İbrahim Kaypakkaya’nın doğduğu ve büyüdüğü köy olan Çorum’un Sungurlu ilçesine bağlı Karakaya köyü; köydeki yaşamı tehdit eden, içme suyu kaynaklarını ve tarım arazilerini yok edecek taş ocağına karşı direnişlerini sürdürüyor. 17 Mart Salı günü de ÇED olumlu raporunun iptali davası için Karakaya köylüleri ile birlikte ekoloji savunucuları ve çeşitli siyasî kurum temsilcileri Çorum İdari Mahkemesi önünde basın açıklaması gerçekleştirdi. ÇED olumlu raporunun Valilik tarafınca verilmesinin siyasî boyutunu ve rapordaki yanıltıcı bilgileri teşhir eden köylüler, mücadeleyi sürdüreceklerini güçlü bir şekilde vurguladılar. Köylüler, direnişlerindeki kararlılıklarını göstermek için sık sık İbrahim Kaypakkaya’yı andılar. İbrahim’in bu topraklarda direngenliğin en güçlü ifadelerinden biri olduğunu biliyorlar. Onunla yalnızca köylüleri olduğu için değil; o köyden çıkan birinin komünist bir öndere dönüşmesiyle ve zulme karşı taviz vermeyen duruşuyla gurur duyuyorlar. Gurur duymakta da haklılar. Kaypakkaya adının yarım asırdan fazladır faşizmin kuşatması altında olmasına rağmen bugün hâlâ köylülerin toprak mücadelesinde direnişin ve kararlılığın simgesi olarak yaşamayı ve yol göstermeyi sürdürüyor. Bu yüzden “direnmek bizim kanımızda var” diyorlar.
KÖYLÜLERİN DAYANAĞI
İbrahim Kaypakkaya adının, bugün köylülerin direnişlerindeki kararlılıklarını kanıtlamak için vurgulamalarını anlamak için, onun yaşamını, toprak ve toprağı işleyenler ile kurduğu ilişkiyi anlamak önemli bir yerde durmaktadır. Birçok devrimcinin portresinde; çocukluğunda çok soru soran, öğrendikleriyle yetinmeyen, ezilenin yanında duran, otorite figürleriyle sürekli tartışan ve çok zeki olduğuna dair anlatılara rastlarız. “Başkaydı” denir, “başkaydı, bambaşkaydı.” Tüm bu çocukluk edimleri, İbrahim Kaypakkaya’nın da sahip olduğu tanımlamalardı. Ancak onu ayrı kılan, mücadelesinin gerçekliğini somutlayan şey yaşamının ta kendisidir. Kaypakkaya, hayvancılık ve tarımla geçinen yoksul bir ailenin çocuğu olarak dünyaya geldi. Henüz çocuk yaşta toprakla ve hayvanlarla kurduğu ilişki daha sonra bölgedeki üretim ilişkilerini anlamasına da olanak sağladı. Toprak ve toprağı işleyenler üzerine düşünürken dışarıdan bir göz olarak değil, gerçeği yaşayan olarak var oldu. Sınıf çelişkisinin derinliğini yaşamıyla karşılayan İbrahim’in sınıf savaşımının zorunluluğunu kavramasındaki tohumlar da bu zamanlarda, bu köyde atıldı. O, yalnızca Karakaya’da yoksul bir ailede doğmasıyla değil; yaşama ve sınıfsal eşitsizliğe Marksist, Leninist ve Maoist teoriyi doğru kavrayarak açıklık getirdiği, tahlillerini bu perspektifte temellendirdiği için direnişin simgesi olmuştur. Böylece onun yolu, mücadelesi, bugün köylülerin direnişteki kararlılıklarını ispat etmek için güvenle attıkları sloganlarının dayanağı olmuştur.
