19 Temmuz, Pazar
Yeni Demokrasi Gazetesi
Sonuç yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
  • Anasayfa
  • Güncel
  • Emek
  • Ekonomi
  • Dünya
  • Kadın
  • Gençlik
  • Çevre
  • Kültür Sanat
  • Yazılar
    • ANALİZ
    • ANI – ANLATI
    • BİLİM
    • ÇEVİRİ
    • İZLENİM
    • KADIN
    • KOLEKTİF DOĞRULTU
    • MAKALE
    • MEŞA AZADÎ
    • POLİTİK – GÜNDEM
    • TARİHSEL BELLEK
  • Tüm Haberler
Yeni Demokrasi Gazetesi
Sonuç yok
Tüm Sonuçları Görüntüle

Anasayfa » Çözümün Yasaları Çıkmazda

Çözümün Yasaları Çıkmazda

19 Temmuz 2026
içinde MEŞA AZADÎ, Yazılar
Facebook'ta PaylaşX'te PaylaşWhatsappTelegram

“Çözüm süreci” olarak tanımlanan ve büyük beklentilerle girilen yolda, nihayet bugün “bazı gelişmelerden” söz edilmeye başlandı. Ancak bu gelişmeler, “çözüm süreci” kavramının doğasına tezat biçimde, salt “devletin tek taraflı düzenlemeleri” ve “devlet içi tartışmaların sonuçları” olarak gündeme geldi. DEM Parti’nin eleştirileri ile doğal muhatap konumunda olmalarına rağmen öyle değillermiş gibi davranılan “dağdakilerin” tespit ve beklentileri, bu gelişmelerin hemen ardından bir kez daha dile getirildi. Devlet —her ne kadar Devlet Bahçeli beklenmedik çıkışlarla hem muhataplığı tarif eden hem de işaret eden bir üslup kullansa da— en başından beri muhatapsız, yalnızca kendisinin belirlediği çerçeveye uyulmasını şart koşan bir “çözümden” yana olduğunu ortaya koymaktaydı. Nitekim komisyon toplantılarında ve hazırlanan raporda bu durum tüm açıklığıyla gösterildi. Cumhurbaşkanı, yani “icranın başındaki kişi” olarak Tayyip Erdoğan’ın tutumu da devletin bu temel politikasına dayandı; kendisi neredeyse hiçbir zaman ne DEM Parti’yi ne Öcalan’ı ne de “dağdakileri” doğrudan muhatap kabul etti. Aksine tüm bu kesimleri, dolayısıyla Kürt ulusal hareketinin bütününü görmezden gelmeyi sürdürdü.

Tam da bu süreçte, “çözümün yöntemine” dair bazı somut iddialar da gündeme yansımaya başladı. “Silahlı mücadeleyi sonlandıran” ve bu yolu bir daha tercih etmeyeceğini ilan eden PKK’nin bir yıldır beklediği “yasal düzenleme” fısıltıları, askerî ve siyasî bürokrasinin kapalı kapılarından sızarak Meclis koridorlarında neredeyse birer dedikodu gibi yayılmaktadır. Bu iddialara göre; “teslim olacakların” 3 yıl hapis yatacağı, tutsak olanların ise siyaset yasağı ile 5 yıl “denetimli serbestliğe” tabi tutulacağı, liderlik kadrosunun ise yurtdışında kalarak başka ülkelerde ikamet edeceği ileri sürülüyor. Dedikodu niteliğindeki bu senaryoların doğruluğu tartışmalı olsa da devletin izlediği stratejik hattı deşifre etmek bakımından oldukça ciddi birer veridir. Açıkça görülüyor ki, oyalama taktiğiyle zaman kazanan devlet, kendince son darbeyi vurmaya hazırlanmaktadır.

Ulusal mücadeleler esas olarak, kendi pazarı üzerinde hak iddia eden ulusal burjuvazinin bağımsızlık arzusuna dayanır; dolayısıyla bu sınıf için bağımsızlık, tarihsel olarak esas eğilimdir. Tarihsel incelemeler, her ulus özelinde bu mücadelelerin varlığını, dahası bunların bütünsel bir tarih anlatısına dönüştüğünü ortaya koymaktadır. Kürt ulusu açısından da bağımsızlık arzusu, hemen her ulusta olduğu gibi sürekli ve esastır. Bununla birlikte, ezen uluslarla ve emperyalizmle uzlaşma arayışı da en az ilki kadar güçlü bir diğer eğilimdir. Bu uzlaşmacı damar, dönem dönem baskın gelerek bağımsızlık arzusunu arka plana itebilir. İçinden geçtiğimiz kesit ise Kürt ulusal hareketi —ve hatta dünyadaki pek çok ulusal hareket— açısından tam da bu uzlaşmacı eğilimin güç kazandığı bir döneme işaret ediyor. 

