İçeriğe geç
Abone ol
Son Haberler

Eski Düzen Sarsılırken Yeni Olanı Anlamak

Fransa ve ABD başta olmak üzere Avrupa’da, Latin Amerika ülkelerinde, Hindistan’da karşılaşılan ekonomik ve sosyal sorunların derinleşip kökleştiğini, sistem dışı arayışların geliştiğini görmekteyiz. Bu durum kendini daha çok statü kaybı, gelirde gerileme ve yaşam koşullarında bozulma biçiminde göstermektedir.

Denetimsiz piyasa sisteminin ve dizginlenemeyen enflasyonun zora soktuğu orta ve küçük ölçekli şirketlerin, esnafın ve üreticilerin “sizi biz kurtaracağız” diyen burjuva sağ ve sol partilere kanması sonucu kâh sağın kâh solun güçlenmesi, kitlelerin sınıfsal saiklerle hareket etmediklerini göstermektedir.

Neoliberalizmin yaydığı “sınıflar öldü, barış ve özgürlükler çağı başladı” argümanının nasıl bir aldatmaca olduğu bugün daha iyi anlaşılmaktadır. Bölgesel savaşlarda yüz binlerce insanın can verdiği, bu savaşların kalıcılaşmaya ve yaygınlaşmaya başladığı görülmektedir. Nükleer silahların kullanılması bile tartışılmaktadır.

Dünya ölçeğinde büyük bir gelir adaletsizliği ve buna bağlı bir yoksullaşma yaşanmaktadır. Halk kitlelerinin yaşam koşulları ağırlaşmakta; sağlık, eğitim, barınma ve beslenme gibi hem geçen yüzyılın hem de günümüzün insanî gelişmişlik ölçütleri olan alanlarda farklı toplumlar arasında önemli bir eşitsizlik yaşanmaktadır. Üstelik her toplum içinde de yaşanan eşitsizlik derinleşmektedir. Dev tekellerin inisiyatifindeki sözde “neoliberal düzen” dünya halklarını her düzeyde tehdit etmektedir.

Egemen sınıflar ellerindeki devlet cihazını kullanarak terör estirmektedir. Bununla kalmayıp özgür düşünceyi kendi istedikleri biçime sokan bir medya terörü estirmektedirler. Halk kitlelerinin, özellikle de gençlerin geleceğe dair umutlarını karartmaktadırlar. Bireyi yüceltme adına bireyi yok etmekte; sosyal çeşitlilik ile kültürel zenginliği de yozlaştırarak ortadan kaldırmaktadırlar.

Denetimsiz, kuralsız düzeni sağlayan ABD Başkanı D. Trump gibi aktörler iktidar olmakta, olmayan ülkelerde de iktidara getirilmektedirler.

Dünya genelinde halk kitleleri, büyük oranda medya tekellerinin manipülasyonu altındadır. İletişim araçlarının yaygın kullanılması ve etkin olması; haber alma, bilgi edinme ve veri toplama bakımından avantaj sağladığı kadar dezavantaj da yaratmaktadır. Televizyon, bilgisayar ve telefon ekranlarına yalnızca duyulmasını istedikleri haberleri ya da manipüle ettikleri bilgileri yansıtmaktadırlar. Yani kitleler, bugün dünden daha fazla medya terörüne maruz kalmaktadır. Özellikle medya okuryazarı olmayanlar bu durumdan muazzam derecede etkilenmektedir.

Magazin haberleri ve korku-cinayet filmleriyle sindirilen kitleler, kendilerine sığınacak bir yer aramakta ya da güçlü bir devlete ihtiyaç duymaktadır. Nitekim bunu, ABD ile İsrail’in İran’a yönelik saldırılarında da gördük.

Buraya kadar yaptığım genellemelerle amacım dünyadaki gelişmelerin tahliline, kuşkusuz sağlıklı ama esas olarak da devrimci sonuçlar üretilmesine büyük ihtiyaç olduğuna dikkat çekmektir. Avrupa’da, ABD’de, Latin Amerika’da, Hindistan’da dönem dönem Türkiye’de ortaya çıkan kitle hareketlerini çok yönlü ele almak, bu hareketlerin ideolojik ve felsefi arka planını iyi okumak gerekmektedir. Önümüzdeki yılların çok büyük gelişmelere gebe olduğunu hissetmemek mümkün değil.

Karşımızda teknolojiyle haşır neşir yeni bir kitle tipolojisi var. Bu tipolojiyi iyi anlamak ve tanımak için de sistemi tahlillere ihtiyaç var. Bu, devrimci bir sorumluluk olarak kabul edilmelidir.

*Bu yazı Kandıra 1 Nolu F Tipi Hapishanesinden Tutsak Partizan İsmail Yılmaz kaleme aldı.