İçeriğe geç
Son Haberler

MESEM’li Mahir’in Ölümü: İhmal, Delillerin Karartılması ve Cezasızlık

Meslekî Eğitim Merkezi (MESEM) kapsamında çalıştırılırken Hatay’ın İskenderun ilçesinde bulunan Saray Pastanesi’nde elektrik akımına kapılarak yaşamını yitiren 16 yaşındaki Mahir Buğra Karagön davasının ilk duruşmasında tutuklu sanıklar hakkında tahliye kararı verildi. Delillerin karartılmasına ve yaşanan ağır ihmallere rağmen verilen bu tahliye kararı, cezasızlık politikalarının yeni bir halkası olarak tepki topladı. Daha sonra avukatların itirazıyla tahliye edilen sanıklar hakkında yeniden tutuklama kararı verildi.  Davanın avukatı Mehtap Sert ile sürecin hukukî boyutunu, duruşmada yaşanan hukuksuzlukları ve MESEM’li çocukların çalışma koşullarını konuştuk.

Yeni Demokrasi: Mahir Buğra Karagön davasının ilk duruşmasında, tutuklu sanık olarak yargılanan Sami Çelik ve Hacı Yaşarsoy hakkında tahliye kararı verildi. Yargının bu kararını hukukî açıdan nasıl değerlendiriyorsunuz?

Mehtap Sert: Tahliye kararı verildiğinde iş cinayetinin gerçekleştiği Saray Pastanesi’nde “yeniden tadilat yapıldığı için artık sanıkların delil karartma tehlikesi yok” denildi. Hukuk bize şunu der: “Kimse hukuka aykırı eylemlerinden hukukî fayda sağlayamaz.” Hukukun söylemek istediğini bu cinayete uyarlayarak anlatırsak durumu net bir şekilde anlamış oluruz. Mahir 1 Mayıs’ta öldü, 5 Mayıs’ta iş yeri mühürlendi ve 6 Mayıs’ta ise Sami Çelik’in iddiasına göre iş yerinde fırında kalan kekin neden olduğu bir yangın meydana geldi. Delilleri karartan Sami Çelik’ten söz ediyoruz. Yani “deliller zaten yok edildi” diye tahliye edilen Sami Çelik! “Herkes işlediği suçun delilini yaksın, delil olmayınca suç da olmasın” gibi insanlık onurunu ayaklar altına alan bir anlayışla karşı karşıya olduğumuzu söyleyebilirim. Sami Çelik’in tahliyesi, Türkiye hukuk tarihinde cezasızlık politikalarına ilk örnek olma başarısıdır.

Yeni Demokrasi: Mahir’in ölümünden 1 gün önce aynı iş yerinde yine MESEM’li bir çocuğun elektrik akımına kapıldığı, Mahir’in ise kendi işi olmamasına rağmen elektrikçiye yardım ettiğini ve bunun sonucunda yaşamını yitirdiğini biliyoruz. Saray Pastanesi’nde Mahir’in çalışma koşulları hakkında bilgi verir misiniz?

Mehtap Sert: Mahir MESEM’li bir öğrenciydi. Öğrenci olduğu için sadece staj günlerinde Saray Pastanesi’nde olması gerekirdi. Oysa sanık Sami Çelik, Mahir’i okul günlerinde, hafta sonu tatillerinde ve resmî tatil olan dinî ve millî bayramlarda çalıştırmış. Mahir öğretmenine bu durumu yazmış ancak öğretmen müdahil olmamış. Duruşmada sanık Sami Çelik, Mahir’i kendi rızası ile çalıştırdığını ve parasını ödediğini söylüyor ama banka hesaplarına baktığımızda herhangi bir para girişinin olmadığını anlıyoruz. Mahir’in öğretmenine yazdığı mesajda bu koşullar altında çalışmaya rızasının olmadığını görüyoruz. Olaydan anladığımız kadarıyla pastane ustası olarak çalışması gerekirken iş yerindeki her türlü iş yaptırılmış Mahir’e. Ucuz iş gücü gözüyle bakılmış. Çalışma saati diye de bir kavram yok. İşten çıkış saatleri iş yeri sahibinin keyfine kalmış. Pastanede çalıştığı sırada Mahir’i 2 kez elektrik çarpmış. İlki, Mahir’in ölümüne sebep olan 2. olaydan 1 ay önce yaşanmış. Mahir’in ölümünden 1 gün önce ise yine Mahir gibi pastanede çalıştırılan başka bir MESEM’li kız çocuğunu elektrik çarpmış ve yaklaşık 7-8 dakika boyunca baygın kalmış. Sami Çelik bu kız çocuğunu evine göndermemiş, ailesine de durumu anlatmamış. Mahkeme de her nedense o iş yerinde yaşanan olayların tanığı olan bu kız çocuğunu ilk duruşmaya çağırmamış.

