9 Mayıs, Cumartesi
Yeni Demokrasi Gazetesi
Sonuç yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
  • Anasayfa
  • Güncel
  • Emek
  • Ekonomi
  • Dünya
  • Kadın
  • Gençlik
  • Çevre
  • Kültür Sanat
  • Yazılar
    • ANALİZ
    • ANI – ANLATI
    • BİLİM
    • ÇEVİRİ
    • İZLENİM
    • KADIN
    • KOLEKTİF DOĞRULTU
    • MAKALE
    • MEŞA AZADÎ
    • POLİTİK – GÜNDEM
    • TARİHSEL BELLEK
  • Tüm Haberler
Yeni Demokrasi Gazetesi
Sonuç yok
Tüm Sonuçları Görüntüle

Anasayfa » Umut Ayağa Kalkmaya Cüret Edenlerin Cesaretindedir

Umut Ayağa Kalkmaya Cüret Edenlerin Cesaretindedir

9 Mayıs 2026
içinde KOLEKTİF DOĞRULTU, Yazılar
Facebook'ta PaylaşX'te PaylaşWhatsappTelegram

Emperyalist sistemdeki tıkanmanın sonuçlarını yaşadığımız şu süreçte her türden gerici saldırının koşullarının da olgunlaştığını ve bu saldırılara dünyanın birçok noktasında tanıklık ettiğimizi anlatıyoruz bir süredir. Bu tıkanmanın ve saldırıların yapısını ve içeriğini doğru kavramak her zaman olduğu gibi bugün de önemlidir. 

Tarihimiz bu gibi koşullar için özellikle öğreticidir. Aynı zamanda doğru ve yetkin önderliğin önemini kavramamız bakımından da kritik bir ders niteliği taşır. Uluslararası tekelci sermayenin en gerici kanadının kapitalist dünya ekonomisinin büyük bunalımı sırasında gerçekleştirdiği yoğun saldırı süreci bu bakımdan çok değerli bilgiler içerir. 

Çürümüşlük Gizlenemez

Bu yazımızda özel olarak bu süreçlerdeki manipülasyonlar üzerinde duracağız. 

Bilindiği üzere manipülasyon burjuva yönetim anlayışının en güçlü ve yaygın araçlarından biri olagelmiştir. Örneğin burjuvazi hiçbir zaman “sınıfsal” davrandığını söylemez ya da sınıf farklarını inkâr eden hatta bu farkların ifşasını yasaklayan bir tutum sergiler. Kitleleri kendi yönetimine ikna etmesinin ancak bu yolla mümkün olduğunu bilerek hareket eder. Kitleler de burjuvazinin yönetimine ancak manipülasyona maruz kaldıkları oranda katlanır veya tabi olurlar. Bu nedenle manipülasyonlarla baş etmek özel bir önemdedir. Ajitasyon propaganda çalışmalarımızda esas unsurlardan birinin yönetenlerin manipülasyonlarını deşifre etmek olmasının nedeni de budur. Ayrıca, bu yazımızda gene manipülasyonlarla bağlantılı olarak ağır koşullarda umudun ve cüretin sürdürülebilir olduğunu savunacağız. Devrimler tarihinin tamamı bunun sayısız örneğiyle doludur. Bu konudaki en çarpıcı örneklerden biri, 2. Emperyalist Paylaşım Savaşı’nın sonlarında yaşananlardır. Nazilerin Sovyetlere yönelik saldırısı başladığında, bu saldırı büyük bir yıkımın ve yok oluşun işareti olarak görülmüştü. Oysa gerçekleşen bunun tam aksi oldu: Nazi Almanya’sı yenilmiş, sosyalizmin bayrağı Avrupa’nın geniş bir coğrafyasında dalgalanmaya başlamıştı. Sovyet halkının zaferi kesinleştiğinde Alman halkına Naziler “zafer nutukları” atmaya devam ediyordu. Diğer ülkelerde, elbette Türkiye’de de Sovyetlerin zaferi haberi “beklenmedik bir sonuç” olarak yayıldı. Devletlerin bu sonuçtan çok daha önce haberdar olmadığı söylenebilir miydi? Kuşkusuz hayır. Buna rağmen hemen hepsi Sovyetler Birliği’nin yenilgisini umuyordu.

Bu mutlak yok edişi amaçlayan saldırının alt edilmesi gerçek bir halk iradesine dayanmakla mümkün olabildi. Ama bu kez manipülasyonla değil, doğrudan halkın çıkarlarının gerçekleştirilmesini hedefleyen keskin bir cüretle gerçekleşti bu irade. 

