20 Ocak, Salı
Yeni Demokrasi Gazetesi
Sonuç yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
  • Anasayfa
  • Güncel
  • Emek
  • Ekonomi
  • Dünya
  • Kadın
  • Gençlik
  • Çevre
  • Kültür Sanat
  • Yazılar
    • ANALİZ
    • ANI – ANLATI
    • BİLİM
    • ÇEVİRİ
    • İZLENİM
    • KADIN
    • KOLEKTİF DOĞRULTU
    • MAKALE
    • MEŞA AZADÎ
    • POLİTİK – GÜNDEM
    • TARİHSEL BELLEK
  • Tüm Haberler
Yeni Demokrasi Gazetesi
Sonuç yok
Tüm Sonuçları Görüntüle

Anasayfa » “Sosyalist Strateji” veya “Sosyalizm Yeniden” Tartışmaları Üzerine: Nereden Ne Beklenmeli

“Sosyalist Strateji” veya “Sosyalizm Yeniden” Tartışmaları Üzerine: Nereden Ne Beklenmeli

2 Aralık 2025
içinde KOLEKTİF DOĞRULTU, Yazılar
Facebook'ta PaylaşX'te PaylaşWhatsappTelegram
Google Haberler Google Haberler Google Haberler
ADVERTISEMENT

Son dönemde kendini sol ve sosyalist olarak tanımlayan birçok çevre, “yeni” tartışmalara ihtiyaç olduğunu ileri sürerek devrimin yolu, yeni bir sosyalizm anlayışı, devrimin araç ve amaçları ile devrimin strateji ve taktikleri üzerine çeşitli toplantılar ve forumlar düzenliyor. Bunların içeriği ve ortaya çıkardığı sonuçlar üzerinde durmamız hem kendi görüşlerimizi kavramak ve geliştirmek hem de gündemimize giren sorulara yanıtlar oluşturmak bakımından gereklidir.

sendikaorg.’ta yayımlanan bir dosya “Türkiye Siyasetinin Yeniden Şekillendiğini” iddia ederek bir sosyalist strateji oluşturma tartışmasını konu etti. Halkların Demokratik Kongresi’nin düzenlediği “Sosyalizm Yeniden” konferansı da yeni bir strateji oluşturmanın başka bir adımı olarak gelişti. Bu toplantı veya forumların bir “devrimci arayışı” konu etmesi ilk bakışta olumlu görünmektedir. Ancak bu görünen yüzdür. Her bir tartışma içinde doğru fikirler barındırmakla birlikte esas olarak “eski görüşleri, yönelimleri ve stratejileri” yadsıyan bir hat üzerinde ilerlemektedir. Sanki bu “eski” görüşler geçmişte hakkıyla savunulmuş, uygulanmış ve buna rağmen beklenen sonuçları alınamamış gibi davranılmaktadır. Oysa nesnel bir tutum benimsense, bunun gerçeği yansıtmadığı kolaylıkla görülür. Biz örneğin, kendi pratiğimizi değerlendirirken komünist çizgiden ve genel devrimci stratejiden birçok kez uzaklaştığımızı, hatalarımızın kaynağının bu olduğunu görüyoruz. En temel ilkelerin çiğnenmiş olması, yenilgilerin de esas kaynağıdır.

Ne var ki bu sorunu aşmaya dönük tartışmaların ilkeleri geliştirmek, özellikle de kitle çizgisini geliştirmek yerine “strateji” tartışmalarına kayması, meseleyi içinden çıkılmaz bir yere sürüklemekte ve öz-inkâra varan bir savrulma riskini büyütmektedir. Strateji tartışmalarını karşılayan birçok yazımız mevcuttur. Bu nedenle bu konudaki tutumumuzu açıklayan temel tezleri tekrar etmeyeceğiz. Bugüne değin savunageldiğimiz stratejinin karşı karşıya kaldığı zorluklar sınıf mücadelesinin çetin doğasının kaçınılmaz zorluklardır. Önderliğin belirleyici rolüne, tutarlı ve sabırlı bir genel çizginin güçlü bir kadro hareketine duyduğu ihtiyaca dair belirlemelerimiz günümüzdeki kapsamlı ve emperyalizm odaklı saldırıların amacı ile de örtüşmektedir. Emperyalizm devrimci olan veya devrimci rol oynayan önderlikleri imha etmenin her türlü yolunu deniyor, bu yolla kitlelerin “kendileri için” bir iktidar arayışına girmelerine engel olmayı umuyor. Devrimci hareket, yenilgiler de alsa bunu başarmanın yolunu açmak için direnmeye devam ediyor. Zorluklar da bunun içinde yaşanıyor…

