Nedir Bu Fon Meselesi?
Son haftalarda gündemi çokça meşgul eden, doğrudan yarım milyon, dolaylı olarak ise milyonlarca kişiyi etkileyen fon meselesinin nasıl bir kriz haline geldiğini, bu boyuta gelmeden önce hangi belirtileri gösterdiğini, durumun bu denli bir krize dönüşmesinde ihmali ve/veya payı olan kişi ve kurumları, çözümü için alınan tedbirleri ve yol haritasını konuşalım.
NE OLMUŞTU?
“SPK,17 Eylül 2026’da Tera, Pusula, Hedef, Atlas, A1 Capital, Pardus ve Bulls Portföy’ün TEFAS’taki fonlarını alım satıma kapattı ve tasfiyeye aldı. İlk kararda 130 fonun tasfiyesine hükmedilirken, 18 Eylül’deki usul ve esaslarda sayı 131 olarak duyuruldu. Öncesinde temerrüt yaşandı: Pusula 15 Eylül’de bazı fonlarında ödeme temerrüdü oluştuğunu açıkladı, 28 Ağustos sonrası bu fonlardan çıkış 132,7 milyar lirayı aşmıştı, 16 Eylül akşamında ise Tera fonlarında temerrüt açıklaması geldi. SPK’ya göre tasfiyedeki 131 fonda 455 bin 758 tekil yatırımcı bulunuyor, fonların toplam büyüklüğü ise yaklaşık 826 milyar lira. Bazı kaynaklar yatırımcı sayısını 514 binin üzerinde, büyüklüğü 800 milyar liranın üzerinde ya da yaklaşık 20 milyar dolar olarak veriyor. Bu tutar, yatırımcıların kaybettiği para değil, fonların raporlanan varlık büyüklüğü. Gerçek zarar, portföydeki varlıklar nakde çevrildikçe belli olacak. SPK, mutabakatı tamamlanan yatırımcılara her fon için en fazla 1 milyon TL ara ödeme yapılacağını duyurdu. Soruşturmada ise tutuklu sayısı 85’e yükseldi.”
Öncelikle fonların ne olduğunu, hangi türlerinin bulunduğunu, her türüne göre riskini, yatırımcı profilini öğrenelim.
Bizim meselemizin başrolü Yatırım Fonları. Yatırım fonları, menkul kıymetlere sepet halinde yatırım yapma imkânı veren, bireysel olarak yatırım yapacak kadar bilgi ve birikime sahip olunmasa da profesyonel bir ekibin yönetimine, Sermaye Piyasaları Kurulu’nun denetleyici rolüne, Takasbank’ın varlıkları saklayıcı konumuna güvenerek yatırım yapma olanağı bulunduran oluşumlardır. Yatırım Fonları altında şemsiye fon olarak tabir edilen farklı fon türleri mevcuttur. Bunlar kabaca; para piyasası fonları, serbest fonlar, hisse senedi yoğun fonlar, borçlanma araçları fonları, kıymetli madenler fonları, katılım fonları, fon sepeti fonları gibi sıralanabilir. Her şemsiye türü için belirlenen bir mevzuat vardır ve fon yöneticileri bu mevzuata uygun yatırım kararları almakla mükelleftir. Örneğin bir para piyasası fonu içerisindeki yatırım ile hisse senedi yatırımı yapamaz. Keza bir hisse senedi fonunun içeriğinin de en az yüzde 80 oranında hisse senedi yatırımlarından oluşması gerekir. Bunlar gibi net ve katı kurallar ile her şemsiye türünün limitleri, karakteristik özellikleri belirlenmiştir.
Öte yandan bir fona yatırım yapan yatırımcı, geçmiş yıllardan hatırlayacağımız Çiftlikbank olayında olduğu gibi bir şirketin ürün veya hizmetini satın alarak, parasını bu şirketin kasasına göndermiş olmaz. Fon yatırımcısı olmak için süreç çok basit ve katidir. Fonlara yatırım yapmak isteyen yatırımcının öncelikle bir aracı kurum seçmesi gerekir. Aracı kurumlar bankalar olabileceği gibi banka dışı kurumlar da olabilir. Bu aracı kurumlar üzerinden yatırım fonlarının payları satın alınarak yatırım yapılır, bu yatırım yapıldığında, yatırımcının parası karşılığında satın aldığı ilgili fonun pay adedi, Merkezi Kayıt Kuruluşu’nda kayıt altına alınır. Fon yöneticisi yatırımcılardan gelen yatırımları, ilgili fonun mevzuatına uygun olacak şekilde yatırımlar yaparak yönetir. Gerçekleştirilen yatırımlar sonucu alınan varlıklar (hisse senetleri, borçlanma araçları, bonolar, tahviller, altın sertifikaları vb.) Takasbank nezdinde saklanır. Dolayısıyla ilgili fon yöneticisi, bu yatırımlara doğrudan erişemez, fon içerisindeki paraları zimmetine geçiremez, sadece yönetim kararlarını verebilir. Yeri gelmişken, her fon için bir yönetici ekibi vardır ve bunların ait olduğu çatı şirket, fonlardan tamamen bağımsızdır. Bu şirketlerin iflası, borçları fonları ilgilendirmez. Şirket, fonlardaki yatırımları kendi bilançolarına dahil edemez, bu fon içerikleri iflas durumunda haczedilemez.