2. Emperyalist Paylaşım Savaşı’nda, Stalin önderliğinde komünistler esas amacın tarihin ilk işçi devletinin ve dolayısıyla sosyalizmin yıkılması olduğunu bilerek hareket ettiler. Stalin, henüz inşa olmakta olan, büyük bir savaşa ise henüz hazır olmayan Sovyet halkının gelişkin Alman kapitalizminin ürünü olan Nazi ordularına karşı zafer kazanabilmesinin —kuşkusuz net bir irade ile birlikte kapsamlı bir hazırlık gerektirdiğini biliyordu. O, diğer gelişkin kapitalist devletlerin, her ne kadar Alman militarizmi ile çelişkileri olsa da sosyalizmin tek ülkedeki zaferine yönelik saldırısına esasen sevindiklerinin farkındaydı. Alman militarizmi aynı zamanda onların gözü önünde ve hatta göz yummasıyla serpilip gelişti. Onlar Sovyetler Birliği’ne yönelik bir saldırının çıkarlarına uygun olduğunu bilerek hareket ettiler. Alman Nazilerinin sonunu getiren mücadele bu nedenle esas olarak Sovyet halkının omuzlarında gelişti. Korkunç sonuçları olan bir fedakârlıkla savaşan çeşitli milletlerden Sovyet halkı işçi devrimiyle edindiklerini (toprak reformu, sanayileşme, eğitim hakları vb.) sonuna kadar savunmaya kararlı bir mücadele sergiledi. Bugün bu kazanımların unutturulduğunu görüyoruz, sadece kazanımların unutturulması değil bu mücadeledeki korkunç fedakârlık ayrıca pay da ediliyor. İngiltere’nin, ABD’nin tekelci sınıfları hiç kuşkusuz Nazilerin zaferine set oldular; ne var ki bunu son tahlilde yaptılar. Sovyetler Birliği’nin gördüğü büyük hasardan sonra… Ardından da yükselen sosyalist dalganın Avrupa’nın geri kalanına taşmasını engellemek ve yeni dünya düzenindeki paylarını sağlama almak için harekete geçtiler.  

Emperyalist sistemin bu özelliği onun bir karakteridir. O, sonu geldiğinde de büyük bir karabasan gibi hareket eder. Her zaman “yenilmez güç” imajına sahiptir. Bu nedenle ona “kâğıttan kaplan” “ayakları kilden dev” denmiştir. İmajı ile gerçekliği zıttır. Gerçeklik, yönetenler burjuva olduğu sürece imajın altında görünmezdir. Bu imaj sözle, anlatımla değil; ancak gerçekliğe dayanan bir mücadele ile, karşıt halde geliştirilecek bir güç ile ortadan kaldırılabilir.

 

Bugün yaşadıklarımız tam da böyle değil midir? Her gün yoksullukla, ekonomik krizlerle, kararmış bir gelecek algısıyla, savaş olasılıklarıyla ve hatta savaşlarla iç içe yaşadığımız halde yöneten devletlerin “yenilmez” alt edilemez” güçler gibi göründüğüne tanıklık etmiyor muyuz? Gerçeklik bize aksini gösterdiği halde biz gösterileni gerçeğin yerine koyuyoruz. Zira emperyalizm, sömürdüğü kitlelerin zihninde kendini bir doğa yasası gibi vazgeçilmez kıldığı ölçüde ayakta kalır. Orta Doğu’da devam eden savaş hali bize ABD’nin saldırgan, halk ve hatta insanlık düşmanı bir devlet olduğunu ispatladığı halde çok geniş bir kesim onun hegemonyasına tabi olmayı reddetme cüretini aklından geçiremiyor. Neden? Çünkü öğretilen şey onun yenilmez olduğudur, cürete veya umuda yer olmadığıdır. Sistem her bakımdan tıkanmalar yaşarken bunun anlaşılmasını sağlamak umudun ve cüretin de kaynağıdır.