Her biri kendi çizgisine ve bir tarihsel birikime sahip hareketlerin “ortaklaşma” arayışını doğrudan “stratejik” bir çerçeve içinde değerlendirmek kapsamlı ve tarihsel bir öz eleştiriyi güncelleştiriyor. Ama bu öz eleştiri hiçbir zaman belirginleşmiyor. En fazla “geri dönüşü” temsil eden bir söylem geliştiriliyor. Çünkü temelde nerede hata yapıldığı tartışmaları ciddi bir revizyonun ilk aşamasıdır. 

Bugün bu hareketlerin böyle bir tartışma düzeyine giremediklerini söylemek mümkündür; doğrusu, olması gereken anlamında bizim beklentimiz de bu yönde olmamalıdır. Bu düzeyde bir öz eleştiri doğru değildir, bu her düzeyde bir savruluşun ön adımıdır. Koşullara bakıldığında da bunun için yeterli verinin varlığından söz edebiliriz. Hareketlerin çoğunda ve hatta dünya çapında emperyalizmin yoğun estirdiği karşı devrim rüzgârının etkisi altında genel eğilim bu yöndedir. Buna karşı, Marksizm-Leninizm-Maoizm doğrultusunda gelişen hareketin kazanımları, öğretileri, tecrübeleri bizim açımızdan yol göstericidir. İlkeleri tartışmaktan çok ilkelerle ilişkimizi, ilkeleri hayata geçirme yeteneğimizi tartışmaktan yanayız. “İlkelerden uzaklaştıkça kaybeden devrimci hareket” gerçekliği bize ilkelere daha sıkı sarılmak gerektiğini öğretir.

Bu temel belirlemelerden hareketle tartışmalara yönelik genel yaklaşımımızı ortaya koyalım.

Strateji Tartışmalarının Açmazı

Strateji tartışmalarının ciddi bir ortaklık zemininde gelişmesi gerektiği açıktır. Örneğin sınıf mücadelesine dayanan bir hareketin “sınıflar var mıdır” sorusuna odaklanacak bir tartışmaya girmesi “sınıfa dayanan hareket” iddiasının inkârıdır. Bu, tartışılabilir bir sapma olmaktan çok, iddianın inkârıdır. Bu tür bir soru etrafında gerçekleşecek tartışmalar, stratejik yönelim belirlemekten çok, hareketin asgari ideolojik zemininin çözüldüğüne işaret eder. 

Bizim, bu tartışmalarda alacağımız tutum strateji belirlemedeki kaygılarımızı korumaktır. Örneğin “devrim iddiasını” terk etmeyi içeren bir “sınıf tartışması” sınıfsal zeminde durmaktaki ısrarla karşılanmalıdır. Burada sorun, stratejinin kendisi değil; strateji adına yapılan tartışmaların ortak asgariyi dahi koruyamayan bir düzeyde seyretmesidir. Tartışmalarda durduğumuz zemin inkâr edildiğinde, bu ister istemez kimlik krizine, tarihsel birikimin reddine ve yönsüzlüğe yol açar. Oysa stratejik tartışmalar, ancak tarafların temel ilkelerinde, mücadele anlayışında ve tarihsel kabullerinde belirli bir netliğe sahip olduğu koşullarda anlamlıdır. Bunu “birleşik mücadele” adına aynı zeminde olmayanların tartışmasına bağlamak baştan yoldan çıkmaya denk düşer.