Peki son haftalarda herkesin aşina olduğu, her vatandaşın lügatine giren “fon tasfiyesi” durumunda ne olur? Fonlar çeşitli sebeplerden tasfiye kapsamına alınabilir, tasfiyeye alınması demek fonun işlemlerini devam ettirmeyeceği, artık faal olmayacağı anlamına gelir. Ancak bu durum kesinlikle “yatırımcının parası battı” anlamına gelmez. Yatırımcının parası ile mevzuata uygun olarak gerçekleştirilen ve SPK tarafından denetlenen yatırım kararları neticesinde satın alınan, Takasbank’ta saklanan varlıklar MKK nezdinde her yatırımcı adına kayıtlıdır ve ilgili saklayıcı bankada saklanmaya devam eder. Merkezi Kayıt Kuruluşu’nu bir nevi Tapu Müdürlüğü, kayıtlı olan varlıkları da sahip olunan taşınmazlar olarak düşünebiliriz.
Özetleyecek olursak, fonlar katı mevzuatlara tabi, devlet kurumları tarafından denetlenen, içerdiği varlıklar yine devlet tarafından kayıt ve koruma altında bulunan yatırım araçlarıdır. Ancak böyle olmaları, risk barındırmadıkları anlamına gelmez. Her fon için SPK tarafından belirlenen, 1-7 arası değerlendirilen bir risk değeri vardır. Bu risk değeri, fonun pozitif ve negatif oynaklığını temsil eder. Örneğin hisse senedi gibi sermaye riski barındıran fonların risk değeri 7/7’dir, bu da şu anlama gelir; bu fon yıl boyunca yüzde 60 kazandırabilir de yüzde 60 kaybettirebilir de. Öte yandan para piyasası, borçlanma araçları gibi fonların risk değeri 1-2/7’dir. Dolayısı ile bu fonlarda kazanç mevduat faizlerine denk olur ve kayıp çok öngörülmez. Öngörülse bile kayıp da yine yüzde 3-5 civarı olabilir. Yatırımcı bu fonlara yatırım yapmadan önce risk değerlerini görür, buna göre yatırım yapar. 7/7 risk değeri olan bir fona kaybetme riskini de alarak girilmelidir, dolayısıyla daha düşük yatırım tutarı ayrılır. 2/7 değerli bir fona ise mevduat gibi bakılabilir ve sermayenin büyük kısmı burada bekletilebilir.
Peki fonlardan, bu denli piyasayı etkileyebilecek, milyonlarca insanı mağdur edebilecek bir kriz nasıl peydah oldu?
Bu krizin başlangıcına gitmek için şunu belirtmemiz gerekir; her yatırımcı her fona doğrudan, kolaylıkla yatırım yapamaz. Türkiye Elektronik Fon Dağıtım Platformu (TEFAS) bir kısım fonları denetler ve her yatırımcının, aracı kurumlar üzerinden kolaylıkla alım satım yapmasını uygun görür, platformu üzerinden yayına açar. Ancak TEFAS’a açık olmayan kapalı fonlar da mevcuttur. Bu fonlara doğrudan yatırım yapılamaz, sınırlı sayıda yatırımcıları bulunur. Fon krizinin merkezinde bulunan TERA Portföyün serbest fonu olan TLY üzerinden krizin doğuşunu ve bugününü değerlendirelim.
TLY fonu 2021 yılında kapalı bir fon olarak yalnızca 11 yatırımcısı ile kuruldu ve 2025 Temmuz ayında 159 yatırımcısı ile TEFAS’a açılmadan önce, bu geçen 5 yıl kadar sürede yüzde 58 bin 900 getiri sağladı. Bu getiri tabii ki hayatın ve piyasanın olağan akışına aykırıydı, bir manipülasyon olduğu çok aşikardı, ancak TEFAS bu fonu bütün yatırımcılara açma kararı aldı. Yatırımcılar ekranlardaki verilere bakınca, bu fonun getirilerinden doğal olarak etkilendi ve fona ilk aylardan yoğun bir giriş başladı. Fona giriş sağlandıkça fon pozitif getiriye devam etti ve inanılmaz bir pazarlama çalışması ile birlikte 14 ay sonunda 100 binin üzerinde yatırımcıya ve 240 milyar liranın üzerinde hacme ulaşmış oldu ve 17 Eylül 2026’da bu yatırımcılar ve bu miktardaki yatırım, fonun içinde hapsoldu.
Yukarıda bahsettiğimiz gibi eğer varlıklar korunuyorsa ve güvencedeyse, buradaki sorun nedir derseniz, özellikle hisse senedi yoğun ve serbest fonlardaki varlıkları oluşturan hisse senetleri diyebiliriz. Özellikle bu fonlar TEFAS’a açıldığından beri neredeyse bütün piyasanın bildiği, gördüğü ama resmî kurumlar tarafından ihmal edilen, görmezden gelinen gerçek, bu fonların yatırım yaptığı şirketlerin hisse fiyatlarının manipülasyon ile yüzlerce kat şişirilmiş olmasıdır. Fazla şişirilen her balonun başına gelen bu fonların da başına geldi.
