29 Kasım, Cumartesi
Yeni Demokrasi Gazetesi
Sonuç yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
  • Anasayfa
  • Güncel
  • Emek
  • Ekonomi
  • Dünya
  • Kadın
  • Gençlik
  • Çevre
  • Kültür Sanat
  • Yazılar
    • ANALİZ
    • ANI – ANLATI
    • BİLİM
    • ÇEVİRİ
    • İZLENİM
    • KADIN
    • KOLEKTİF DOĞRULTU
    • MAKALE
    • MEŞA AZADÎ
    • POLİTİK – GÜNDEM
    • TARİHSEL BELLEK
  • Tüm Haberler
Yeni Demokrasi Gazetesi
Sonuç yok
Tüm Sonuçları Görüntüle

Anasayfa » Gulasor’un yoldaşına 40 yıl sonraki vedası: Hoşça kal abla

Gulasor’un yoldaşına 40 yıl sonraki vedası: Hoşça kal abla

25 Kasım 2025
içinde Kültür Sanat, Yazılar
Facebook'ta PaylaşX'te PaylaşWhatsappTelegram
Google Haberler Google Haberler Google Haberler
ADVERTISEMENT

“Niye küfrediyorsun alçak! İşine baksana sen. İkimiz de işimizi yapıyoruz burada. Senin işin işkence yapıp beni çözmek, benim işim de canım pahasına direnmek. Partime, örgütüme, yoldaşlarıma zarar vermemek. Ne var bunda küfredecek, biraz terbiyeli olsana sen!” (Sayfa 60)

“Ne yapsanız nafile diyor, teslim aldığınız sadece kuru bedenimdir. Mümkün değil; ulaşamazsınız ruhumun derinliklerine! Ruhum nerede mi? Niçin girmedi ki bu cendereye o! Baksanıza, Munzur’un doruklarında şimdi, yoldaşların arasında, ne kadar özgür, ne kadar mutlu, görüyor musunuz?

“Mümkün mü ulaşmanız ona? ‘Bedreddin’in ardıllarıyız biz’ diyor onlara, ‘Börklüce’nin, Torlak Kemal’in selamlarını getirdim size. Köroğlu’nun savaşçılığı, Pir Sultan’ın kararlılığı, Kawa’nın sabrıyız biz. Ferhat’ın aşkıyız dağları delen. Ahmet’imin kurşunu, Zeki’nin ödü!’

Bak şimdi ateşin çevresinde, halay başında. Mavzerin ışıkları vurmuş terli alnına.” (Sayfa 83)

Hoşça kal Abla kitabından aktardığımız bu satırlar, aslında Hasan Hakkı Erdoğan yoldaşın İstanbul Gayrettepe işkencehanesinde katledilmesinin 40. yılında yayınlanan ve yoldaşla beraber destansı direnişinin de tanıklar, belgeler ve anlatılar üzerinden sarsıcı biçimde anlatıldığı kitabın ruhunu oluşturuyor denebilir. 

Zira Hasan Hakkı yoldaşın tavrı düşmana karşı tavizsiz bir duruşun hikâyesi değil sadece. O önder İbrahim’den devraldığı politik direniş geleneğine tamamen uygun aktif bir direniş sergiliyor. Düşmana kafa tutuyor, onları alaya alıyor ve meydan okuyarak kendisinden tek kelime, parti sırrı dahi alamayacaklarını açıkça suratlarına haykırıyor.

Yazar, oldukça önemli ve değerli gördüğü bu durumu ve direniş destanını kitap boyunca tanıklıklara da bağlı kalarak objektif olarak aktarmaya gayret etmiş. Bir direniş destanı anlatısına dönüşen kitapta sıklıkla devrimci ve komünistlerin işkencehanelerde gösterdikleri tavizsizlik, teslimiyet ve ihanetler düzeyine ulaşan tartışmaların, bu meseleye bakış açısından liberal–meşrulaştırıcı anlayışlarla da haklı olarak yer yer öfkeli bir tonda hesaplaştığına; dahası köklü bir hesaplaşma yapılması gerektiğine dair düşüncelere rastlıyoruz.