Bugün eksik olan tam da budur: Kitle çizgisindeki zaafı aşmadan, sınıfla bağını güçlendirmeden, toplumsal gerçekliği kavramadan girişilen “strateji tartışmaları”, zeminsiz bir ortaklaşma arayışına dönüşmekte ve hareketleri kendi iddialarını tartışmaya zorlamaktadır. Bu nedenle stratejik ortaklık arayışlarına genellikle mesafeli olduk ve bu tür “ortaklıklara” girişmedik, esas olarak eleştirdik. Stratejik birlikleri hedefleyen bu düzeydeki tartışmalar, bizim açımızdan yalnızca bir zaman kaybıdır ve savunduğumuz “birleşik hareket” biçimlerinin, yani “eylem birliklerinin” kapsamı dışında kalır. Birleşik hareket adı altında devrimin ya da stratejik bir hareketin önderliğini inşa etme anlayışı, komünist önderlik sorumluluğunu ve gerekliliğini hedef alan revizyonist bir tutumdur. 

Tartışmalara ve olası eylem birliği çalışmalarına bu anlayışa düşmeden, bununla aramızdaki mesafeyi koruyarak katılmaya özen gösteriyoruz.

Ulusal Soruna Duyarsızlık

Bu toplantılarda öne çıkan bir görüş üzerinden sorunun kaynağının nasıl kaydırıldığını gösterelim. Bu görüş geçmişteki başarısızlığın nedenlerinden birinin Kürt Ulusal Hareketiyle yeterli bağ kurulamamış olmasından kaynaklandığını ileri sürmektedir. Kolektif hakların devrimci bir yaklaşımla ele alınamadığı iddiası örneğin bu bakımdan tartışmalıdır. Bu hakların temelinde devlet kurma hakkı olduğuna göre bu tartışma Ulusal Hareketin çizgisinin eleştirisine dönüşmeliyken “ilişki düzeyi” konu edilmektedir. Elbette bu ilişkide sorunlar olmuştur; ancak sorunun kaynağı, “bireysel haklar” merkezli reformist yaklaşım ile “kolektif haklar” merkezli devrimci yaklaşım arasındaki farkın kavranamamış olması değildir. Kürt ulusal mücadelesinin “kolektif haklar mücadelesi” olduğunun sosyalistlere geç anlatıldığı iddiası da meseleyi saptırmaktadır. Çünkü ulusal sorun, özünde “Ulusların Kendi Kaderini Tayin Hakkı” temelinde ele alınmalıdır. Bu ilkenin görmezden gelinmesi, sorunun doğru temelde kavranmadığını gösterir. Oysa devrimci tutum nettir: Ezilen ulusun devlet kurma hakkını tanımak ya da bu hakkın alınması yönünde mücadele etmektir. Bugün tartışmalarda bu belirleyici nokta ısrarla göz ardı edilmekte; buna karşın, devrimci özünden kopmuş bir hareketin önderliğinde “emperyalizme karşı nasıl mücadele edileceği” tartışılmaktadır.

Öte yandan, devrimci ve demokratik hareketlerin uzun süredir Ulusal Hareketle güçlü bağlar kurduğu da bir gerçektir. Birlikte adım atma ve hatta devrimin önderliğini ortak inşa etme noktasına kadar varan ittifaklar kurulmuştur. Bu kadar somut bir bağ ortadayken “bağ kurmamak” ya da “kolektif hakları kavramamak” gibi tespitlerde bulunmak abestir. Bu abesliği besleyen asıl unsur, “yeni bir şey bulma” arayışıdır. Fakat bu “yenilik” arayışı, Marksizm-Leninizm ve Maoizmle biriktirilmiş tüm tarihsel kazanımların reddini içerdiği ölçüde gericidir ve geriletir. Bizim bu arayışlara yaklaşımımızı belirleyen temel nokta tam da budur. Bu tür arayışların izlenmesi, değerlendirilmesi ve tartışılması önemlidir. Ancak esas olan, halkın çıkarlarını devrimci bir temelde savunmak ve gelişmelere bu doğrultuda müdahale edebilmektir. Halkın çıkarlarının devrimci savunusu; emperyalizme, feodalizme, bürokratik kapitalizme ve faşizme karşı tutarlı, kararlı bir iradeyle mümkündür. Tutarlı ve kararlı bir irade oluşturmaktan çok her çeşitten bir birliğe kavuşma amacı ise bunun tersini üretir. Ortak bir strateji belirleme tartışmaları buna hizmet etmektedir. 