53 yıl sonra, toprağı için direnen köylüler için hâlâ dayanak olabilmesinin sırrını öğrenmek, onun bilincini anlamak ve o bilincin maddi süreçlerini doğru kavramak ile mümkün olacaktır. İbrahim, savunularıyla maddi sürecin bilincini, gerçeğin tarihsel süreçteki haklılığını ve meşruluğunu, koşullara uygunluğunu bilince çıkarmasını bilmiştir. Bu materyalist diyalektik ilişki kavrandığında, bugün İbrahim’in köylülere hâlâ dayanak olabilmesindeki şey sır olmaktan çıkarak apaçık ortada duran bir gerçekliğe bürünecektir. Karakaya köylülerinin de örneğini gösterdiği, emperyalistlerin ve yerli iş birlikçilerinin talanı meşrulaştırma saldırıları karşısındaki toprak direnişleri de tarihsel gerçekliğin bir parçasıdır. Toprak bölüşülmemiştir, egemenlerin saldırısına açıktık. Meşruluğunu ve haklılığını bu gerçeklikten alır. Her direniş öznellik barındırsa da özünü üretim ilişkileri belirlemektedir; dolayısıyla köylülerin mücadelesi doğru bir perspektifle egemen sınıfların sömürüsüne ve tahakkümüne karşı durmayı, onu alt etmeyi barındırabilir. Bu anlamda İbrahim, “Türkiye’nin geleceği çelikten yoğruluyor; belki biz olmayacağız ama bu çelik aldığı suyu unutmayacak” sözünü, bu gerçekliği kavramış bir bilinç ile ifade etmişti. Ve bugün o çelik aldığı suyu Karakaya köylülerinin direnişinde de unutmadı, hatta o çelik su almaya devam ediyor.
“ONUN YOLUNDANIZ”
Egemen sınıflar tüm aygıtlarını ezilen sınıfların gösterdiği veya göstereceği direnişi bastırmak ve kontrol etmek için kullanmaktadır. Bu sınıf savaşımının kaçınılmaz gerçekliğidir. Bugün Karakaya’da da egemen sınıflar valinin ÇED olumlu raporundaki müdahalesiyle, hukuku ve yasalarıyla saldırılarını meşrulaştırarak ve gücünü tahakküm kurmak için kullanarak kendi görevini yerine getirmektedir. Onun tüm gayreti bir isyanı çıkmadan bastırmak, daha fazla sesin duyulur olmamasıdır. Ancak Karakaya’da taş ocağına karşı mücadele eden bir köylü, taş ocağı yapılması planlanan yerin önündeki kitleye şöyle seslendi; “Bugünkü düzen işçi ve köylüyü yok etmek istiyor. Sermayenin yanında yer alıyor. Çelikler’in parası olabilir, siyasî ayağı olabilir bizim de irademiz var. Biz İbrahim’in yolundanız, o dirençle mücadele edeceğiz!” Onun yolundan yürüyenlerin zor yoluyla yok edilmeye çalışması, köylülerine yönelik saldırılar, adının anılmasına dahi tahammül edilmemesi düşünülünce onun yolunda olduğunu haykırma isteğiyle dolup taşıyorsun. İşte onun yolunda olmak işkencede yediğin tokada, köyünü yok edecek dinamitlere, elindeki flamanın zorla alınmasına, mahkemede “İbrahim Kaypakkaya terörist midir?” sorusuna direnişle cevap olmaktır.
Satı Ana, Çorum Adliyesi önünde sesleniyordu: “Yeter, çektiğimiz acılar yeter!” Nitekim köylüler basın açıklamasına giderken ve dönüşünde birçok defa jandarma kontrolünden geçiriliyor, aylardır tehdit ve gözetim altında tutuluyorlar. Karakaya köyünün bir diğer özgünlüğü ise İbrahim Kaypakkaya’nın mezarının orada olmasıdır. Ayrı bir parantez açarak, İbrahim Kaypakkaya’nın mezarını gözetlemek için kurulan kamera sistemleri, her yıl ailesinin ve köylülerin tehdit edilerek anmaları engelleme gayretleri faşizmin İbrahim Kaypakkaya adına dair duyduğu büyük korkutu gösteriyor. Çünkü o, ölümünün üstünden geçen 53 yıla rağmen teorisi ve pratiği ile örgütlemeye, direnişlerdeki dayanak olmayı sürdürmektedir.
Devletin İbrahim Kaypakkaya korkusuna yıllardır tanıklık ediyoruz. Flamalardaki fotoğrafı gözaltı ve tutuklama için gerekçe gösterildiğinde, annesi Şükran Kaypakkaya dahi mezarına gidenlere açılan soruşturmalarda, mezarının karşısına dikilen gözetleme kameralarında, yasaklanan kitaplarda ve gazete sayılarında gibi daha birçok olayda İbrahim’in adı, faşizmin topyekûn bir kuşatmasını yaşamaktadır. Yasaklasalar ne olacak? Karakaya’da ve Türkiye’nin dört bir yanında yeni İbrahimler doğuyor, büyüyor ve gelişiyor. Şimdi ondan öğrendiğimiz gibi direnmenin ve mücadele etmenin zamanıdır.