Petro-Dolar Düzeni Sarsılıyor 

ABD’nin İran’a saldırısının arkasında yatan neden “emperyalist sistemdeki tıkanmadır” dediğimizde emperyalizmin bir gerçeği gizleme ya da görmezden gelmesine de dikkat çekiyoruz. Kapitalist ekonominin, yaygın kullanılan adıyla piyasanın ölümcül hastalıklarını gizlemek için devletlerin aldığı önlemlerin esası gerçekleri inkâr etmektir. Mevcut dünya düzeninde de ekonomik koşulların, bütün merkezî yapıları zorlamakta olduğu gerçeği bunlardan biri ve en önemlisidir. NATO ve BM’nin bu süreçte işlevlerini kaybetmekte oldukları gözlemlendi. OPEC (Petrol İhraç Eden Ülkeler Örgütü) bu ekonomi düzeninde bir düzenleyici güç olarak (petro-dolar mekanizmasının kontrol organı olarak bir düzenleyici) çatırdamaktadır. Birleşik Arap Emirlikleri’nin (BAE) OPEC’ten ayrılması İran ile savaşın ya da Orta Doğu’daki gerginliğin ötesinde bir gelişmeye işaret eder.  İran’a saldırı hem bu gerçeği başka yöne manipüle etmenin bir aracıdır hem de emperyalistler arasındaki gerginliğin bir sonucudur. BAE’nin OPEC’ten ayrılmasıyla petrol üretiminin ve dolayısıyla fiyatının bundan ne derecede etkileneceği ayrı bir konu; ama bu gelişme, ABD’nin bu süreci nasıl ve hangi yönde yönettiğini anlamak bakımından önemlidir. Dünya ekonomi piyasasında petrol üretimi ve fiyatları doların dünya piyasalarındaki konumu bakımından belirleyicidir. Her ne kadar BAE’nin Sanayi ve İleri Teknoloji Bakanı Sultan bin Ahmed el-Cabir, “Küresel ekonomideki konumumuzu güvenle, istikrarlı, olgun ve net bir şekilde yeniden şekillendirdiğimiz yeni bir aşamanın başındayız. BAE’nin küresel enerji sistemindeki konumunu yeniden belirleme ve OPEC ve OPEC+dan (Petrol İhraç Eden Arap Ülkeleri Örgütü) çekilme yönündeki kararı kimseye karşı yöneltilmiş değildir; stratejik ve iyi düşünülmüş bir karardır” dese de petro-dolar dengesi üzerine kurulu dolar hegemonyasının korunmasına yarayacak bu gelişme ABD’nin stratejisini anlamak bakımından dikkate değerdir. El-Cabir’in “stratejik karar” vurgusu, emperyalist merkezler arasındaki yeni bölüşüm ve mevzilenme ihtiyacının diplomatik bir kılıfıdır. Zira petro-dolar zincirindeki her gevşeme, ABD için sadece ekonomik bir kayıp değil, “yenilmezlik” imajına indirilen somut bir darbedir. “Petrol fiyatlarının şişirildiği” iddiasını tekrarlayıp duran Trump OPEC’in zayıflamasıyla fiyatların da düşeceği beklentisinde.

BAE’nin OPEC’ten ayrılmasının etkilerinin şimdilik, Hürmüz Boğazı’nda devam eden gerginlik ve abluka nedeniyle sınırlı kalacağı, ancak uzun vadede zayıflamış bir OPEC’in ABD çıkarlarına hizmet edeceği ön görülüyor. Dünya çapında meydana gelen hiperenflasyon koşullarında petrol arzının BAE aracılığıyla ABD’nin kontrolünde olmasının mevcut başkan için iyi yönde bir gelişmedir. ABD Başkanı Trump, BAE’nin OPEC’ten ayrılmasının petrol fiyatlarını düşüreceğini söylerken şu ifadeleri kullanıyor: “Bence bu harika bir şey. (BAE Devlet Başkanı) Muhammed’i (bin Zayid) çok iyi tanıyorum, çok zeki biridir ve muhtemelen kendi yolunda ilerlemek istiyor. Bu iyi bir şey. Sonuçta bunun petrol fiyatlarını düşürmek açısından iyi bir şey olduğunu düşünüyorum.” Bu yolla hiperenflasyon koşullarının engellenebileceğini varsayıyor olmalı. Belki “piyasaların, para kontrolüyle” bir süre rahatlayacağı bu gelişme emperyalist düzenin yaşayacağı çok daha sarsıntılı dönemi engelleyemeyecektir. Çünkü ekonomik düzendeki kapsamlı bozulma “düzenleyici” unsurlarla onarılamayacak nedenlere, aşırı üretim krizine dayanıyor. Paranın işlev kaybı ya da hiperenflasyon koşulları bunun bir sonucu olmaktan ibarettir. Piyasaya daha fazla para sokmak da petrol fiyatlarına endeksli düzenlemeler de aşırı üretim krizini çözmekle ilgisi olmayan, sonuçları maniple etmekle sınırlı müdahaleler olacaktır. 

