyalizmi tamamen diz çökmüş hükûmetler cephesini genişletmeyi amaçlamaktadır. Yeni Kolombiya hükûmeti Yankilerle ve onların yeni stratejisiyle siyasî, ekonomik, askerî ve hatta kültürel olarak o kadar “uyumludur” ki, Washington’un sadece bir uşağı değil, aynı zamanda onun istihbarat teşkilatlarının bir ajanı olduğu şüphesini bile uyandırmaktadır.
Bugüne kadar net olan şey şudur: İçinde bulunduğumuz bu yeni dünya düzensizliğinde Kolombiya hükûmeti, başını Yanki emperyalizminin çektiği dünya gerici cephesinden yana kesin bir tavır almıştır. Bilindiği gibi Yanki emperyalizmi, bugün sadece derinleşen bir çürüme krizinden mustarip değildir; aynı zamanda yeni emperyalist güç Çin karşısında hegemonyasının tehdit altında olduğunu görmektedir. İşte tam da bu nedenle, arka cephesini, yani egemenliğinin temeli olan “arka bahçesi” Latin Amerika’yı sağlamlaştırmak zorunda kalmaktadır.
Bu dünya gerici cephesi şurada burada kötülükler yapmakta, ancak bununla birlikte yeni direnişler ve isyanlar da hasat etmektedir. Hedefleri çok sayıdadır; başlangıçta “ulusötesi suçlar” başlığı altında toplanan “narko-teröristler”, “karteller”, “İslamcılar” ve diğerleri varken, yakın zamanda Trump hükûmeti düşmanlarının “aşırı sol terörizm” olarak kategorize edilen; “antifaşistleri, antikapitalistleri, antiemperyalistleri, komünistleri, anarşistleri ve Marksistleri” kapsayan geniş bir kamp oluşturduğunu ilan etmiştir. Böylece “Soğuk Savaşı” yeniden kurguluyorlar; cezasız kalarak ezme ve sömürme hayalleriyle korku salmak için McCarthy’cilik yapıyorlar; dünyada bir kez daha dolaşan ve devrimin yeni zamanlarını müjdeleyen komünizm hayaletine karşı koymak için faşizme doğru ilerliyorlar. Ve işte burada De la Espriella hükûmeti, Trump’a “cumhuriyetlerimizi zehirlemeye çalışan komünizme karşı birleşik bir cephe” inşa etme ihtiyacından bahsettiğinde yine safları sıklaştırmaktadır.
Ancak bu gerici kampla, kendi mücadele cephesini örgütlemek için çalışan antiemperyalist cephe, yani gerçekten vatansever bir kamp karşı karşıya gelmektedir. Bu kampın içinde Filistin Ulusal Direnişi ve onun gözü pek Aksa Tufanı operasyonu öne çıkmakta; ancak aynı zamanda Yanki emperyalizmini Orta Doğu’da bataklığa saplayan savaşçı İran ulusal direnişi, Lübnan ve Yemen direnişleri, genel anlamda devrimci süreçler, devrimci savaşlar ve antiemperyalist direnişler de yer almaktadır. Ve elbette tüm bu cephenin temelini, yeni zamanların bir başka belirtisi olarak tüm kıtaları kuşatan büyük halk mücadeleleri oluşturmaktadır.
Yeni Kolombiya hükûmeti, elbette Trump liderliğindeki bu gerici cephenin bir parçasıdır ve ona sadakatle hizmet etme sözü vermiştir; dolayısıyla antiemperyalist cepheyi düşman olarak görmektedir. Vatanı satan bu hükûmet, Yankilerin “Amerika Kalkanı” koalisyonunun aktif bir parçası olacak; Kolombiya topraklarının Güney Amerika’ya hükmetmek için yeniden bir Yanki uçak gemisi haline gelmesini isteyecek, askerî ve polis güçlerini ve bunlara verilen sivil (paramiliter) desteği güçlendirecek; gerilla ve halk hareketine karşı mücadele etmek için yeni bir “Vatansever Plan” uygulayacak; kitlelerin mücadelelerini kriminalize edecek ve şiddetle bastıracaktır. Her şey, Kolombiya halkının kanı ve teri pahasına ve ulusun yağmalanması pahasına, Yankilerin, büyük burjuvazinin ve toprak ağalarının çıkarlarını gözetmek içindir.
Bu sırtlan “sürüsü”, her ne kadar güçlü ve tehlikeli olsa da ve Yankilerin “yardımıyla” kısa vadeli başarılar elde edecek olsa da stratejik hedeflerine ulaşma hususunda hiçbir geleceğe sahip değildir. Yanki emperyalizmi ve Kolombiya’daki bürokratik kapitalizm genel ve derin bir kriz içindedir; bu hükûmetin izlediği Yanki emperyalizmine daha fazla boyun eğme programı bu krizi çözmeyecek, aksine daha da derinleştirecektir. Devlet maliyesinde yüksek bir açık ve yüzde 2’nin altında yetersiz bir büyüme var; kamu harcamalarını azaltırlarsa büyüme daha da düşecek, askerî bütçeyi artırıp sağlık krizini hafifletmek için para pompalarlarsa açıkları veya borçları artacaktır. Sahte “tam barış” (Paz Total) sürecine katılmayan gerillalar, Petro hükûmeti Trump’ın emirlerini uygulayarak son iki yıldır onları yoğun bir şekilde bombalayıp onlarla savaşmasına rağmen yenilgiye uğratılamamıştır. Halk hareketi, her ne kadar giden hükûmet onu önemli ölçüde kendi bünyesine katıp felç etmeyi başarmış olsa da, vaat edilen değişimi hâlâ görememiş, Büyük Halk Ayaklanması’ndaki aynı talepleri elde etmeye çalışmaya devam etmektedir. Aşırı sağın hükûmetleri döneminde halka karşı işlediği tüm suçları bilmekte, bunları ne affetmekte ne de unutmaktadır; yeni hükûmetin sırtına yükleyeceği daha büyük baskı ve sömürü karşısında, kâğıttan kaplanın kulakları tırmalayan kükremelerinden korkmayarak yeniden ayağa kalkacaktır. Petro’nun fırsatçı hükûmeti kitlelerin “patlamasını kontrol altına almayı” başardı ama kontrol altına almak söndürmek değildir; volkan yeniden patlayacaktır. Halkın haklarının savunulması ve kazanılması ile ulusun kendi kaderini tayin hakkı için; vatanı satan ve halk düşmanı bu yeni hükûmete karşı şimdiden gerçek, kararlı ve savaşçı bir muhalefet olması gereken Antiemperyalist Halk Cephesi’nin büyük görevi işte budur.
—
*Büyük burjuvazi iki fraksiyondan oluşur: Özel (devlet dışı) büyük tekelci sermayeye vurgu yaparak bürokratik kapitalizmin ekonomisini ilerletmeye çalışan komprador fraksiyon ve devlet tekelci büyük sermayesine öncelik veren büyük bürokratik burjuvazi. Giden hükûmet bürokratik fraksiyonun çıkarlarını temsil ediyordu.
*Gringo: ABD emperyalizmini, ABD devletini ve onun sömürücü politikalarını temsil edenlere aşağılayıcı ve tepkisel bir ifade olarak kullanılır.
Çeviri: Yeni Demokrasi