Bu düşüncelerin belirlediği anlatımlarda kaçınılmaz olarak somut olaylar ve kişilerden söz edilmektedir. Bu durum kitap hakkında çirkin yorumların yapılmasına da neden oldu. Bunların kişisel kaygılardan ya da dar grupçuluktan kaynaklandığını belirtmeliyiz. Gerçekleri içeren anlatımlarda somut olaylarla ve kişilerle hesaplaşma görüntüsünün birçok kişiyi ve çevreyi rahatsız etmesi hiç şaşırtıcı olmadı. Bu rahatsızlık kendi tarihini, deneyimlerini özel bir fanus içinde görenlerin tipik bir tepkisidir. Çözülmek, olumsuz sonuçlara neden olmak, bir yoldaşın katline yol açmak hiç kuşkusuz ağır sonuçlardır. Ne var ki bunlar bir devrimci için asla “kişisel tarih” ya da kendisi ile partisi arasındaki meseleler değildir. Bunlar tüm devrim hareketinin ve bilincinin parçalarıdır. Giz değildirler ve gizlenmeleri gerekmez. Açık bir kişisel saldırı değilse eğer bu sonuçlar olabildiğince bilinmelidir. Çünkü bunlar, burada olduğu gibi, çok değerli yoldaşlarımızın süreçlerini tam olarak kavramamıza katkı sunar. Bu anlatımlardaki “kendi geriliğini” tartışmak yerine Hasan Hakkı gibi yoldaşlarda cisimleşen komünist iradeyi ışık tutmak gerekir. Yazarın amacının da bu olduğunu en başından seziyoruz.

Bir bakıma yazar, işkencehanelerdeki 12 Eylül Cunta dönemi direniş–teslimiyet muhasebesi yapıyor; adeta böylesi bir tartışmanın kapısının 40 sene sonra aralanarak Hasan Hakkı yoldaşın direniş hikâyesi temelinde yeniden ve sağlam bir temelde yapılması çağrısında bulunuyor. Kitap boyunca okuduğumuz satırlarda devrimci–komünistlerin düşmana karşı direniş geleneğine bağlılığını hissediyoruz.

Anlatılan bizim hikâyemiz; 12 Eylül koşullarında İbrahim yoldaşın öğrencilerinin teslimiyet, kaçkınlık, ricat ve tasfiye ikliminin hüküm sürdüğü bir kesitte, devrimde, iktidar mücadelesinde ve direnişi büyütmede gösterdikleri sebatın, metanetin ve kararlılığın hikâyesi. 

Kitapta yeraltı, ağır takibat ve illegalite koşullarında Parti çalışmalarının sürekliliğinin sağlanması ve güvenceye alınması noktasında anlatılara rastlıyoruz. Hasan Hakkı yoldaşın gösterdiği müthiş iradenin yanı sıra hapishanelerdeki yoldaşların sorunlara ve hapishanelerde sürdürülen direnişlere karşı gösterdiği yoldaşça bağlılık ve sorumluluk tutumu, illegal önderlik kurumlaşmasında kullanılan yaratıcı yöntemler ve gizlilik sanatındaki titizlik; bugün için bile devrimci çalışmalar açısından bize esin olabilecek birçok ayrıntı mevcut.

Hasan Hakkı yoldaşın direnişi ve çalışmalarından yansımalarla edinilecek bilgiler dışında, devrimci bir önderlik figürünün, bir parti kadrosunun nasıl olması gerektiğine dair oldukça kıymetli dersler aktarıyor kitap. Hasan Hakkı yoldaş direnişçi, örgütçü, önder kimliğinin yanında aynı zamanda Partinin ideolojik–teorik sorunlarına kafa yorup üreten ve çözüm gücü olmaya çalışan politik bir özne. Devrimci bir ozan ve şair; halkın içinde büyük bir güven oluşturan tam bir halk ve devrim emekçisi.

2. Genel Sekreter Süleyman Cihan’dan sonra İbrahim yoldaşın direniş ustalığının en parlak öğrencilerinden Hasan Hakkı yoldaşı anlatan bu kitabı sadece Kaypakkayacıların değil, devrim için emek veren bütün devrimcilerin — bilhassa gençliğin — okuması gerekir.

Devrimci mücadelede verdiğimiz çaba ve emek ile bizden önceki devrimci-komünist kuşağın yarattığı değerler hem birbirinin kopmaz halkaları hem de bunun bir süreklilik olduğunun kanıtıdır. Tarihimiz bize ışık tutarken şunu da gösteriyor: Yoldaşlarımızın deneyimleri elimizde ve bilincimizde bir silah olarak öğrenilmeye ihtiyaç duyuyor.

Son olarak; kitabın yazarı Hasan Hakkı yoldaşın,

“Düşman zindanlarında yenilmez diye düşünme hiçbir zaman… Hatırla İbrahim’i, Mehmet Zeki’yi, Orhan’ı… Daha sımsıcak, kurumadı Cihan’ımızın kanı… ve haykır sancağımızdaki o kızıl şiarı:

Gerillalar ölmez, yaşasın Halk Savaşı!