Yeni Demokrasi: MESEM kapsamında çalıştırılan çocuklar deneyim kazanması gereken alanların dışındaki işlerde çalıştırılıyor. Bu ayrıca, çalışma saatlerinin esnek olması nedeniyle de sömürüye daha açık bir uygulama haline geliyor. Mahir’in 1 Mayıs günü resmî tatil olmasına rağmen çalıştırıldığını biliyoruz. Sanığın bu durum hakkında böyle bir genelge olduğuna dair bir iddiası var. Çocuk emeği MESEM kapsamında güvence altına alınıyor mu?

Mehtap Sert: Bahse konu genelgede sanığın iddia ettiği gibi resmî tatil ve bayramlarda çocukların çalıştırılabileceğine dair bir ibare yer almıyor. Genelge, çocukların okul günleri dışında kabulü halinde ücreti ödenerek çalıştırılabileceğini söylüyor. Kanun, resmî tatil ve bayramlarda öğrencilere tatil hakkını tanıyor. Buna rağmen Mahir rızası olmadan staj günleri dışında da çalıştırılmış ve sanık fazla mesainin ücretini ödememiş. Çocuk emeğinin güvence altına alınmadığı ise aynı iş yerinde çalışan 5 MESEM’liden bellidir. Mahir’in öldüğü gün iş yeri, SGK dökümünde o gün Mahir’i hiç çalışmamış gibi göstermiş. Üstelik sisteme ölüm kodu girilmesi gerekirken girilmemiş. Ölüm ödeneği için yaptığımız başvuruya olumsuz cevap geldi. Okul ise ölen çocuğu devamsızlıktan sınıfta bırakmış. Bu süreçleri yeni yeni takip etmeye başladık. Hangi kuruma başvuru yapsak bir hukuksuzlukla, bir ihlalle karşılaşıyoruz. Aziz Nesin’in “Yaşar Ne Yaşar Ne Yaşamaz” isimli eserindeki ana karaktere büründü Mahir.

Yeni Demokrasi: Bu tablo, MEB’in ve okul yönetimlerinin MESEM sömürüsündeki rolü hakkında ne söylüyor?

Mehtap Sert: Okul yönetimi ve koordinasyon öğretmeni sorumluluklarını yerine getirmiyor. 1 ay önce Mahir çarpılma hikâyesini anlatmış ancak koordinasyon öğretmeni iş güvenliği sağlanana kadar çocukları iş yerinden uzaklaştırmamış, herhangi bir tutanak tutulmamış. Herkes “sorumlu” ama hiç kimse sorumlu değil! Örneğin sanık Hacı Yaşarsoy elektrik ustası değil. Elektrik hattının nereden geçtiğini bilmiyor. Gelişigüzel bir şekilde duvarı deliyor. Sigorta kapalı olsa bile orada 230W elektrik var. Kaçak elektrik rölesi ise bulunmuyor. Mahir’in göz göre göre katledildiği tartışmasız bir gerçek.

Yeni Demokrasi: Mahir’in, MESEM kapsamında çalıştırılan ve yaşamını yitiren diğer çocukların hesabını sormak için hem hukukî hem de toplumsal alanda sizce nasıl bir mücadele hattı örülmelidir?

Mehtap Sert: MESEM kapsamında katledilen çocukların hesabını sormak; ancak MESEM’in kaldırılması talebini toplumsal mücadele alanlarında, demokratik ve hukukî tüm kanalları, haklarımızı ve mücadele araçlarımızı kullanarak yükseltmekten geçer. Ancak bu, kaldırılmasını istediğimiz şeyin yerine neyi koymamız gerektiği sorusunu da beraberinde getirir. Örneğin liselerin yeteneğe dayanan eğitim liseleri olması ve öğrencilerin bu liselerin içinde staj yapacak çalışma alanlarına, laboratuvarlara vd. sahip olması gerekir. Gelişimini tamamlamamış ergen çocuklar, eğitimsiz insanların insafına bırakılmamalıdır. Millî Eğitim Bakanlığı, öğrencileri sayısal veri olarak değil, yaşam hakları korunması gereken bireyler olarak görmelidir. Bakanlık bu konuda önce kendisini sorgulamalıdır ve hukukî açıdan yeniden yapılanmalıdır.

Yeni Demokrasi: Son olarak eklemek istediğiniz bir şey var mı?

Mehtap Sert: Mahir, Millî Eğitim Bakanlığına emanet edilmiş 16 yaşında bir çocuktu. 16 yaşındaki bir çocuğun umarsızca iş cinayetine kurban gittiği, cinayet delillerinin karartıldığı ve katillerin cezasızlık politikasıyla ödüllendirildiği bir olaya tanıklık ettik hepimiz. Hukuka aykırı eylemlerden hukukî fayda sağlamaya çalışan sanıkların suçları gün gibi açıkken biz hukukçuların, ilerici-demokrat kurumların mücadelesinin yanı sıra Millî Eğitim Bakanlığı ile Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığının da bu dosyanın takipçisi olması gerektiğini düşünüyorum.