18 Şubat, Çarşamba
Yeni Demokrasi Gazetesi
Sonuç yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
  • Anasayfa
  • Güncel
  • Emek
  • Ekonomi
  • Dünya
  • Kadın
  • Gençlik
  • Çevre
  • Kültür Sanat
  • Yazılar
    • ANALİZ
    • ANI – ANLATI
    • BİLİM
    • ÇEVİRİ
    • İZLENİM
    • KADIN
    • KOLEKTİF DOĞRULTU
    • MAKALE
    • MEŞA AZADÎ
    • POLİTİK – GÜNDEM
    • TARİHSEL BELLEK
  • Tüm Haberler
Yeni Demokrasi Gazetesi
Sonuç yok
Tüm Sonuçları Görüntüle

Anasayfa » Hapishaneler, Birlik ve Direniş: Filistin Esir Hareketinin Stratejik Gücü

Hapishaneler, Birlik ve Direniş: Filistin Esir Hareketinin Stratejik Gücü

5 Aralık 2025
içinde Yazılar
Facebook'ta PaylaşX'te PaylaşWhatsappTelegram
Google Haberler Google Haberler Google Haberler
ADVERTISEMENT

İşgal hapishaneleri Filistinliler için direniş mevzilerinden biri olarak karşımıza çıkıyor. Siyonist devlet, Filistin’e yönelik saldırılarını bu hapishanelerde özel biçimlerde uygulamaktadır. Binlerce Filistinlinin tutsak edildiği bu hapishaneler Filistinlilerin direnişteki yaratıcılığını, yeteneklerini, koşullara hükmetme kabiliyetini gözler önüne seriyor. Direniş örgütlerinin düşmana karşı ortak tutumunun geliştiği bu hapishaneler düşman ve dost bilincini anlaşılması için de özel öneme sahip.

Filistin diasporasından Daher El Omari ile Esir Hareketini, hapishanelerin durumunu, esir takaslarını konuştuğumuz röportajı okurlarımızın ilgisine sunuyoruz. 

Yeni Demokrasi: Filistin’de hapishanelerin ulusal mücadelede bu kadar merkezî bir konumda olmasının temel nedeni nedir? Hapishaneler Filistin direnişinde nasıl bir rol oynuyor?

Daher el Omari: Filistin’de “Esir Hareketi” dediğimiz yapı, esarette olan tüm kesimleri kapsayan bir tanımlamadır. Bu hareket, Filistin mücadelesi ve direniş hattında kritik ve temel bir noktayı oluşturur. Bunun en temel nedeni, hapishanenin içeride bir okul, bir eğitim alanı olarak işlev görmesidir.

İkinci olarak, hapishane dışındaki Filistin Ulusal Mücadelesinin çok parçalı bir görünüm arz etmesi belirleyicidir. Sol hareket, İslamî hareket ve ulusalcı hareket dışarda çoğu zaman birbirleriyle buluşmazken hapishane içinde bu buluşma imkânı doğar ve tek bir düşmana karşı ortak mücadele yürütülür. Esir Hareketi, mücadeleyi hem görüş hakkı, havalandırma hakkı, sağlık hakkı, kantin hakkı gibi gündelik hak mücadelelerinde pratikte ortaklaşıyor hem de Filistin Ulusal Mücadelesinin bir bütün olarak ele alınmasını sağlıyor. Bu, içeride ulusal birliği önceleyen bir teamülün oluşmasını ve ideolojik farklılıklar arasında karşılıklı öğrenme imkânını yaratır.

Ara kadrolar ya da üst düzey kadrolar fark etmeksizin herkes, teorik ve pratik olarak kendisinde eksik olanı diğerinden öğrenme şansına sahip olur. Bu da kadroları politik duruş gücü ve birikimi bakımından daha güçlü hale getirir.

Bu birliğin somutlaştığı en önemli örneklerden biri, Esirler Hareketinin 2006’da yayımladığı ulusal birlik için “Esirler Bildirgesi”dir. O dönemde içerideki tüm Esir Hareketinin ortaklaşa hazırladığı bu belge, bugün hâlâ Filistin ulusal siyasetinde referans gösterilen bir metindir ve “birlik belgesi” olarak anılır.

