Kuruluşundan bu yana 103 yıllık tarihi tekçilik üzerine kodlanmış olan Türkiye Cumhuriyeti’nde, “tek bayrak, tek millet, tek dil, tek devlet” ve çoğu zaman buna eklenen “tek din” anlayışı, politik şovenizmin temel argümanları olarak kullanılagelmiştir.
“Dokunulmaz”, “değiştirilemez”, “teklif dahi edilemez” gibi söylemlerle kutsanan bu anlayış, hemen hemen bütün burjuva-gerici egemen sınıf partilerinin başvurduğu temel politik araçlardan biri olmuştur. Bu söylem, her dönem Türk olmayan uluslara, azınlıklara, farklı inançlara ve muhalif kesimlere karşı baskı ve tahakkümün ideolojik dayanağı haline getirilmiştir.
Bu kez de ODTÜ Bahar Şenlikleri ve ardından devrimci gençlerin gerçekleştirdiği yürüyüşte, provokatif “Mustafa Kemal’in askerleriyiz” sloganını atan ve Türk bayraklarıyla şovenist bir atmosfer yaratmaya çalışan kesime karşı oluşan tepki üzerinden benzer bir süreç işletilmiştir. Türkiye’de faşistlikte yarışan, milliyetçilik ve şovenizm üzerinden siyasî rant devşirmeye çalışan iki parti bu süreçte öne çıkmıştır: İYİ Parti ve Zafer Partisi.
Binlerce gencin konserde, İlkay Akkaya’yı dinledikleri sırada sloganlar atarak, küfürler ederek ve ortamı sabote etmeye çalışarak yaratılan gerilim, açık bir şovenist provokasyondur.
Yoksullaşmanın, gelir dağılımındaki eşitsizliğin, sömürü ve baskıların arttığı; işçi ve emekçilerin geçinemediği, ülke kaynaklarının yerli-yabancı emperyalistlere ya da onların uşağı komprador şirketlere peşkeş çekildiği bir süreçte, faşist milliyetçilerin sarıldığı temel argüman yine “bayrak” olmuştur.
Türkiye Cumhuriyeti devleti, tarihsel olarak baskı, işkence, idam, katliam, sürgün ve ağır insan hakları ihlalleriyle anılan bir geçmişe sahiptir. Osmanlı’nın son döneminde başlayan 1915 Ermeni ve Süryani halklarına yönelik soykırım; ardından 1923’te Türkiye Cumhuriyeti’nin Kemalistler tarafından kurulmasıyla devam eden tekçi ve baskıcı devlet sistemi, Türk olmayan milliyetler ve azınlıklar üzerinde ağır baskı ve zulüm politikaları uygulamıştır.
Mustafa Suphi ve 15 komünistin Karadeniz’de boğularak katledilmesi; Kürt ulusuna yönelik Ağrı, Zilan ve Dersim katliamları; Rum ve Pontus halklarının sürgün edilmesi; Alevilere yönelik Maraş, Çorum, Sivas ve Gazi katliamları; askerî darbeler; hapishanelerde gerçekleştirilen katliamlar; Kürt halkına yönelik köy yakmalar, gözaltında kaybetmeler, işkenceler ve Roboski örneğinde olduğu gibi savaş uçaklarıyla yapılan katliamlar, bu baskıcı ve faşist tarihin parçalarıdır.
Ayrıca Suruç Katliamı, Ankara Gar Katliamı, demokrasi mücadelesi veren ilerici, devrimci ve sosyalist kesimlere yönelik tutuklama ve baskılar, kayyım politikaları, Kürt ulusuna, azınlık inançlarına ve farklı milliyetlere yönelik sürekli baskı ve tehdit gerçeği bugün de gözler önündedir.
Türkiye’de devletin niteliği ve Kemalizm üzerine İbrahim Kaypakkaya yoldaşın yaptığı değerlendirmeler, bugün Türk şovenizminin yeniden kışkırtılmaya çalışıldığı bir dönemde bir kez daha hatırlanmalıdır.
Komünist önder Kaypakkaya, Kemalist devrimin bir “milli kurtuluş”tan ziyade, Türk komprador büyük burjuvazisi ve toprak ağaları sınıfının bir devrimi olduğunu belirtir. Kemalistlerin, antiemperyalist savaş yıllarında dahi Fransız ve İngiliz emperyalizmiyle el altından iş birliği yaptığını ve emperyalistlerin Kemalist iktidara rıza gösterdiğini vurgular.
Kaypakkaya, Kemalizmi “faşizm” olarak tanımlamış; Kemalist ideolojinin Türk şovenizmini körüklediğini, “Ne mutlu Türküm diyene” ve “Bir Türk dünyaya bedeldir” gibi söylemlerin Türk şovenizmini beslediğini ve farklı milliyetlerden işçiler arasında düşmanlık yarattığını belirtmiştir.