“Çözüm süreci” olarak tanımlanan silahlı mücadelenin tasfiyesi ve tüm illegal yapının düzene entegrasyonu süreci, sözü edilen bu ikinci eğilimin (uzlaşma eğiliminin) tartışmasız göstergesidir. Ulusal hareket, uzunca bir süredir kendisine yasallaşma olanaklarının sunulmasını beklemektedir. Bu sürecin temel biçiminin; illegal ve özellikle silahlı güçlerin yasal bir düzenlemeyle “affedilmesi” ya da “sisteme dahil edilmesi” olduğu açıktı. Kuşkusuz ulusal hareketin önderi olarak Öcalan’ın statüsü ve devletçe kabul görmeyen ulusal kimliğin (Kürt dili, tarihi ve Kürt ulusal gelenekleri) kısmen dahi olsa anayasal bir güvenceye kavuşması her zaman gündemdeydi. Bugün de en güçlü talep, doğrudan “Önder Öcalan” için belirlenecek statü etrafında şekillenmektedir. Önderlik vasfı, hareketin kaderini belirleme gücü nedeniyle bu statü talebinin de temelini oluşturuyor. Öyle ki “cezaların kaldırılması ya da hafifletilmesi” tartışması bile doğrudan Öcalan’ın statüsüyle ilişkilendirilmekte; esas olanın, Öcalan’ın serbestçe siyasî çalışma yürütebileceği koşullara kavuşması olduğu vurgulanmaktadır.

Gündeme gelen yasal düzenlemenin geçelim gerçek bir barışı, uzlaşmacı ve tasfiyeci anlayışla şekillendirilmiş “Öcalancı barış” anlayışından da yoksun bir durumdadır. Düzenleme; açık bir teslimiyeti, siyasî hedeflerden vazgeçmeyi, siyaset dışı bırakılmayı ve örgütsüzlüğü birer ön koşul olarak dayatmaktadır. Son dönemde Y tipi hapishanelerle tecridin en ileri biçiminin uygulandığı bir ülkede, ezilen ulusun hakları için, ilhak edilmiş toprakların bağımsızlığı için mücadele yürütenlere yönelik “suçlu” muamelesinden vazgeçilmeyeceği zaten biliniyordu. Buna karşın, yine de doğrudan hapis cezalarının dayatılması ve muhataplardan tamamen atıl/eylemsiz kalmalarının istenmesi beklenmiyordu.

Söz konusu düzenlemenin dayattığı ağır koşullar, yalnızca bireysel cezalandırma sınırlarını aşmakla kalmıyor; bizzat siyaset alanının kendisini ve dolayısıyla gerçek bir çözüm için mücadele etme olanaklarını yasal olarak tamamen ortadan kaldırıyor. Çünkü siyaset, en yalın tanımıyla, örgütlü öznelerin kendi iradeleri ve kimlikleriyle var olabildiği toplumsal bir mücadele alanıdır. Devletin sunduğu bu çerçeve ise Kürt ulusal hareketine siyasal bir özne olarak değil, ancak ceza hukuku sınırları içinde rehabilite edilmesi gereken “suçlu” yığınlar olarak yaklaşmaktadır. Siyaset yasağı, denetimli serbestlik ve örgütsüzlük dayatması; hareketi kendi tabanından, tarihsel hedeflerinden ve örgütsel araçlarından yalıtarak felç etmeyi amaçlamaktadır. Örgütlenme hakkının ve asgari siyasî faaliyet olanaklarının gasbedildiği, taraflardan birinin tamamen iradesizleştirildiği bir koşulda, toplumsal barıştan ya da demokratik bir çözüm mücadelesinden bahsetmek insanlarla alay etmektir. Bu durum, devrimci ve demokratik güçler için egemenlerin çizdiği yasal sınırların ötesinde, fiili ve meşru bir siyaset düzlemini örgütleme zorunluluğunu her zamankinden daha yakıcı hale getirmektedir.

Açıkça görülüyor ki, bu düzenleme bir tasfiye planı olmanın ötesinde, yasal alanda sürmesi beklenen ulusal mücadelenin tüm yollarını da tıkama hamlesidir. Oysa Öcalan önderliğindeki ulusal hareket siyaset yapma koşullarını kullanmak üzere “sisteme entegre olmaktan” söz etmekteydi. Siyaset yasağıyla kadroları felç edilmiş, örgütsüzlüğü bir ön şart olarak kabul etmiş ve cezai yaptırımların kıskacına alınmış bir hareketin, bu koşulları kabul ettiği ve uyguladığı takdirde halkın meşru taleplerini savunma kapasitesini taşıması olası değildir.  Tarihsel bütün deneyim bu kapasitenin halkın devleti tanımadığı, reddettiği, hükümsüz kıldığı koşullarda gerçeğe dönüştüğünü göstermektedir. Egemenlerin dayattığı koşulların reddi ne derece güçlü ve yaygınsa halkın meşru taleplerini savunma kapasitesi de o derecede gelişkin olur. Öcalan uyguladığı uzlaşmacı siyasetle, üstelik devrimci hareketin tarihsel deneyimlerini, komünist hareketin en temel ilkelerini reddederek, (kendi deyimiyle ve tüm revizyonistlerin argümanıyla “günümüze uyarlayarak”) bu temel gerçeğe arkamızı dönmemizi istemektedir. 