Emperyalist Saldırının İtici Gücü

ABD dünya ekonomisindeki kapsamlı ve derin bozulmanın etkilerini açık ve doğrudan müdahalelerle gidermek çabasındadır. Saldırganlığının nedeni kesinlikle antiABD’ci politikayla Orta Doğu’ya yön vermek isteyen İran Molla rejimi değildir, bu rejimle yaşamak konusunda ABD’nin ve diğer emperyalistlerin esasa dayalı hiçbir problemi yoktur. Nükleer silah endişesinin ya da riskinin dahi bir karşılığı yoktur. Temel problem Orta Doğu üzerinden ABD hegemonyasının korunması ve yeniden biçimlendirilmesidir. Görüldüğü kadarıyla ABD bu süreci yönetmekte zorlanmaktadır.

Hegemonyasını rıza veya ekonomik düzenlemelerle sürdüremeyen bir güç, kaçınılmaz olarak açık teröre ve savaş aygıtlarına sığınır. Bu zorlanma —daha çok Trump’ın kişiliğinin bir sonucu olarak değerlendirilen— diplomatik alanda yaşandığı ileri sürülen başarısızlığın ortaya çıkardığı bir sonuç değildir. Bu, sonuçlardan ve hatta görünür olan durumlardan biridir sadece. Bu zorlanmanın uluslararası siyasette ürettiği çok daha büyük ve önemli sonuçlar vardır ve devrimci hareket asıl olarak bunun üzerinde durmalıdır. Çünkü bu zorlanma, hem içte hem dışta ABD’nin başat unsur olduğu sistemin iç çelişkilerinin bir sonucu olarak yükselen faşizan eğilimlerin yükselmesindeki asıl itici güçtür. Bu, Komintern tartışmalarından, değerlendirmelerinden ve kararlarından öğrendiğimiz faşizmin dinamiğidir. Savaş olasılığının da kaynağıdır.

Emperyalizm için kriz, artık “piyasa enstrümanlarıyla” yönetilebilir olmaktan çıktığında; geriye çıplak bir biçimde tek bir araç kalır: Zor aygıtı. Aşırı üretim krizinin yarattığı tıkanıklık, sermayenin kendini imha ederek yeniden var etme döngüsünü (savaşı) zorunlu kılar. Bu noktada savaş bir seçenek olmaktan fazlasıdır. Sistemin yaşadığı derin tıkanıklık, sadece bir kriz değildir, aynı zamanda egemenlerin oyun alanının daralmasıyla oluşan gerginlikti. Gerginlik savaş koşullarına işaret eder. Savaş, tekelci sermaye gruplarının birbirleri üzerinde üstünlük kurmak zorunda olmalarının bir sonucu olarak olgunlaşan siyasettir. Tıpkı sermayesini yeniden üretmek zorunda olan kapitalistin kâr marjını artırmak üzere ücretleri baskılaması ya da sömürü zamanını artırması veya işçi üretkenliğini artırmak üzere değişmeyen sermayeye daha fazla yatırım yapması gibi. Bunların hepsinin bir arada ya da ayrı ayrı gerçekleşmesi özü değiştirmez. Sonuç her seferinde sömürünün yoğunlaşmasıdır. Sistemdeki tıkanmanın niteliği buna benzerdir, hatta bu işleyişin çok daha yüksek düzlemde tekrarlanmasıdır. Daha çok sömürmek, daha çok sermaye elde etmek savaşı zorlayan esas etmendir. Bugün Orta Doğu’daki hareketlilik, sadece petrol fiyatları için değil, bu büyük tıkanıklığın yarattığı basıncı boşaltmak, belli tekelci sermaye gruplarının diğerlerini sürecin dışına itmesi zorunluluğudur.

İsyanlara Gebe “Yeni” Bir Dünya

Tüm temel kurumlarda yaşanan çatırdama bu zorunluluğun gerçekleştiğine işaret ediyor. Sistemin temsilî kimliğini oluşturan kurumlarda (BM, OPEC, NATO) belli başlı ittifaklar stratejik düzeyde ortaklık üretmiyor.  Bu kurumların yönetici siyaset belirlemekte de başarısızıdır. Bu kurumlar yönetme eylemlerinin dışında itiliyorlar. Bu yönetememe hali, tarihsel birikimin de öğrettiği gibi halklar için boşluklar ve imkânlar yaratır. Bu boşluklar halklar için isyan nedenidir. 