Peki bu manipülasyon nasıl yapıldı ve neden yapıldı? Kim buradan faydalandı, zenginleşme sağladı?
Kabaca bir analoji anlatımı üzerinden manipülasyonu anlatalım. 10 arkadaşımız ile bir fon kuruyoruz. Bir miktar sermayemizi yatırıyoruz. Bu fon bünyesine dahil edeceğimiz hisse senetlerini de sığ tahtalardan, güçlü ve popüler olmayan şirketlerden seçiyoruz. Bu şirketlerin sahipleri ile de gidip konuşuyoruz, senin şirketinin piyasa değerini sürekli olarak alım yaparak artıracağız diyoruz ancak elindeki hisseleri belli bir süre satmayacaksın diyoruz, çünkü satış fiyatları düşürür, alış artırır. Şirket sahibi de kabul ediyor ve biz fon kapalıyken sürekli olarak belirlediğimiz birkaç şirket hissesine yatırım yapıp fiyatını artırıyoruz. Öyle ki defter değerinin bin kat fazla piyasa değerine ulaşan şirketler oluyor. Bu yüksek piyasa değeri, şirketin ederi değil, bizden başka bu şirketi bu fiyattan alan yok şimdilik. Kimse de bu şirkete bu kadar para vermez ancak biz fonumuz kapalıyken yaptığımız bu yatırımlar ile fonun getirisini kağıt üzerinde yüzde 50 bin gibi uçuk rakamlara çıkarıyoruz ve SPK bizim fonumuzu onaylıyor, böylece TEFAS’a açılabiliyoruz. TEFAS’a açıldığımızda artık değerini bin kat fazla şişirdiğimiz hisseleri satıp 100 liramızı milyonlara dönüştürme şansımız oluyor. Fon aracılığı ile küçük, büyük yatırımcıları içeriye dahil edip bu hisseleri dolaylı olarak onların parası ile alıyoruz ve bu sırada biz ve bizim durumu haber verdiğimiz, bizimle birlikte iş tutan, bize gerekli izinleri veren, denetlenmememizi sağlayan, aleyhimizde konuşulduğunda bunun önünü kesen paydaşlarımızla birlikte ellerimizdeki şişirilmiş hisseleri, şişirilmiş fiyatlarla satıp fondan çıkabiliyoruz. Günün sonunda hiç kimsenin o fiyattan alım yapmayacağı fiyatlara alınan bir dolu değersiz şirket hissesi ile yüz binlerce fon yatırımcısı baş başa kalmış oluyor.
Alınan bir hisse senedinin değerinin düşmesi ihtimali ve olası kayıp riski her zaman sermaye piyasalarında vardır. Bu nedenle pek çok bilinçli ve bilgili yatırımcı, yatırım yapmadan önce şirketlerin finansallarını inceler ve ona göre yatırım yapar. Bilgili bir yatırımcının bu hisselere yatırım yapmayacağı aşikardır. Bu nedenle bu manipülasyon ve sermaye dolandırıcılığı fonlar üzerinden gerçekleştirilmiştir, çünkü fonlara yatırım yapan yatırımcılar, esasında riski ne olursa olsun devletin kurumlarının denetleyici rolüne de güvenir, kayıp riski olmakla birlikte manipülasyona izin verilmeyeceğini kabul eder. Öte yandan para piyasası, borçlanma araçları, katılım fonları gibi risksiz, mevduat eşleniği olarak kabul edilen fonların da tasfiyeye dahil edilmesi akıl kârı değildir. Dünyanın hiçbir yerinde bu fonlardan ciddi zarar eden yatırımcı bilgisi mevcut değildir. Bunun gerçekleşmesinin tek yolu, gerçekleştirilen dolandırıcılığa, devletin de kurumları aracılığıyla alet ve dahil olması olabilir.
Sonuç olarak, bundan 1 sene kadar önce yabancı kaynaklardan gelen istihbarat ve uyarılar, bizzat devlet kurumlarından gelen “farkındaydık ama fon piyasası sağlığı için göz yumduk” minvalindeki açıklamalar gösteriyor ki sadece birkaç bin yatırımcı ve birkaç milyarlık yatırım tutarındayken yakalanabilecek ve hızla müdahale edilebilecek piyasa dolandırıcılığı, parti fark etmeksizin siyasetçilerin, sanatçıların, iş insanlarının ve hatta hükûmet üst kademelerindeki yetkililerin, vatandaşın parasını dolandırıcılık yoluyla alabilmeleri için göz ardı edilmiş, bilinçli olarak izin verilmiş ve bugün milyonlarca yatırımcıyı etkileyen, yüz milyarlarca liralık bir hacme sahip bir krize dönüşmüştür.
*Bu yazı bir finans uzmanı tarafından gazetemiz Yeni Demokrasi için kaleme alınmıştır.





