Somut Hedeflerle Okuyalım, Araştıralım
“Okuma sorunumuz” bilindiği üzere toplumsal düzeyde yaygın bir sorundur. Bu sorunu Marksist eserler konusunda da yaşıyoruz. “Okumama sorunu” kuşkusuz bir anda giderilebilir bir sorun değildir; alışkanlık, öğrenme isteğine sahip olma, pratiğe bilgiyle yön verme bilincinde olma bu sorunun aşılmasında üzerinde çalışılması gereken kavramlardır. Bu kavramları anlamak için nasıl okuduğumuza ve okumamız gerektiğine yoğunlaşmalıyız. Bu yazıda, okumama sorununa çözüm de içerecek biçimde “okumak neden gereklidir” ve daha da önemlisi “doğru/bilinçli bir okuma nasıl olmalıdır?” soruları üzerinden Marksist eserleri temel alarak okuma yöntemini ele alacağız.
Marksist eserleri sistemli bir okumayla incelemek; sınıf bilincimizi keskinleştirmek ve ufkumuzu geliştirmek için olmazsa olmazdır. Okumanın esas olarak mevcut gerçekliği değiştirme amacı taşıması, Marksist-Leninist-Maoistlerin (MLM) temel ilkelerindendir. Bu nedenle “her tür okuma iyidir, doğrudur” anlayışını savunmadığımız gibi, Marksist eserler de zaten her tür okumaya olanak vermez. İçeriğine vakıf olduğumuz her eser, pratikle buluşmak üzere bize politik bir bilinç kazandırır. Yalnızca bilmek, birikim edinmek ya da entelektüel bir birey olmak gayesiyle okumak, Marksist eserlerin özünden uzaklaşmak anlamına gelir. Mao Zedong’un “çok okumaya” mesafeli yaklaşmasının nedeni de tam olarak budur.
Eğer somut koşulları dönüştürmek ve devrim amacıyla okuyorsanız; ihtiyacınız olan çok okumak değil, çok öğrenmek, somut pratikle nitelikli bağlar kurmak ve doğruyu gerçekliğin içinden süzüp çıkarmaktır. Bütün sınıf savaşlarına genel, son sınıf savaşına ise özel bir ışık tutan Kapital’in kaynağında; Marks’ın somut koşulları inceleme yöntemi, çok öğrenme pratiği ve somut gerçeklikle kurduğu bağ vardır. Kapital’i doğuran süreç yalnızca “çok okumak” değil; kapitalizmin tüm gerçekliğine vakıf olmak üzere geliştirdiği o dönüştürücü, öğrenmeye dayalı Marksist inceleme yöntemidir.
Okuma ve incelememiz somut bir hedefe hizmet ettiği oranda amacına ulaşmış olur. Somut hedeften kastımızın “lafazanlık yapabilmek” olmadığı açıktır. Anlamak veya kavramak olarak vurguladığımız şeyin ezber yapmak olmadığı açıktır. Sınıf mücadelesinin yasalarını kavramak, bu yasalarla ilişkimizi somutlaştırmak ve somut duruma müdahale etmek için okumalı, araştırmalı ve anlamalıyız.
“Marksizm bir dogma değil, bir eylem kılavuzudur” der Lenin. Marksizmi tarifleyen bu cümlenin arkasında onun “yaşayan bir öğreti” olduğu kavrayışı yatar. Nedir bunun anlamı? Marks ve Engels’in ürettikleri büyük teoriye değişmez bir dogma olarak bakmamak; gerçeği öğrenmenin devam eden bir süreç olduğunu, teoriyi uygulamanın onu geliştirmekle mümkün olduğunu bilmektir. Lenin, Marksizmin sürekli değişen, toplumsal ve siyasal koşullara ışık tutan bir bilim olduğunu vurgular ve Marksizmin dogmalaştırılmasına da bir dogma olarak gösterilmesine de karşı mücadele eder. Ancak böyle bir kavrayışla okuduğumuzda sınıfa, sınıf savaşının ezilenler lehine sonuçlanmasına hizmet edebiliriz.
Bu hedefle okunması gereken klasikler hangileridir diye sorduğumuzda aklımıza ilk Komünist Manifesto gelir.
KOMÜNİST MANİFESTO
“Bugüne kadarki bütün toplumların tarihi sınıf mücadeleleri tarihidir. (….) Feodal toplumun yıkıntıları arasından filizlenip yükselen modern burjuva toplumu sınıf karşıtlıklarını ortadan kaldırmamıştır. Modern burjuva toplumu eski sınıfların yerine yeni sınıflar, eski baskı koşullarının yerine yeni baskı koşulları, eski mücadele biçimlerinin yerine de yeni mücadele biçimleri getirmekten öteye gitmemiştir.