Umut dediğimiz şey ise, komünist bakış açısından ve deneyimlerden hareketle diyebiliriz ki: Bu daralan alanda halkın iradesinin sızacağı çatlaklardan yararlanmakla bu çatlakları patlatacak yıkıcı gücü ayırt edebilme ferasetinde gizlidir…

Cüret de buna uygun olarak, bugün için çok daha belirleyici hale gelen “emperyalist belirlenmişliğin dışına çıkma” cesaretidir. Yani ABD hegemonyasına tabi olmayı tek seçenek olarak sunan o “kararmış gelecek algısına” hayır diyebilmektir.

Dün Nazi ordularına karşı duran o “keskin cüret”, bugün petro-doların ve savaş aygıtlarının yarattığı korku iklimini dağıtacak olan yegâne güçtür. Tarih bir kez daha göstermektedir ki emperyalizm ne kadar azgınlaşırsa, kendi sonunu hazırlayan diyalektik çelişkileri de o kadar keskinleştirir. Gerçeklik oradadır, tıkanma aşikârdır; eksik olan tek şey, o gerçekliği eyleme dönüştürecek halk iradesidir.

Önümüzdeki süreçte bir kez daha seçimlerle elde edilen zaferler gündeme gelebilir. Faşist yönetimlerin ve faşist eğilimlerin seçim yoluyla alt edilebilir olduğuna dair fikirlerin yayılmak istendiğine tanıklık edebiliriz. Şimdiden bu fikirlerin eskisi gibi rağbet görmeyeceğini savunabiliriz. Çünkü bu fikir kısa dönem içinde birçok kez denendi. Sonuçları her seferinde hüsran oldu. Neden peki? Çünkü bu fikir “burjuva klikler arasında seçim” yapmakla sınırlı bir alan için üretilmiştir. Yukarıda değindiğimiz “çatlaklardan yararlanma siyaset” halkın iradesinin devrimcileşmesini değil çaresizliğe sürüklenmesini getiriyor. Elbette halkın eylemi, iradesinin gerçekleşmesi halinde bunların birer deneyim olduğunu savunuruz ve bu ölçekte sahiplenebiliriz de. Ne var ki bunun daha güçlü ve ileri bir sonuca vardırılması gerekir. Halk kitlelerinin “bir sonuca ulaştırmayan yoldan” öğrenmesi daha ileri bir fikrin onlarla buluşmasını/buluşturulmasını içerir. Cüret etmek dediğimiz şey bu anlayışta olmakla ilgilidir.

 

Halk iradesinin sızabileceği çatlaklardan yararlanmak siyaseti dün “üçüncü yol” adı altında gündeme gelmişti, ardından anarşist görüşlerden beslenen “yerelcilikle/otonomicilik” yenilendi, bireysel ya da grupsal sivil itaatsizlik eylem çeşitlerine kadar varan biçimlerde hayata geçirildi. Her seferinde belirli bir kesimi etkisi altına alan bu akımın hedef kitlesi küçük burjuvalardır. Akımın etkin ve başarılı olduğu düşüncesi siyaseti bu sınıfın çıkarları içinden değerlendirmekle ilgili bir yanılsamadır. Bu sınıfa dayanmayan ama küçük burjuvazinin de esaretine, geleceksizliğine son verecek bir akımla buluşmak, çatlakları patlatacak eylem gücüne sahip sınıfla hareket etmek önündeki bir yanılsamadır bu.

Seçenek Tektir: Halkın Çıkarlarına Dayalı Devrimci İrade

Önümüzdeki günlerde, halkların isyana sürüklendiği koşullarda bu akımın yeniden hareketleneceğine tanıklık edeceğimiz açıktır. Macaristan’da “Orban faşizminin yenilgisiyle” sonuçlanan seçim bunun habercisidir. Ne var ki bu seçim zaferlerinin etkileri bir önceki dönem gibi olmayacaktır. Çünkü çatlaklardan yararlanmakla sınırlı siyasetin günümüzün daralmış ekonomi sahasında ciddi bir karşılığı yoktur. İspanya’da Pedro Sanchez’in popülerlik kazanan siyaseti, Siyonist İsrail’in açıkça sergilediği soykırımına, ABD’nin kazanma şansı verilmeyen İran’a saldırısına karşıydı. O çökmekte olan hegemonyanın sarstığı burjuva değerlere bağlı kalmak gerektiğini ileri sürerek popülerlik sağladı. Antiemperyalist her söylemin halk nezdinde itibarlı olması günümüzün isyanlara gebe koşullarının bir dışa vurumudur. Bu nedenle cüret etmek büyük önemdedir. Bu nedenle sınıfa dayanan umut olmazsa olmazdır. Bu nedenle Partizan geleneğini bayraklaştırmak ciddi bir sorumluluktur.