Bugün AKP-MHP blokunun Cumhur İttifakı olarak iktidarı elinde tuttuğu süreçte durmaksızın şovenizmi diri tuttuğunu söyleyebiliriz. Buna karşı Kemalist, şoven grup ve partilerin şovenizmi kabartma yöntemi ise AKP-MHP’nin yeterince Kürt düşmanlığı yapmadığı şeklinde olmaktadır. TC’nin sürecin ihtiyacına uygun olarak faşist politikasını şekillendirmesine karşı geleneksel devlet şekillenişini kaldıraca çevirme hesabıyla “Mustafa Kemal’in askerleriyiz” sloganı ile Türk bayrakları üzerinden durmaksızın AKP karşıtı “kitle” şovenizmle zehirlenmeye çalışılmaktadır. Son olarak ODTÜ’de yaratılmak istenen provokasyon da bunlardan biridir. ODTÜ şenlikleri AKP-MHP karşıtı gösterilerin sembolü haline gelen bir içeriğe sahiptir. Çeşitli renk ve tonda siyasi kesim bu şenliklerin yürüyüşünü AKP-MHP eleştirisine dönüştürmekte ve tutumlar belirlemektedir. TC’nin 100 yıllık zulüm sembolleri “AKP karşıtlığı” adı altında “masumlaştırılarak” bir muhalefet tarzı oluşturulmaktadır. Karşı devrim, halk düşmanlığı, tüm faşist uygulamalar AKP zorbalığına indirgenerek, devletin bir sınıf aygıtı olduğu gerçeği örtbas edilerek şovenizm başta olmak üzere gerici fikirler bu tür bir “muhalefette” yeniden üretilmektedir. Demokratik-ilerici-devrimci güçler bu yolla provoke edilerek saldırıya açık hale getirilmektedir. ODTÜ’de Zafer ve İyi Partili faşist unsurların yaptığı şey de budur.
Bu girişim “bayrağa saldırı” altında tüm demokratik güçleri bir ideolojik kuşatmaya dönüşmüştür. İlerici ve demokratik güçlere “bayrakla sorunumuz yok” gibi gereksiz, bir açıklama yaptırılmak istenmiş, özellikle hem sanal medya hem de yargı tehdidi bu çabanın araçları olarak kullanılmıştır. Yoğun karşı devrimci ajitasyondan sonra gerçekleşen tutuklama saldırısıyla bu amaca kısmen de ulaşılmıştır.
Düzen içi reformist ve sınıf uzlaşmacısı sol-reformist kesimlerin “bizim bayrakla sorunumuz yok”, “provokasyon” vb. yaklaşımları Türk şovenizmi ve tekçilik karşısında aldığı tutum sosyal-şovenizmdir kuşkusuz. Kitlelerin geri yönleriyle uzlaşma, “Cumhuriyet değerlerini” sahiplenme adı altında 100 yıllık faşizm bir biçimde aklanmıştır. Bu aklama kampanyalarında özellikle şovenizmin etkinliği dikkat çekicidir. Geniş kitleler egemen kliklerin öteden beri dayattıkları şovenizmin korkunç baskısı altındadır. Söz konusu faşist kliklerin kuşatması altında olan kitleler, daha başlangıçta kendi bağımsız çizgilerini göremez, kavrayamaz bir duruma sürüklenmektedir. Sadece egemen sınıf kliklerinin değil elbette, işçi sınıfını kendi bağımsız çizgisine yabancı her akım bu karşı devrimci kampanyanın etkin unsurları olmaya her an için adaydır. Son dönemde bunun en önemli aracı olarak TKP’yi görmemiz bir tesadüf değildir. Bu parti reformist ve orta sınıf hareketlerinin ideolojik rehberliğini yapmakta daha cesur ve belki de daha bilinçli davranmaktadır.
Başta Türk, Kürt uluslarından olmak üzere çeşitli milliyetten halkımızın birlikte, ortak, kendi çıkarıyla hareket etmesi için çalışmak gerekmektedir. Ezenlerin çıkarlarını temsil eden söylemlere ve sembollere karşı kendi çıkarlarını içeren söylemlerle hareket etmeleri demokratik bir hak olarak bilinçlere yerleştirilmelidir. Kürt ulusuna yönelik ulusal baskıya karşı tutum almak örneğin “demokratik” bir tutumdur. Halkın çıkarlarına uygundur. Söz konusu kampanyalarla geliştirilen şovenizme bu bilinçle karşı çıkarken, faşizmin 100 yıllık zulmünün birleşik karakteri kitlelere daha açık ve güçlü bir biçimde anlatılmalıdır. “Bayrakla sorunumuz yok” gibi şovenizmle arasına mesafe koymaktan uzak söylemler hegemonyanın etkisine işaret eder.
Şovenizme açık ve net bir şekilde karşı koymanın, kitleleri doğru temelde bilinçlendirmenin yolu gerici kliklerden birini ehveni şer olarak desteklemek olamaz. Bu türden her tutum şovenizmi başka bir şoven kliğin bayrağı altında üretmekten başka bir sonuç çıkarmaz. Şovenizm Kürt ulusunun tam hak eşitliğine sahip çıkılarak alt edilebir ve ancak bu yolla alt edilecektir.
Bayrak tartışması; şoven, tekçi ve Türk egemenlerinin sömürü ve baskı düzenini örten bir argümandır. Özgürlük, tam hak eşitliği ve halk demokrasisi mücadelesinde ezilen işçi ve emekçiler kendi özgürlük bayraklarını yükseltmelidir.
Faşizme, her türden gerici, şoven ve faşist kliğe karşı mücadele yürütmek; işçi, köylü, gençlik ve tüm ezilen sınıf ve tabakaların yeni demokratik bir Türkiye yaratma mücadelesinin ancak devrimle gerçekleşebileceği bilincini kuşanmak ve yaymak tarihsel bir görevdir.