“Stratejik hedefler belirlemek” adı altında kendi görevini başkasına devretmek, devrimci sorumluluktan kaçmaktır. Buna karşılık, devrimci ve demokratik duyarlılıkla, özellikle yerel birimlerde ortak hareketin olanaklarını sonuna kadar zorlamak temel görev olmalıdır. Merkezî tartışmalardan çok daha fazla yerel ve somut hedeflere yönelen ittifaklara ihtiyaç vardır. Her zaman olduğu gibi bugün de yerelde ve somut hedeflere yönelen devrimci ittifaklar mümkündür. Bunun temel nedeni bu alanların bu tür çalışmalara uygun olmasıdır.

Emekten Yana Emeğin Birliğinden Uzak Eğilim

Bu toplantıların temel özelliği, “emekçi solun temsilcisi” sayılan hareketlerden oluşmalarıdır. Ancak emekten yana sol kesimlerin bu “temsilcilerinin” etki alanı oldukça sınırlıdır. Bunu, tartışmaların toplumdaki karşılığından da açıkça görebiliyoruz. Hareketlerin kitlelerle oldukça sınırlı ilişkilere sahip olması ciddi bir sorundur. Bu sadece örgütsel bir sınırlılık değil, daha çok yönelimlerinin kapsamının sınırlı olmasıyla somutlaşmaktadır. Birbirini kendi doğrusuna ya da üretilecek yeni bir doğruya ikna etmek, çekmek, yönlendirmekle sınırlı bu durum baştan sakat bir niteliğin dışa vurumudur. Çözüm arayışlarının sorunu “birleşememekte” bulması; ama bunun da ideolojik ve politik düzlemde kitlelerden yalıtık tartışılması “çözümsüzlükte” devam etmekten başka bir sonuç üretmez. Nitekim “yeniden sosyalizm” adı altında orta konan metinlerdeki yüzeysellik, belirsizlik, öznesizlik, özün inkârı gibi sonuçlar bunun ürünüdür.

Oysa emekçi solun en belirgin niteliği geleceği temsil ettiği güvencesiyle öze, bilimsel olana, işçi sınıfının kurtuluşuna dayanan bir çizgiye tabi olması ve özneye tarihsel değerini “tam” olarak vermesidir. Bu tutumla birlikte toplumun geniş kesimlerine, onların çıkarlarını savunarak hitap etmesidir. Bu açıdan bakıldığında, mevcut durum ciddi bir soruna işaret etmektedir. Bunun esasen hareketlerin kitle çizgisindeki zaaflardan kaynaklandığını kabul etmemiz gerekir.

 

Ortak Mücadelede Temel Perspektif

Ortak hareketi yaratmak amacıyla tartışılması gereken konular, genel eylem birliği anlayışıyla uyumlu olmalıdır. Örneğin Kürt Ulusal Hareketi üzerine yürütülen değerlendirmeler, enternasyonal mücadele, devrimin yolu ya da kitlesel ayaklanma tartışmaları bu kapsama dâhil edilemez. Bu tür konularda farklı akımlar, hareketler ya da temsilciler arasında “ortaklaşma” girişimleri, birinin diğeri lehine kendini feshetmesi anlamına gelir. Temel ve stratejik meselelerde “birleşik mücadele” temelinde hareket edilmek istenirse, bunun sonucu en fazla tasfiyecilik olur.