Onlar manipülasyonlarla sınıfa dayalı hareket edenin, haklının, umut taşıyanın, cüret edenin “marjinal” ve “yenilmeye mahkûm” olduğu bilgisini yaymaya çalışıyorlar. ABD’den çirkin saldırganlığında tanık olduğumuz gibi “askerî güce dayalı” bir yenilmezlik zırhı içindeymiş gibi hareket ediyorlar. Oysa bütün bir sistem gözümüzün önünde: yoksulluk yaygın, hiperenflasyon koşulları her tarafta, faşizan saldırganlık olağanlaşmış ve sistemin kurumları çatırdıyor. Türkiye de bunların parçası olarak aynı özellikleri gösteriyor.

1 Mayıs vesilesiyle Partizan fikrine ve kitlesine yönelen saldırı ilerleyeceğimiz yolun sadece zorlu olduğunu göstermiştir. Halkın çıkarlarını savunmak ve gerçekleştirmek üzere cüret etmeye, umut yaymaya, egemen sistemdeki çatlakları patlatacak güçle buluşmaya devam etmeliyiz…

Tags: Kolektif DoğrultuYeni DemokrasiYeni Demokrasi Gazetesi
ShareTweetSendShareScanSend
Önceki Yazı

Xwarik’teki JES’e karşı nöbet diğer köylerde de başlatılacak

İlgili Haberler

Dünya

Savaş Turizmi: Jaffna’dan Bastar’a – Musafir

6 Mayıs 2026
Yazılar

Hegemonya Kavgası Yoksulluğu Derinleştiriyor

26 Nisan 2026
Yazılar

Devrimin Dinamiği Kitlelerdir

24 Nisan 2026
KOLEKTİF DOĞRULTU

Orta Doğu’da Emperyalizmin Tahakkümü Derinleşiyor

23 Nisan 2026
POLİTİK - GÜNDEM

1 Mayıs’ta Öfkemizi Emperyalizme ve Faşizme Yöneltelim!

23 Nisan 2026
Yazılar

2026 1 Mayıs’ına Giderken, Taksim İradesini Güçlendirelim!

20 Nisan 2026

Hakkımızda

Yeni Demokrasi’de yer alan yazı, fotoğraf ve haberler kaynak gösterilmek şartıyla kullanılabilir.
Yeni Demokrasi; işçi sınıfı ve emekçilerin, ezilen ulus ve milliyetlerin, geleceksiz bırakılan gençliğin, devrimci tutsakların ve devrimci basının sesidir.

İletişim ve haber göndermek için e-posta adresimiz: yenidemokrasigazetesi@gmail.com

yd-logo-01 kopyası 2

2024 Yeni Demokrasi – Yeni Demokrasi’de yer alan yazı, fotoğraf ve haberler kaynak gösterilmek şartıyla kullanılabilir.

İletişim ve haber göndermek için e-posta adresimiz: yenidemokrasigazetesi@gmail.com

  • Anasayfa
  • Güncel
  • Emek
  • Ekonomi
  • Dünya
  • Kadın
  • Gençlik
  • Çevre
  • Kültür Sanat
  • Yazılar
  • Tüm Haberler
Sonuç yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
  • Anasayfa
  • Güncel
  • Emek
  • Ekonomi
  • Dünya
  • Kadın
  • Gençlik
  • Çevre
  • Kültür Sanat
  • Yazılar
    • ANALİZ
    • ANI – ANLATI
    • BİLİM
    • ÇEVİRİ
    • İZLENİM
    • KADIN
    • KOLEKTİF DOĞRULTU
    • MAKALE
    • MEŞA AZADÎ
    • POLİTİK – GÜNDEM
    • TARİHSEL BELLEK
  • Tüm Haberler

Copyleft 2020, dizayn yeni demokrasi
İletişim ve haber göndermek için e-posta adresimiz:yenidemokrasigazetesi@gmail.com