Antiemperyalist Lig (AIL) 1 Eylül Dünya Barış Günü’ne dair açıklama yayımladı. AIL açıklamasında haksız savaşlara karşı antiemperyalist mücadelenin büyütülmesi gerektiğini vurguladı.
Açıklamanın tamamı şöyle:
“1 Eylül, Nazi Almanyası’nın 1939’da Polonya’yı işgaliyle başlayan II. Emperyalist Paylaşım Savaşı’nın tarihsel başlangıçlarından biri olarak, insanlığın savaş ve faşizmin yıkımıyla yüzleştiği bir günü ifade ediyor. Milyonlarca insanın yaşamını yitirdiği bu savaş, emperyalizmin dünya üzerindeki yeniden paylaşım mücadelesinin ne denli büyük yıkımlara yol açabileceğini bir kez daha göstermiştir.
“Barış kavramı sınıflar üstü, soyut ve her sınıfın ortaklaştığı bir içeriğe sahip değildir. Her sınıf açısından aynı anlama gelmez, sınıfsal pozisyon ve sınıfsal çıkarlarla tanımlanır. Proletarya ve ezilen halklar için barış, sömürünün ve baskının sona ermesi, haklı savaşların ve devrimci savaşlarının zaferiyle mümkün olan gerçek kurtuluştur. Burjuvazi ve her türden gericiler için ise barış, mevcut sömürü ve tahakküm düzeninin sürmesi, mezarlık barışıdır.
“Burjuvazi tarihin en büyük haksız savaşlarının yaratıcısı olduğu halde bugün barıştan söz etmekte, emperyalist burjuvazi kendi yağma savaşlarını ‘ulusal çıkar’, ‘güvenlik’ ve ‘barış’ söylemleriyle cilalayarak barış kavramını işçi sınıfını ve ezilen halkları yedeklemeye dönük ideolojik bir silaha dönüştürerek kirletmektedir.
“II. EPS’nin Avrupa’daki seyrinde Nazi faşizminin yenilgiye uğratılmasında Sovyetler Birliği’nin, Stalin yoldaş önderliğindeki Kızıl Ordunun belirleyici rolü tarihsel bir gerçektir. Stalingrad’dan Berlin’e uzanan süreç, Nazi savaş makinesinin ağır yenilgiler almasına yol açmış ve 1945’te Hitler Almanyası’nın çöküşünü hızlandırmıştır. Emperyalist-kapitalist sistem kriz sistemidir. “Emperyalizm var olduğu müddetçe de savaşlar kaçınılmazdır.
“Emperyalist sistem varlığını sürdürdüğü sürece savaşların maddi koşulları da ortadan kalkmaz. Lenin yoldaşın Sosyalizm ve Savaş belgesinde vurguladığı gibi: ‘Savaş, politikanın başka araçlarla sürdürülmesidir. Savaşlar, kendilerini doğuran politik sistemlerden ayrılamaz. Savaştan önce, belli bir devlet, bu devlet içindeki belli bir sınıf tarafından uzun süre izlenen bir politika, savaş sırasında da aynı sınıf tarafından sürdürülür, yalnızca eylemin biçimi değişmiştir.’ Bu nedenle bugün yaşanan haksız savaşların niteliğini anlamak için savaş anında ortaya atılan gerekçelere değil, savaştan önce egemen sınıflar tarafından on yıllardır izlenen sömürgeleri yağmalama, işçi hareketlerini bastırma ve yabancı ulusları ezme politikasına bakmak gerekir. Bugün izlenen politika da o politikadan başka bir şey değildir. Gerçekten barış istemek ve gerçekten emperyalizm karşıtlığı yapmak, emperyalizmi şu veya bu gücün saldırganlığı, şu veya bu liderin hırsı olarak görmekle mümkün değildir.
“Emperyalizm, Lenin yoldaşın tahlil ettiği gibi, kapitalizmin tekelci aşamasıdır. Haksız savaşların kaynağı, tek tek devletlerin kötü niyetleri değil, bu tekellerin azami kar ve dünya pazarlarını yeniden paylaşma ihtiyaçlarının gerçekleştirilmesi için çıkmasıdır. Egemen devletler, bu tekelci sermayenin çıkarlarının temsilcisi ve uygulayıcısıdır. Dolayısıyla gerçek barışın hüküm sürdüğü bir dünyanın oluşabilmesi, lafla barış dilemekle değil, bu tekellerin ihtiyaçlarına göre biçimlenmiş, sömürü ve yağmaya dayalı emperyalist-kapitalist sistemden kurtulmakla mümkündür. Kalıcı barış ancak bu sistemin devrimci tarzda yıkılmasıyla gelecektir.