Bu ortaklaşmanın dışarı taşan etkisini görmek için özgürleştirilen kadroların deneyimleri önemli bir örnek sunar. Yahya Sinvar gibi bugün esaretten özgürleştirilmiş birçok kadronun anlattıkları da Esir Hareketini ve bu birliği kavramak için önemli ki Sinvar’ın hapishanedeki deneyimi, Sinvar’a özgü bir durum değildir. Yahya Sinvar gibi özgürleştirilen birçok Hamas militanı ve kadrosu da esirler okulundan çıktı. Esirler okulu onları ümmetçi bir anlayıştan Filistin ulusalcılığına doğru taşımıştır; bu da siyaseti daha iyi kavramalarını sağlamıştır. Hamas, 1990’larda diğer örgütlerle yan yana gelmeyişiyle bilinirdi; kendisini ayrı gören ve diğer siyasal özneleri dışlayan bir çizgisi vardı. Esir Hareketi, Hamas’ın Filistin’in ulusal unsurlarıyla tanışmasını ve aynı hendekte olduklarını kavramasını sağladı.

Yahya Sinvar da Ahmed Saadat gibi FHKC, İslamî Cihad, ve benzer biçimde Fetih kadrolarıyla çok yoğun bir paylaşım içinde bulunmuş biri olarak aktarılır. Bu durum, Sinvar’ın dünyayı ve işgal devletini okuma kapasitesini daha ileri bir düzeye taşıyan bir perspektif yaratmıştır. Örneğin Ahmed Saadat’tan birçok kitap önerisi alıp bunları okumuş bir kadrodan bahsediyoruz. Bu, dışarı çıkan kadroların niteliğini göstermesi bakımından önemli bir örnektir.

Yeni Demokrasi: Gilad Şalit esir takasından 7 Ekim sonrası yürütülen ateşkes görüşmelerine kadar özellikle 6 tutsak ön plana çıktı. Siyonist İsrail devleti Ahmed Saadat, İbrahim Hamad, Abbas el Şayet, Hassan Selamet, Marwan Bargouti ve Abdullah Bargouti’yi neden kırmızı çizgi olarak tarif etmektedir?

Daher el Omari: Esir Hareketi; Filistin halkının devrimci, direnişçi ve nitelikli kadrolarını yetiştirme kapasitesine sahip bir harekettir. Önderlik etmese bile fiili olarak Filistin halkının direnişçi ve devrimci gücünü örgütleyen bir pozisyonda durur; özellikle özgürleştirilmiş esirler açısından bu çok belirgindir. Elbette tüm esirler için aynı şeyi söylemek mümkün değildir; ancak genel sonuç bu yöndedir.

Bugün siyasî örgütlere baktığımızda, her bir örgütün en devrimci, en direnişçi ve Filistin’de devrim çizgisini en keskin biçimde savunan önder kadrolarının hapishanede olduğunu görüyoruz. Her örgütün en devrimci isimleri hapishanededir ve bu nedenle “hariç bırakılan” 6 kişinin özgürleştirilmeleri halinde Filistin siyasetinde ciddi bir sıçrama yaratma ihtimali yüksektir. 

İşgal devleti tüm örgütlerde tasfiyeci çizgiyi hâkim kılmak için bir strateji izler. FHKC ve İslamî Cihad dahil olmak üzere her yapıda reformist kadrolara alan açarken devrimci kadroları suikast, tutsaklık ve tasfiye yoluyla hedef alır. Ateşkes öncesindeki Katar saldırısında Meşal’in orada olma ihtimalinin düşük olduğu konuşuluyordu. İsrail’in Meşal’i hedef almayacağı açıktı; çünkü Meşal daha reformist bir çizgidedir ve dolaylı olarak ABD ile anlaşabilecek bir Hamas kadrosu olarak görülür. Buna karşılık Haniye gibi, Gazze’yi temsil eden Halil El-Hayye gibi bir kadroyu öldürmüş veya öldürmek istemiştir. Bu da İsrail’in Hamas içinde radikal – Filistin mücadelesinde daha devrimci niteliğe sahip- unsurları tasfiye edip reformistlere dokunmama stratejisinin bir göstergesidir.

Bu bağlamda Sinvar örneği, esirlerin dışarı çıktığında nasıl etkili olabileceğini gösteren kritik bir vakadır. Sinvar “Ben işgalcinin zihnini okudum” der. Esirken İbranice öğrenmiş, düşmanın dünyayı ve Filistin’i nasıl gördüğünü anlamak için çalışmıştır. Buna dayanarak bir strateji geliştirdiğini anlatır. Mücadele yöntemlerinin yanlış olduğunu, bu yapının yenilemeyeceğini söyleyen röportajlar vermiş ve kendisini davadan vazgeçmeye meyilli biri gibi göstermiştir. Bu nedenle Gilad Şalid esir takasında serbest bırakıldığında hareketi tasfiyeci bir çizgiye çekebileceği düşünülmüş ve listede yer almasına izin verilmiştir. Kendisi daha sonra bunun bir “oyun” olduğunu anlatır; hapishanede de 7 Ekim’de de bir oyun oynadığını söyler. Düşmanın kibri ve gururunun onun zayıflığı olduğunu, bu nedenle görebileceğini gururundan dolayı göremediğini ifade eder. İşgal devleti bugün Sinvar’ın salınmasını bir hata olarak değerlendiriyor ve aynı hatayı tekrar etmek istemiyor.