Ne var ki devrimci hareketin çok sayıda bileşeni, özellikle reformist akımların sürüklendiği ya da sürüklediği bu tartışmalarda hızla konum almakta ve kendi önderliği altında birleşme vaadi varmış gibi davranmaktadır. Bu aceleci ve hatalı tutumdan özellikle kaçınmamız gerekir.  

Eylem birliği tartışmaları bu konuları neden içermez, diye sorulabilir. Çünkü Kürt Ulusal Hareketiyle birleşmek, devrim ve sosyalizm hedefinde ortaklaşmak ya da enternasyonalizmin ilkelerini tartışmak kaçınılmaz biçimde stratejik hedefleri ve ideolojik ayrışmaları gündeme getirir. Devrim hedefi doğrultusunda birleşmek, yani birleşerek bir devrim önderliği yaratmak, yakın dönemde “denenmiş” ama içi boş bir “büyük eylem” olarak kalmıştır. Enternasyonalizm için de durum benzerdir: Eğer proleter enternasyonalizmini yalnızca bir tür devrimci-demokratik dayanışma olarak kavramıyorsak o halde komünist çizginin örgütlenmesi olarak enternasyonalizm her türden hareketle yan yana getirilemez.

Bizim bu iki temel konuda yaklaşımımız nettir: Kürt Ulusal Hareketinin ne hedefleri ne de kurduğu ilişkiler bir devrim amacı güdüyor; o mevcut egemen yapının içinde inisiyatif almaya çalışan, reformist bir karaktere sahiptir. Harekete “Kürt Özgürlük Hareketi” demek de bu açık gerçekliği sözle inkâr etmektir. Çünkü ortada devrimci bir özgürlük hedefi değil, düzen içi bir statü arayışı vardır. Ulusal burjuva hakların bile gerisine düşen bu çizgi, devrimci yönelimden uzun bir zamandır uzaktır.

Kitle Çizgisiyle Somutlaşan Pratikte Birleşmek

Geniş kitleleri kapsayan bir çalışma hattı bahse konu tartışmaya bir temel oluşturabilir. Kuşkusuz kitleleri kazanmak da belirli bir strateji etrafında gerçekleşir. Farklı stratejik yaklaşımların kitlelere dönük çalışmalarda kesişmesi, birlikte hareket etme olanağı sunması mümkündür ve “birleşik mücadelenin” zemini de budur. Dolayısıyla önce hareketlerin kendi çizgilerinde beliren somut çalışmaların açığa çıkması sonra da bu çalışmaların olabildiği ölçüde ortaklaşmasının koşullarının sağlanması gerekir. Hareketlerin temel sorunu bu noktada açığa çıkmaktadır. Hareketlerin kendi çizgilerinin silikleşmesi ve somut çalışmalara dönüşmemesi “birleşik mücadelenin” silik kalmasını ve tartışmaların da soyut düzeyde kalmasına neden olmaktadır. 

Kitle çizgisinin temelinde hangi kitlelerin hangi ilkeler ve hedefler doğrultusunda örgütleneceği anlayışının yanıtları vardır. Devrimci hareketler önemli oranda aynı kitleleri örgütlemek amacındadırlar. Ortak hareket etmenin koşulu da buradan gelir. Genel olarak “ezilenler” diye tarif ettiğimiz kitlelerin çıkarlarının savunusuna ve gerçekleştirilmesine dayanan bir kitle çizgisi anlayışı (aynı zamanda arayışı) farklı stratejik tutumlara sahip olanları bir araya getirecek zemindir. O halde temel sorun devrimci hareketlerin kitle çizgilerindedir. Kitlelerle kurulan ilişkinin sorunlu olduğuna dair çok fazla veri varken “birleşik mücadele” arayışını hareketlerin birleşmesinde ya da olabildiğince bir araya gelmesinde somutlaştırmak yanlış bir tutumdur.

