TEMA gönüllülerinin teşhir de içeren bir operasyonla gözaltına alınmaları ve ardından tutuklanmaları kamuoyunda geniş yankı buldu. Öyle ki iki kelimeyi bir araya getiremeyen köşe yazarları, sözde ilerici TV kanalları, X’teki herhangi bir “sosyal demokrat” kendine görev edinip “65 yaş üstü” çevrecileri nasıl savunacaklarının derdine düştüler. Olmadık bir biçimde karşılarına bu kez de “Maocular” çıktı! Birçok fikrin kendine yer bulduğu X’te, çevreciler aslında küçümsenerek “aklanmaya” çalışılıyor. Cumhuriyet yazarı Barış Terkoğlu dışında meseleye dair ihtiyatlı ve kabul edilebilir bir yaklaşıma rastlamadık. Aynı şeyler tekrar edilip durmuş: “Kaldılar mı ki, kırdan şehre, kuş ve onlar terörist değil”ler…
“89 yaşında, merdiven çıkamıyorlar, şurada ders vermiş” gibi ifadelerle operasyonun haksızlığını ortaya koymak mantıklı değil, ki zannediyoruz operasyonun haksızlığıyla kimse ilgilenmiyor.
Teyzeler, amcalar, nineler, dedeler tutuklandı! Teyzelerin ve amcaların tutuklanma sebebi tabii ki “TKP/ML üyesi” olmak değil. Zaten mesele bu da değil. Haklı mücadeleyi savunmayı bırakıp teyze ve amcalar dışındakilerin tutuklanmasını meşrulaştıran yaklaşımlar tehlikelidir. Yani trajikomik olan TEMA gönüllülerinin TKP/ML ile ilişkilendirilmesi değil; bu şuursuzluk hali.
Nihayetinde bir gün herkesin kapısı herhangi bir silahlı örgütle iltisaklı olduğu gerekçesiyle sabaha karşı çalınabilir. Daha önce 70 yaşındaki biri “ülkeyi kana bulayacak eylem hazırlığındaki örgütün eylem timi” olduğu iddiasıyla gözaltına alınmıştı ve tutuklanmıştı. Yine bu yılki 1 Mayıs öncesi 75 yaşındaki biri “örgüt üyesi” olduğu iddiasıyla gözaltına alınmıştı. Bakın, TEMA gönüllüleri yalnızca kuş cennetini ziyaret etmiş, madencilere selam vermiş olabilirler; kaç yaşında olurlarsa olsunlar, insanlar haksızlığa karşı kendilerini ifade edebilirler. Burada savunulması gereken budur. Mutlak butlana, madencilere yapılan haksızlığa, zeytin ağaçlarının kesilmesine karşı olabilirler ya da özgür ve eşit bir dünyada yaşamak istedikleri için mücadele edebilirler. Bunlar haklı mücadelelerdir: bunlar için izne ya da çokça düşünmeye dahi gerek yoktur. Haksızlık ise her eylemden suç devşirmek, her fikri sakıncalı ilan etmektir. NATO’ya kırmızı halı sererken NATO’nun defolmasını söyleyen insanların adliye koridorlarında yerlerde sürüklenmesi; işte demokrasiye karşı, halkın varlığına karşı suç olan budur.
Bir NATO operasyonu oldu, hâlâ adliyede akıbetini bekleyen insanlar var. Bu insanlar IŞİD gibi halk düşmanı bir örgütle aynı operasyon kapsamında gözaltına alındılar. IŞİD’lilerle aynı yerde gözaltında tutuldular. Bugün aynı adliye koridorunda, benzer suçlamalara karşı savunma yapmayı bekliyorlar. Devlet, operasyonu “TKP/ML ve IŞİD”, “DHKP-C ve IŞİD” diye servis etmeye devam ediyor. Kendine ilerici diyen basınımız ise gözaltına alınan 209 kişi arasındaki “masumları” savunmakla meşgul, demokrasi arayışları bundan ibaret. İnsanların “teröristlik” yapmadığını ispatlamaya çalışıyorlar. Devrimci-demokrat insanların IŞİD’le aynı operasyon kapsamında gözaltına alınması yeterince büyük bir hakaret değilmiş gibi!
Süleyman Soylu’nun İçişleri Bakanı olduğu dönemde diline yapışan “bittiler” minvalindeki sözlerini bugün bu “ilericilerden” duymak da seviyenin başka bir göstergesidir. Revizyonistler için kötü olan haberse şu: Yanılıyorlar.
Bu dilin halka hayrı olmadığı gibi sahibine da hayrı olmaz. Yanlış dil zaaflı karakter üretir.
Bu vesileyle Başkan Mao’nun küçük bir tavsiyesiyle sözlerimizi şimdilik bitirelim: “Araştırmayanın konuşmaya hakkı yoktur.”