“Bugün emperyalist savaş tehlikesi yeniden büyüyor ve haksız savaşlar dünyanın dört bir yanında yaygınlaşıyor. Büyük güçler arasındaki rekabet keskinleşiyor, silahlanma bütçeleri büyüyor, askerî ittifaklar güçlendiriliyor ve bölgesel savaşlar kışkırtılıyor. Emperyalist ittifaklar kendi çıkarlarını perdelemeye çalışırken, bu haksız savaşların gerçek bedelini işçiler, emekçiler ve ezilen halklar ödüyor. Bu koşullarda görev, egemen sınıfların kendi çıkarlarını koruma ve bunu halkın çıkarları olarak sunma demagojisine yedeklenmemek, haksız savaşlarda onların arkasına dizilmemek, proletaryanın ve ezilen halkların bağımsız çıkarlarını öncelemektir. “Emperyalistler ve gerici güçlerin safında yer almak değil, bütün emperyalist güçlere ve onların savaş politikalarına karşı işçi sınıfının bağımsız devrimci çizgisini savunmaktır. Halkların birbirine karşı değil, onları sömüren ve savaşa sürükleyen gerici kapitalist burjuva düzenine karşı birleşmesini sağlamaktır.
“Emperyalist savaşlara ve gericiliğe karşı esas görev, Lenin yoldaşın 1915’te formüle ettiği ifadeyle: Emperyalist savaşı iç savaşa dönüştürmek. Bu tespit, her şeyden önce proletaryanın ideolojik ve politik tutumunun ne olması gerektiğini ortaya koyan stratejik bir pusuladır. Bu, bir maceracılık çağrısı değil, bilinçsel bir netlik çağrısıdır. Ancak bu bilinçle silahlanmış zihinler, savaş pratik bir sorun haline geldiğinde doğru tutum takınabilirler. Bu netlik şudur: Haksız savaşlarda kendi burjuvazisinin yanında saf tutmayı reddetmek, ‘kendi’ emperyalistlerini esas düşman olarak görmek ve proletarya enternasyonalizmini savunmaktır. Bu şiar, aynı zamanda koşullar olgunlaştığında, yani kitlelerin savaşın gerçek karakterini kavradığı ve iktidar için mücadele etmeye hazır hale geldiği anda, bu ideolojik netlikle uyumlu devrimci pratiğin, egemen sınıfları devirmeye ve iktidarı almaya yönelen pratiğin, örgütlenmesini anlatır.
“Lenin’in savaş sorunundaki temel yaklaşımı bugün de güncelliğini koruyor: Haksız savaşlara karşı mücadele, kapitalizmin ve emperyalizmin maddi temellerine yönelmediği sürece kalıcı bir çözüm üretemez. Bu nedenle savaşları yalnızca protesto etmekle yetinmeyen, savaşların kaynağı olan emperyalist sistemi hedef alan devrimci bir antiemperyalist mücadeleye ve haklı devrimci halk savaşlarını sürdürme perspektifine ihtiyaç vardır. Başkan Mao’nun ‘Emperyalizm ve bütün gericiler kâğıttan kaplanlardır’ vurgusu, emperyalist güçlerin yenilmez olmadığını, proleter öncü önderliğinde örgütlü halk kitlelerinin mücadelesiyle emperyalizmin tarihin çöplüğüne gönderilebileceğini ifade eder.
“Haksız savaşları yalnızca savaş karşıtı sloganlarla değil, onları üreten sisteme karşı, devrimci mücadeleyi büyüterek önleyebiliriz. 1 Eylül, savaşın yarattığı yıkımı hatırlama günü olduğu kadar, emperyalist savaşa ve yaygınlaşan haksız savaşlara karşı enternasyonal antiemperyalist devrimci mücadeleyi büyütmeyi ve ezilen halkların mücadelesiyle dayanışmayı yükseltme günü olarak bilince çıkartılmalıdır.
“Saraylara Savaş, Kulübelere Barış!
“Dünyanın Bütün Antiemperyalistleri AIL Saflarında Birleşin!”
(HABER MERKEZİ)







