Yeni bir yaşama Rosa Dersim olarak başlayıp, ölümü Sara Fırat olarak karşılayan Hevale…
Günlerdir, HPG tarafından çeşitli tarihlerde ölümsüzleşen savaşçılara dair açıklamalar yayınlanıyor. Açıklamalardaki her bir isim ölümsüzler kervanına eklenmiş koca bir yürekti; umut dolu, coşku dolu bir yaşamla yarına bırakılan özgürleşme iddiasıydı. Kimisi Botanlı, kimisi Gever, kimisi Amed, Dersim ve Wanlı. Her biri, ortak bir noktada buluşmuş, mücadele içinde ölümsüzleşmiş devrimci birer yürek. Her biri ağır bir yükle yürümüş ölümün üstüne. Her bir isim, her bir fotoğraf özgürleşmenin yolunu anlatır gibi duruyor şimdi karşımızda. Ölümle buluştuklarında taşıdıkları yükün omuzlanacağına duydukları inancı ve umudu yansıtıyorlar.
Hareketin dinamikleri bugün farklı işlese de, ölümsüzleşenler özgürlük ve bağımsızlık için adımladılar dağları. Her biri son nefesine kadar bu idealler uğruna savaştı, ölüme kayıtsız kalıp özgürleşmeyi yücelttiler.
Okunan isimleri duydukça içten bir ifadeyle, gözünde umut ve ışıkla tanıdık bir yüz karşıladı beni. Onunla, Dersim’in taştan örülü evimde günün yorgunluğunu atarken çalan kapının ardında tanımıştım. İçten, sıcak sohbetlere ortak olduk evimize her misafir olduğunda. Sonra Partizancı olduğumu öğrenince sohbetler daha da derinleşmişti. Bana dağların özgürlük ateşini nasıl harladığını anlatırken, o alevin bir parçası olmaktan duyduğu onur ve kıvancı yansıtırdı kelimeleri.
“Biliyor musun heval, benim ilk okuduğum kitaplardan birisi Barbara yoldaşı anlatan kitaptı.” Önce anlam veremedim, anlayamadım söylediğini. Sonra daha da derinleştirdi sohbeti. “Hangi kitap heval?” Sanki bu soruyu bekliyor gibi cevapladı. “Alplerden Munzur’a Barbara Anna Kistler kitabı heval.” Şaşırmıştım. “Ne zaman okudun heval?” “Lisedeyken YDG’li sınıf arkadaşım vardı. O vermişti okumam için. Bir solukta okudum heval. Enternasyonalist bir kadının özgürlüğe olan muazzam inancı; onu dağlara taşıyan iradesi, kadının kendi kabuğunu kıran direnci ve mücadelesi beni çok etkilemişti. Zaten dağlara çıkmak istiyordum. Beni en çok etkileyen iki kadın devrimciden biridir Barbara yoldaşın hayatı. Diğeri de halamdır. O da özgürlük için dağlara çıkmıştı. Şimdi ben onların izinden yürüyorum.”
Gerilla birliği evden ayrılana kadar sürmüştü bu sohbet. Her cümlesinde onun kadın ruhuna, Kürt bilincine dağların sağladığı özgürlüğü değil sadece, onda Dersim dağlarına olan bağlılık da hissediliyordu. Dağlar onu özgürleştirmiş, yüceltmiş, ayağa kaldırmıştı ve o, dağlara bir anne yüreğine sığınır gibi sığınmıştı. Esaretten özgürlüğe doğru yolculukta dağları mesken eylemişti. O, dağların “Rosa Dersim”i olarak “merhaba” dedi yeni yaşama, özgürlüğe; en son “Sara Fırat” olarak devretti umudunu, özgürlüğünü ve tüm mücadeleyi içeren yükünü.
Gerillaya katıldığı süreçte Rosa Dersim olarak tanıdım onu evimizdeki sohbetlerde. Neşe, coşku, girişkenlik, samimiyet ve özgürlük doluydu sohbeti. Bu hayali gerçeğe dönüştürmek için yürümüştü silah elde sarp yamaçlarda.
Faaliyetleri dolayısıyla Hozat’ta olduğu dönemde defalarca misafir olmuştu evimize. Farklı çizgilere sahip olsak da mücadele yolunda yoldaşça yaklaşırdı Heval Rosa.
Onu Rosa olarak tanıdım. Fotoğrafının altında Sara ismini görünce bir sohbetimizde “İnsan kendini sürekli yenilemeli heval. Özgürlük kendimizdeki değişimle başlar” sözü aklıma geldi. Ama ben onu anlatırken Rosa demeye devam ediyorum.
Sonra evimizin kapısı bir gece daha yeniden çaldığında, başka HPG’li arkadaşlarla tanıştık. 2013 çözüm süreciydi. Gelen arkadaşlara seni sorduğumda, “Dersim’den gitti Rosa Heval” dediler. Süreç için Dersim’den çekilen ilk gruptanmış Rosa. Özgürlük mücadelesinde dağların sınırı yoktur ama Dersim dağlarını ardında bırakmak zor olmuştur yine de onun için.
Sonra bir gün yoldaşlarla olan bir randevuma gittim. 2014 yılıydı. Çözüm süreci çelişkilerle ilerliyordu. Yoldaşlar sürece dair değerlendirmelerini aktarıyorlardı. Sonra PKK tarafından geri çekilmelerin durdurulduğunu anlattılar. Bu arada sohbet Dersim’den çekilen gruptaki tanıdıklara da ulaşmıştı. Aliboğazı’ndan yolcu ettikleri ilk grubu anlattı bir yoldaş. Heval Rosa da o gruptaymış. Onun çekilmeden bir gün önce bütün Aliboğazı’nı dolaştığını, dokunabildiği bütün meşe ağaçlarıyla, onları öperek vedalaştığını; her kaynaktan su içtiğini, Aliboğazı’nı son kez görebileceği noktada buruk bir duyguyla nasıl selamladığını anlattılar. Tanık oldukları vedalaşma ve burukluk hepsini etkilemişe benziyordu.
Farklı dağlarda adımlayacaktı; ama Dersim dağlarından ayrılmanın yarattığı hislere tanıklık etmiş yoldaşlar.
Sonra bir loğ taşı hikâyesini anlattılar. Aliboğazı’nın bir noktasında eski yıkılmış, zorla boşaltılmış köylerden birinden kalan bir loğ taşının hikâyesi. O taşın önünde Muharrem yoldaşın (2011 yılında HPG gerillası Mazlum Erenci ile birlikte bir çatışmada ölümsüzleşti) çekilmiş fotoğrafının aynısını çekilmek istemiş. Aliboğazı’ndaki son fotoğrafı o olmuş.
Şimdi bir kez daha onun o fotoğrafına ve diğerlerine bakıyorum. Ölümsüzleşenlerin isimlerini, yaşam ve mücadele öykülerini okuyorum. Böyle bir yaşamın tanığı olarak buluştuk Rosa Heval ile Dersim’in o yoksul evlerinden birinde. Onlar hayatımıza sıcak dokunuşlarla dostluğu; inanç ve iradeleriyle umudu büyüttüler. Uğruna ölümü göze alarak yürüdükleri dağlarda bize büyük bir miras bırakarak onurumuz oldular.