Kitle çizgimizin zaaflarına birçok kez dikkat çektik. Bu sorun sonuç olarak devrimin kitlelerin eseri olabileceği gerçeğini kavramamak ile ilgilidir. Pratiğe yansıyan yetmezlikler buna işaret ediyor. Peki bu neden “çözülemeyen” bir sorundur? Bu sorunun kaynağı, devrimin ancak kitlelerin eseri olabileceği ilkesinin söylem düzeyinde reddedilmesi değildir. Aksine, bu ilke teoride kabul görmektedir. Ancak pratikte karşılaştığımız zaaflar, bu ilkenin gerçek anlamda kavranmadığını, yani teorik kabulün somut bir çalışma tarzına dönüşmediğini gösteriyor. Sorun bu açıdan teoriden ziyade gerçekliği, özellikle de kitlelerin gerçekliğini analiz etme biçimimizdedir. Gerçeği analiz etmek kitlelerin gerçekliğine bakmakla, bu gerçeklikle sürekli ilişki içinde olmakla mümkün olacaktır. Kendi amaçlarımıza, ilkelerimize, yolumuza hâkimiyetimiz ve bunu kitlelerle buluşturmakta harcadığımız çaba bize kitle çizgimizin ne olduğunu gösteren verileri sunar. 

Bu konuda kendimizi her zaman sıkı bir eleştiriden geçirmemiz gerekiyor. Bunu ne derecede başardığımız ayrı bir konudur. Örneğin 1 Mayıs tartışmaları bu bakımdan öğreticidir. Hakeza Filistin eylemleri de iyi tartışıldığında güçlü veriler sunuyor. Bu konuyu, Türkiye’nin temel ekonomik problemlerinden hareketle başta köylüler ve işçilerle ilişkiler açısından değerlendirdiğimizde kitle çizgisindeki birçok temel defo görülebilir.

Kitle çizgisinde temel kriterlerin altını çizip, ezilenlerin temel sorunlarına yoğunlaşan bir çalışma geliştirmeliyiz ki kitle çizgimizin gerçekliğini, kitleleri kavrama düzeyimizi daha açık, somut görebilelim.

“Birleşik mücadele” arayışlarındaki temel problemin de bu olduğuna dikkat çekmeliyiz. Birleşmek adına stratejisini terk etmeye yüz tutmuş hareketlerin sorunu gerçeklikte değil de “niyette” aramaları bir yanılgıdır. Ortak çalışmalardaki yüzeysellik; neye, ne için yoğunlaştığını bilemeyen; tutarlı bir hat izlemeyen pratiklerin kaynağına dikkat çeken tartışmalar bu bakımdan yararlı olabilir. “Filistin sorunu neden Orta Doğu’daki temel sorundur” sorusu örneğin yeterince açıklıkta yanıtlanmış bir sorun değildir. Filistin halkının yerinden edilmesine, İsrail’in faşist bir niteliğe bürünmüş Siyonizm’ine sıkıştırılmış bir Filistin mücadelesi anti emperyalizmin kapsamlı dünyasına yabancılığın bir sonucudur. Oysa emperyalizm hem iç kapışmasını hem de borç batağı içindeki ekonomisini kurtarmak üzere dünya halklarına yönelik saldırısını Filistin özgülünde ortaya sermektedir. İran’a yönelik tehditlerin, Suriye’deki tamamen tutarsız yapılanmanın, Lübnan halkına yönelik “irade tanımaz” saldırıların temelinde Filistin sorunun açmazları vardır. Sözünü ettiğimiz yüzeyselliği bu sürecin genel analizinde ve tartışmalarında, daha çok da pratiğinde görebiliriz. Sadece bizde değil birçok ülkede devrimci hareketin Filistin sorununda yetersiz kaldığını görüyoruz. Bu yüzeyselliğe hemen her “birleşik mücadele” eyleminde rastlıyoruz. Genel bir ilgisizlik olarak göze çarpan bu durum kitle çizgisindeki zaaflara işaret eder. 

Kitle çizgisi anti emperyalist, anti feodal, anti faşist bir hat üzerinde olmalıdır. Tüm hareketleri kapsayan ortaklık zemini bu ilkelerde tanımlıdır. Bunu somutlaştırmak için kitle gerçekliğine yönelen çalışmalara ihtiyaç var.