Bununla birlikte dönemimizin, burjuva döneminin, ayırt edici bir özelliği vardır. Sınıf karşıtlıklarını yalınlaştırmıştır bu dönem. Bütün bir toplumu iki büyük düşman kampa, birbiriyle doğrudan doğruya karşı karşıya gelen iki büyük sınıfa, yani burjuvazi ile proletaryaya her geçen gün daha fazla bölünmektedir. (sf. 22)
Marks ve Engels’in 1848 yılında kaleme aldığı eser, toplumlar tarihini materyalist bir yöntemle inceler ve tarihin iki sınıfa -burjuvazi ve proletarya- ayrılmasını diyalektik yasalarla inceler. Tarihin akışının bir ürünü olarak ortaya çıkan bu iki sınıfın kavgasında proletaryanın neden kazanmaya muktedir olduğunu açıklar ve proleter hareketin kaçınılmaz olarak bir devrim örgütleyeceğini belirler. Burjuvazinin “kendi mezar kazıcısı” proletaryayla birlikte kapitalist sistemi oluşturduklarını ve bu sistemin nasıl geliştiğini açıklarken Marks-Engels belirli bir diyalektik bakış açısıyla hareket ederler. Eser bize tüm toplumlar tarihinin bu yolla incelenebileceğini öğretmekle kalmaz bugünün de incelenebilir olduğunu ve incelenmesi gerektiğini öğretir.
Proleter hareketin temeli ve güzergâhı olarak okumamız gereken Komünist Manifesto aynı zamanda bir inceleme kılavuzu olarak okunabilirdir. Çünkü manifesto belirli bir tarihsel koşulu açıklayarak; toplumsal sistemin diyalektik yapısını, iç dinamiklerinin kaçınılmaz gelişimini ve sonuçlarını, olası geleceğini tam bir tutarlılıkla ortaya koyar. Bu eseri yazarlarının “öğrenme, dolayısıyla okuma yöntemi”ni anlamak üzere incelemeliyiz. Okumanın “öğrenmekle, çözümlemekle, değiştirmekle ilgili” bir süreç olduğunu da gösteren bu eser bize “nasıl ve neden okumak” gerektiğini de öğretiyor.
TARİHTE ZORUN ROLÜ
Engels’in “Tarihte Zorun Rolü” eserini de Komünist Manifesto’yla birlikte ele almak ayrıca geliştirici olacaktır. Çünkü “Tarihte Zorun Rolü” başka bir bakış açısının (materyalist olmayan bir yaklaşımı) kapsamlı bir eleştirisini içerir ve Engels burada K. Manifesto’yu diyalektik materyalist temelde savunur.
Döneminin teorisyenlerinden olan Eugene Dühring’in idealist teorisini eleştiren Engels bu eserinde toplumsal sistemin belirleyici öğeleri üzerinde durur. Dühring siyasî zoru, “ekonomik durumun temel nedeni” olarak tarifler. Bu teze karşı Engels, zorun, ancak toplumun ekonomik gelişimine bağlı olarak var olduğunu ve ekonomik gelişime uyumlu olarak gelişim gösterebileceğini söyler. Engels, “Özel mülkiyet tarihte kesinlikle gasbın ve zorun sonucu olarak ortaya çıkmaz. Aksine, tüm uygar halkların en eski ilkel topluluklarında, belirli nesnelerle sınırlanmış bir şekilde bile olsa, özel mülkiyet bulunur. Daha bu toplulukların içinde, ilk olarak yabancılarla mübadele aracılığıyla gelişerek meta biçimini kazanır.” (Tarihte Zorun Rolü, Yordam Yayınları, sf. 16)
Bu noktanın doğru kavranışı “devrimci zorun” nasıl gelişeceğini doğru anlamamızı sağlar. Bizimki gibi ülkelerde Halk Savaşının sonuçlar üreten bir “zor” olmasının nedeni, onun ekonomik koşulların gelişmesine bağlı kalarak hareket eden komünist partileri tarafından doğru bir yöntemle uygulanmasından başka bir şey değildir. Halk Savaşı Dühring’in savunduğu bir zor anlayışı ile örgütlenemez; o somut koşulların tahliline dayanan, ekonomik gelişimin ürünü olan bir zor bilincinin, dolayısıyla “objektif olarak” temellendirilmiş, yarı feodal ülke koşullarının ve genel olarak kapitalist dünya sisteminin ulaştığı son aşamanın (emperyalizm) kavranmasıyla mümkün olmuş bilincin ürünüdür.
Örneğin İbrahim Kaypakkaya yoldaş ülkemizde devrimin niteliğini ve yolunu saptamadan önce, ülkenin ekonomik yapısını, devletin niteliğini analiz etmiş ve bunun sonucunda mücadelenin yolunu açıklamıştır. Koşulların incelenmesinden, devrimin niteliğinden, ekonomik gelişimin öğrenilmesinden ayrı bir zor anlayışı Marksist değildi.
Marksist eserleri okumak, hatta tartışmak “devrimlerin; ama özellikle de proleter devrimlerin koşullarını” kavramak, içinde olduğumuz koşulları da somut olarak incelemek zorunluluğunu içermesinden ötürü büyük bir öneme sahiptir. Devrimi örgütlemeyi öğrenmenin yolu olarak Marksist eserleri okumak bizde “somut koşulları inceleme anlayışını” geliştirecektir.
DEVAM EDECEK