Öcalan gerçek bir çözümün olanaklarının ezilenlerin, özelde Kürt ulusunun bağımsız ve örgütlü gücüyle var olabilmesiyle, siyaset yapabilmesiyle mümkün olduğunu elbette bilir. Bu nedenle o “yeni koşullarda yeni biçimlerde ve yeni hedeflerle” örgütlenmekten söz etmektedir. Oysa bu taslak, masaya oturacak bir muhatap bırakmamayı, muhalif dinamikleri tamamen düzene entegre ederek ehlileştirmeyi hedeflemektedir. Dolayısıyla bu koşulları kabul etmek, çözüm için mücadele etme zeminini kendi elleriyle yok etmek ve siyaseti egemenlerin çizdiği dar sınırlara hapsetmektir.

Ulusal hareketin geçmiş siyasî çizgisinden tümüyle kopmuş olduğunu teyit eden bu gelişme kesinlikle koşulların yepyeni bir aşamaya geçmesiyle ilgili değildir hiç kuşkusuz. Devletler (ne emperyalizm ne de iş birlikçileri) aynı politikalarla, aynı sömürü ve talan ekonomileriyle ayaktadır ve halk kitlelerini egemeni oldukları bu düzene boyun eğmeye zorlamaktadır. Yasal düzenleme de bunun bir biçimi olarak gündemdir. Kürt halkı için bir gelecek vadetmeyen, düzen için muhalefete dahi bağımsız örgütlenme ve eylem hakkı tanımayan düzene entegrasyon başarısızlığa mahkûmdur.   

Tags: Abdullah Öcalanbarış ve demokratik toplumçözüm süreciduran kalkan
ShareTweetSendShareScanSend
Önceki Yazı

İran, Ürdün’deki ABD üssünü vurdu: 2 ABD askeri öldü

İlgili Haberler

Yazılar

NATO’culuğun Sığ Ufku ve Manipülasyonu

9 Temmuz 2026
Güncel

Fidanlar ağaca, çevreciler militana dönmeli yurdumda…

26 Haziran 2026
Yazılar

Devrimi Yüreğinde Taşımak

17 Haziran 2026
ÇEVİRİ

Hindistan’da Komprador Bürokrat Burjuvazi -Ajith

11 Haziran 2026
KOLEKTİF DOĞRULTU

Kavgamız Düzene Tabi Değildir, Kitlelerin Kurtuluşu İçindir

11 Haziran 2026
BİLİM

Yapay Zekâ, Veri Gasbı, Dijital Denetim: Otomasyon Çağı Yaklaşıyor Mu?

1 Haziran 2026

Hakkımızda

Yeni Demokrasi’de yer alan yazı, fotoğraf ve haberler kaynak gösterilmek şartıyla kullanılabilir.
Yeni Demokrasi; işçi sınıfı ve emekçilerin, ezilen ulus ve milliyetlerin, geleceksiz bırakılan gençliğin, devrimci tutsakların ve devrimci basının sesidir.

İletişim ve haber göndermek için e-posta adresimiz: yenidemokrasigazetesi@gmail.com

yd-logo-01 kopyası 2

2024 Yeni Demokrasi – Yeni Demokrasi’de yer alan yazı, fotoğraf ve haberler kaynak gösterilmek şartıyla kullanılabilir.

İletişim ve haber göndermek için e-posta adresimiz: yenidemokrasigazetesi@gmail.com

  • Anasayfa
  • Güncel
  • Emek
  • Ekonomi
  • Dünya
  • Kadın
  • Gençlik
  • Çevre
  • Kültür Sanat
  • Yazılar
  • Tüm Haberler
Sonuç yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
  • Anasayfa
  • Güncel
  • Emek
  • Ekonomi
  • Dünya
  • Kadın
  • Gençlik
  • Çevre
  • Kültür Sanat
  • Yazılar
    • ANALİZ
    • ANI – ANLATI
    • BİLİM
    • ÇEVİRİ
    • İZLENİM
    • KADIN
    • KOLEKTİF DOĞRULTU
    • MAKALE
    • MEŞA AZADÎ
    • POLİTİK – GÜNDEM
    • TARİHSEL BELLEK
  • Tüm Haberler

Copyleft 2020, dizayn yeni demokrasi
İletişim ve haber göndermek için e-posta adresimiz:yenidemokrasigazetesi@gmail.com