Sorun, geniş kitleleri de kapsayan birliklerin örgütlenebilmesidir. Politikalar da bu doğrultuda belirlenir. Geniş kitleleri kapsayan bir örgütlenmenin sorunları, biçimleri devrimci hareketlerin çözmek zorunda oldukları temel konulardan biridir. Bu tartışma, devrimci hareket açısından her zaman var olmuştur ve bugün de var olmak zorundadır. Devam eden tartışmaya katkımızın bununla sınırlı olduğunu ve öyle kalması gerektiğini belirtmeliyiz. Stratejik birlik arayışlarının hem sonuçsuz kalacağını hem de gerekli ve yapılabilir çalışmaları erteleyeceğini akılda tutmalıyız.

Tags: Kolektif DoğrultuYeni DemokrasiYeni Demokrasi Gazetesi
ShareTweetSendShareScanSend
Önceki Yazı

Suriye’deki Alevi katliamına karşı Meclis önüne çağrı

Sonraki Yazı

Furkan Karabay iddianameyi yırttı: Savunma yapmayı reddediyorum

Related Posts

Röportaj

Alex anlatıyor: “Filistin’i desteklemek, Proleter Dünya Devriminin bir parçasıdır”

13 Ocak 2026
ÇEVİRİ

Sıkışan canavar, dünya halkları için en kötüsünü hazırlıyor!

11 Ocak 2026
BİLİM

Fas’ta 773 bin yıl öncesine ait insan fosilleri bulundu

8 Ocak 2026
KOLEKTİF DOĞRULTU

Marksizmin Aşılması ve Demokratik Toplum -II

7 Ocak 2026
Güncel

PANORAMA | Savaşla Yönetilen Kriz; Direnişle Yanıtlanan 2025

1 Ocak 2026
BİLİM

Enerji Temel İhtiyaç Mıdır?

31 Aralık 2025
Sonraki Yazı

Furkan Karabay iddianameyi yırttı: Savunma yapmayı reddediyorum

Hakkımızda

Yeni Demokrasi’de yer alan yazı, fotoğraf ve haberler kaynak gösterilmek şartıyla kullanılabilir.
Yeni Demokrasi; işçi sınıfı ve emekçilerin, ezilen ulus ve milliyetlerin, geleceksiz bırakılan gençliğin, devrimci tutsakların ve devrimci basının sesidir.

İletişim ve haber göndermek için e-posta adresimiz: yenidemokrasigazetesi@gmail.com

2024 Yeni Demokrasi – Yeni Demokrasi’de yer alan yazı, fotoğraf ve haberler kaynak gösterilmek şartıyla kullanılabilir.
Yeni Demokrasi | işçi sınıfı ve emekçilerin, ezilen ulus ve milliyetlerin, geleceksiz bırakılan gençliğin, devrimci tutsakların ve devrimci basının sesidir.

İletişim ve haber göndermek için e-posta adresimiz: yenidemokrasigazetesi@gmail.com

  • Anasayfa
  • Güncel
  • Emek
  • Ekonomi
  • Dünya
  • Kadın
  • Gençlik
  • Çevre
  • Kültür Sanat
  • Yazılar
  • Tüm Haberler

Sonuç yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
  • Anasayfa
  • Güncel
  • Emek
  • Ekonomi
  • Dünya
  • Kadın
  • Gençlik
  • Çevre
  • Kültür Sanat
  • Yazılar
    • ANALİZ
    • ANI – ANLATI
    • BİLİM
    • ÇEVİRİ
    • İZLENİM
    • KADIN
    • KOLEKTİF DOĞRULTU
    • MAKALE
    • MEŞA AZADÎ
    • POLİTİK – GÜNDEM
    • TARİHSEL BELLEK
  • Tüm Haberler

Copyleft 2020, dizayn yeni demokrasi
İletişim ve haber göndermek için e-posta adresimiz:yenidemokrasigazetesi@gmail.com