Dolayısıyla Saadat, Bargouti, Selameh gibi üst önderlik kadrolarının özgürleştirilmesini işgal devleti elbette istemiyor; çünkü dışarı çıktıklarında Filistin halkına önderlik etme ihtimalleri yüksek ve işgal devleti böyle bir önderlik gücüyle baş edemeyeceğini biliyor. Bu nedenle bu isimlerin hem sembolik hem pratik anlamları ağır ve İsrail ile ABD bu konuda taviz vermeyecek bir pozisyon aldı.

Özgürleştirilen esirlerin yarattığı etkinin bilincinde olan düşman uzun zamandır esirleri ağır tecrit koşullarına tabi tutuyor; görüş, birlikte olma, havalandırma gibi tüm haklarını ortadan kaldırmaya çalışıyor. Bugün masada aynı zamanda idamı yasalaştırma gündemi var. İşgal devleti, özellikle bir esir takasının yaklaşmakta olduğunu bildiği için, esirlerin zihinsel, ruhsal ve fiziksel kapasitelerini düşürmek ve kalıcı hasar yaratmak üzere sistematik bir politika yürüttü ve yürütmeye devam ediyor. Aç bırakma, işkence, hastalık, tedavi hakkının gasbı, uyuz hastalığının hapishanelerde yayılması gibi yöntemlerle herkesin ruhsal-zihinsel bir hasarla çıkmasını hedefledi.

Soykırım sürecinde özgürleştirilen esirlerin fotoğraflarına baktığımızda, önceki ve sonraki haller arasındaki farkın beden üzerinde muazzam bir ihlal olduğunu görüyoruz. Bu süreçte taciz, tecavüz, elektrik işkencesi ve benzeri ağır suçların ne kadar yaygın biçimde işlendiğini biliyoruz. Bunun da ötesinde zihinsel fonksiyonların hedef alındığı, ruh sağlığı ve bilişsel kapasite üzerinde kalıcı tahribat amaçlayan bir düzen kuruldu. Esirlerin hatırlama kapasitesini, düşünme kapasitesini çökertmeye yönelik bir düzenden bahsediyoruz. Verilen besinlerin dahi bu hedefe göre planlandığını görüyoruz. Bir Nazi, faşist yönetim biçimiyle karşı karşıyayız. Şimdi idamı gündeme getirmelerinin nedeni de budur: Tüm bu sistematik saldırılara rağmen tahribat yaratamadıkları esirleri idam ederek ortadan kaldırmak, tahrip olmuş olanları ise serbest bırakmak. Böylece Filistin halkına zihinsel kapasitesi düşürülmüş bir önderlik bırakmayı hedefliyorlar.

Yeni Demokrasi: Son ateşkes anlaşması yine 6 isim hariç bırakılarak onaylandı. Bu durumu nasıl değerlendiriyorsunuz? 

Daher el Omari: Direniş örgütlerinin tamamı bir süre önce birincil hedef olarak soykırımı durdurmayı tanımlamıştı. Özellikle müzakere heyetlerini oluşturan Hamas, FHKC ve İslamî Cihad halka yönelik etnik temizlik ve kolektif cezalandırma sürecini durdurmayı öncelik haline getirmişti. Direniş sürüyor olsa da halkın iradesi güçlü olsa da uluslararası arenada Filistin Direnişinin bu çizgisini destekleyecek bir müttefiki yok denecek kadar az.

Üstelik, Direniş tarafından “müttefik değil ama düşman da değil” gibi görünen bazı aktörler giderek ABD çizgisine yaklaşmış ve ABD’nin dayattığı kararları uygulama noktasında daha aktif rol almaya başlamış durumda. Özellikle Körfez’deki gerici Arap rejimleri, Ürdün, Mısır, Türkiye ve Katar’ın pozisyonları direnişi baskılayan bir seyir izliyor.

Bu koşullarda Filistin Direnişi, “bu ateşkesi kabul etmezseniz soykırım devam edecek” gerçeğiyle yüz yüze bırakılmıştır. Direniş, uluslararası siyasal yalnızlığın içerde yarattığı baskıyı da hissetmiştir. Sürecin daha fazla uzaması halinde Filistin Direnişi ile Filistin halkı arasındaki mesafenin açılma ihtimali yüksekti. Zira dünya, Direnişi gerçek dışı taleplerle hareket eden bir aktör gibi resmetmeye çalışıyordu. Direniş bu tehlikeyi gördüğü için birçok taviz vermek zorunda kaldı. Direniş, bu sıkışmışlık içinde ateşkes ve soykırımı durdurma yolunu seçmiştir. Ancak silahsızlandırma, Gazze yönetimini devretme gibi Trump planının öngördüğü başlıklarda hiçbir örgüt tek başına karar alamaz; bunun için ulusal konsensüs gereklidir ve mevcut ulusal konsensüs bu planı açıkça reddetmektedir.