Yani sana diyeceğim şu ki; sen olmasan da olur ama ben olmanı istiyorum, Gulasor.”

Dizeleriyle, yakalandığı haberini aldığında derin duygulara kapılıp seslendiği yoldaşı, o dönemki nişanlısı Gulasor…

Gulasor, belki böylesi harika bir direnişi anlattığı kitabı on yıllar önce yazmalıydı demek mümkün.

Bazen ölülerimizin boynumuza ve ruhumuza miras bıraktıkları yükün ağırlığı, bazı şeyler için insanı güçsüzleştiriyor açık ki…

Bazen ve uzun zamanlar geçmeksizin anılar insanda kesin bir dokunulmazlık ve güçsüzlük duygusu yaratıyor; el kaleme gitmiyor.

Kırk sene sonra da olsa, kendisinde bu cesareti bularak bize Hasan Hakkı yoldaşın direnişini hakkıyla aktaran — bir bakıma aslında bu kitapla birlikte yoldaşına ve eski nişanlısına 40 sene sonra veda edebilen ve tarihsel borcunu ödeyen — yazara, yani Gulasor’a teşekkürler.

Not: Kitabın 2. baskısı, Hasan Hakkı yoldaşın işkence hücrelerindeki direnişine tanıklık eden 2 genç devrimcinin anlatımları da eklenerek Kasım başında çıkacak.

Tags: Gulasorhasak hakkı erdoğan
ShareTweetSendShareScanSend
Önceki Yazı

Almanya’da Bosch işçileri: Geleceğimiz satılık değil!

Sonraki Yazı

Tutsak Partizanlar tüm kadınların 25 Kasım’ını selamladı

Related Posts

Ekonomi

Yapısal Krizin Aynası: Konkordato

28 Kasım 2025
Dünya

Bir FHKC önderi konuşuyor: “7 Ekim, mücadelenin başlangıcı değildi”

27 Kasım 2025
Kültür Sanat

Köyden Avrupa’ya: Bir Çığlığın Uzun Yankısı

22 Kasım 2025
Yazılar

Merkeziyetçilik Anlayışımızdan Öğrenelim

21 Kasım 2025
Yazılar

Bölgede İşgalin Yeni Adı: Silahsızlanma

20 Kasım 2025
MEŞA AZADÎ

Emperyalist Denklemde Çok Değişkenli Bir Polinom: Kürt Sorunu

17 Kasım 2025
Sonraki Yazı

Tutsak Partizanlar tüm kadınların 25 Kasım'ını selamladı

Hakkımızda

Yeni Demokrasi’de yer alan yazı, fotoğraf ve haberler kaynak gösterilmek şartıyla kullanılabilir.
Yeni Demokrasi; işçi sınıfı ve emekçilerin, ezilen ulus ve milliyetlerin, geleceksiz bırakılan gençliğin, devrimci tutsakların ve devrimci basının sesidir.

İletişim ve haber göndermek için e-posta adresimiz: yenidemokrasigazetesi@gmail.com

2024 Yeni Demokrasi – Yeni Demokrasi’de yer alan yazı, fotoğraf ve haberler kaynak gösterilmek şartıyla kullanılabilir.
Yeni Demokrasi | işçi sınıfı ve emekçilerin, ezilen ulus ve milliyetlerin, geleceksiz bırakılan gençliğin, devrimci tutsakların ve devrimci basının sesidir.

İletişim ve haber göndermek için e-posta adresimiz: yenidemokrasigazetesi@gmail.com

  • Anasayfa
  • Güncel
  • Emek
  • Ekonomi
  • Dünya
  • Kadın
  • Gençlik
  • Çevre
  • Kültür Sanat
  • Yazılar
  • Tüm Haberler

Sonuç yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
  • Anasayfa
  • Güncel
  • Emek
  • Ekonomi
  • Dünya
  • Kadın
  • Gençlik
  • Çevre
  • Kültür Sanat
  • Yazılar
    • ANALİZ
    • ANI – ANLATI
    • BİLİM
    • ÇEVİRİ
    • İZLENİM
    • KADIN
    • KOLEKTİF DOĞRULTU
    • MAKALE
    • MEŞA AZADÎ
    • POLİTİK – GÜNDEM
    • TARİHSEL BELLEK
  • Tüm Haberler

Copyleft 2020, dizayn yeni demokrasi
İletişim ve haber göndermek için e-posta adresimiz:yenidemokrasigazetesi@gmail.com