Esir takasının son saatlerine dek, hariç bırakılan 6 isim de listede yer alıyordu ve özgürleştirilmeleri bekleniyordu. Ancak ateşkesin başlamasına iki gün kala İsrail ve ABD bu isimleri listeden çıkardı ve arabulucular da buna yol verdi. Öte yandan bu önderler “soykırım sürmesin, bizim üzerimizde ısrar edilmesin” yönünde bir tutum almıştı. Mesele bir savaş değil, bir soykırım olunca hiçbir önder kadro kendisini bunun üzerinde görmemiştir. Bu eğilim örgütlerce bilindiği için bu koşul kabul edilmek zorunda kalınmıştır. Kabaca ifade edersek, Filistin Direnişi uluslararası desteğin en zayıf olduğu döneme girmiş ve bu nedenle tüm acıların çıktısı en geride kalabilecek bir pozisyonda bırakılmak zorunda kalmıştır. Bu anlaşma Filistin halkının bir zaferi değildir; ancak işgal devleti ve ABD’nin zaferi asla değildir.

Tags: daher el omariFilistinfilistin esirgazze
ShareTweetSendShareScanSend
Önceki Yazı

Demokrasi Maskesi ile Kürt İnkârının Sürdürülmesi

Sonraki Yazı

ÇHD Ankara Şube: İdare ve Gözlem Kurulları lağvedilsin

Related Posts

KOLEKTİF DOĞRULTU

İsyanın Koşulları Olgunlaşırken

15 Şubat 2026
Kadın

Ateş Çemberinden Geçen Kürt Kadınlar

14 Şubat 2026
Kadın

New York, Dilovası, Trikala… Yanarak Can Veren Kadın İşçiler

13 Şubat 2026
MEŞA AZADÎ

Rojava’da Son Süreç: SDG İle Entegrasyon Anlaşmasına Dair

12 Şubat 2026
ÇEVİRİ

İran’daki Protestolar: Güvenlikçi Fanteziler Değil, Toplumsal Nedenler*

27 Ocak 2026
KOLEKTİF DOĞRULTU

Çağımızda Ulusal Egemenlik Sorunu ve Savaş Politikaları

26 Ocak 2026
Sonraki Yazı

ÇHD Ankara Şube: İdare ve Gözlem Kurulları lağvedilsin

Hakkımızda

Yeni Demokrasi’de yer alan yazı, fotoğraf ve haberler kaynak gösterilmek şartıyla kullanılabilir.
Yeni Demokrasi; işçi sınıfı ve emekçilerin, ezilen ulus ve milliyetlerin, geleceksiz bırakılan gençliğin, devrimci tutsakların ve devrimci basının sesidir.

İletişim ve haber göndermek için e-posta adresimiz: yenidemokrasigazetesi@gmail.com

2024 Yeni Demokrasi – Yeni Demokrasi’de yer alan yazı, fotoğraf ve haberler kaynak gösterilmek şartıyla kullanılabilir.
Yeni Demokrasi | işçi sınıfı ve emekçilerin, ezilen ulus ve milliyetlerin, geleceksiz bırakılan gençliğin, devrimci tutsakların ve devrimci basının sesidir.

İletişim ve haber göndermek için e-posta adresimiz: yenidemokrasigazetesi@gmail.com

  • Anasayfa
  • Güncel
  • Emek
  • Ekonomi
  • Dünya
  • Kadın
  • Gençlik
  • Çevre
  • Kültür Sanat
  • Yazılar
  • Tüm Haberler

Sonuç yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
  • Anasayfa
  • Güncel
  • Emek
  • Ekonomi
  • Dünya
  • Kadın
  • Gençlik
  • Çevre
  • Kültür Sanat
  • Yazılar
    • ANALİZ
    • ANI – ANLATI
    • BİLİM
    • ÇEVİRİ
    • İZLENİM
    • KADIN
    • KOLEKTİF DOĞRULTU
    • MAKALE
    • MEŞA AZADÎ
    • POLİTİK – GÜNDEM
    • TARİHSEL BELLEK
  • Tüm Haberler

Copyleft 2020, dizayn yeni demokrasi
İletişim ve haber göndermek için e-posta adresimiz:yenidemokrasigazetesi@gmail.com