6 yıl sonra yeniden açılan Gülistan Doku dosyası devlet-yargı ilişkisini, devlet olanaklarıyla bir cinayetin nasıl örtüldüğünü gözler önüne sermiştir. Yaşanan, devlet içindeki hesaplaşmalardan, klik dalaşından ya da imaj yenileme kaygısından kaynaklanan devlet suçu deşifrasyonudur.
Kadın cinayetleri kadar devletin suçlular üzerindeki korumacı hareketine de aşinayız. Gülistan Doku katledildiğinde de bu durum bizim için şaşırtıcı değildi, bugün de. Unutulmamalı ki Türkiye yalnızca olağanlaştırılan, yer yer de meşrulaştırılan kadın cinayetleriyle değil aynı zamanda ve daha çok da “faili meçhul cinayetleriyle” en kötü üne sahip devletlerden biridir. Cumartesi Anneleri’nin akıbetini sordukları, kemiklerini aradıkları çocukları bu ülkenin unutmadığı, devletin unutturma çabasına rağmen hep hatırlanan tarihsel hafızasıdır; Cumartesi Anneleri kavramı da bu “faili meçhul” cinayetlerin hesap soruculuğudur.
Gülistan ve “Diğer” Kadınlar
Gülistan Doku dosyasının, yeni adalet bakanının düzeltilmesi gereken imajı nedeniyle ve kamuoyunun bu bakana ikna edilebilmesi için açılmasından bu yana devletin “bağırsak temizliğine” başladığı görüşü yayılıyor. “Tunceli Valisi”nin de içinde olduğu bu cinayet olayı bir savcının “cüret etmesiyle” birlikte şimdiye kadar açığa çıkmış tüm ayrıntılarıyla ifşa edilmeye başlandı. “Medya” asli görevlerinden birini yerine getirebilir olduğuna ikna oldu ki devletin bulaştığı bu cinayette Gülistan Doku ve ailesine özel bir yer vermeye başladı. İzleyenlere “haklının” yanında olmak gerektiği duygusu başarıyla verildi. “Devlet de olsa” haksız olan deşifre edilip değersizleştirildi.
Bu noktada iki açık soru varlığını koruyor. Biri cinayetin nihayet “bir cinayet eylemi” olarak yargılanmaya konu olup olmayacağı ve ikinci olarak devletin imajı konusunda özelde tanık olduğumuz “sonuna kadar gidilecek” yargısının vadesinin ne olduğu. Bu iki soru sorulmadan ve tekrarlanmadan sürecin takip edilmesi “çıkana razı gelmek”le sonuçlanacaktır. Şimdiden diyebiliriz ki bütün alametler iki sorunun da boşlukta kalıp cevaplanmayacağıdır.
Uzun sayılabilecek bir zaman diliminde gündeme oturan ve hâlâ yaşanan gelişmelerle gündemde kalmaya devam eden Gülistan Doku dosyası, benzer kadın cinayeti dosyalarının yeniden gündeme getirilmesine de vesile olmuş durumda. Üzerinde iki erkek DNA’sı bulunan daha cenazesi adli tıpa gitmeden intihar denilerek kapatılan Rojin Kabaiş dosyası başta olmak üzere, Rabia Naz, Rojwelat Kızmaz, Nadira Kadirova gibi daha bir dizi “şüpheli” kadın ölümünün aydınlatılması, dosyalarının yeniden açılması talebi kadın örgütleri tarafından gündeme getirildi.
Bakana Uzanan Cinayet Korumacılığı
Gülistan Doku cinayetinde açığa çıkan ilişki ağı dönemin valisi Tuncay Sonel’de sembolleştirilse de meselenin dönemin İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’ya uzanıyor olmasına da şaşırmadık. Vali’nin ifadeleriyle ifşa edilen bu koruma zırhı, bu ilişki ağlarının devletten bağımsız olmadığını göstermektedir. Devletin tüm olanaklarının kullanılması da başka türlü mümkün değildir. Bu ilişkinin gizlenmesi, cinayette devlet desteğinin görülmemesi için ne gerekiyorsa o yapılmıştır. 6 yıl önce işlenen cinayette bugün açığa çıkanlar o gün de mevcuttu ve savcı, polis, vali ve tüm yetkili yetkisiz kuruluşlar harekete geçirilerek cinayet örtbas edilmiştir.
El birliği ile kapatılmasına gayret edilen dosya ne oldu da açıldı sorusuna verilen “kahraman” bir savcının dosyayı incelediği yanıtı kimseyi ikna etmemiştir, etmeyecektir.
Devletin Tuncay Sonel’i “gözden çıkarmasının” asıl nedenini belki bir süre sonra öğreneceğiz ama yeni Adalet Bakanı Akın Gürlek’in yıldızının parlatılmak istendiği anlaşılmaktadır. İBB operasyonlarının yanı sıra başsavcı olduğu dönemde devrimci kurumlara yönelik yaptığı sayısız operasyonun mükafatı olarak oturtulduğu bakanlık koltuğuna halkın gösterdiği tepkinin yumuşatılmasına, muhalefetin sakinleştirilmesine ihtiyaç vardı. Bir diğer nokta halkın adalete olan güveninde yaşanan ciddi kırılmadır. Herkesin kendi adaletini sağlamaya çalıştığı, yine yarattığı çürümeyi gizlemek için “suça sürüklenen çocuklar” gibi “suçlu” kitlesi yaratma uğraşları halkta yaşanan bir dizi hukuksuz yargılamayı unutturmaya yetmemiştir. Bu tabloyu gören devletin duruma müdahalesi gecikmemiş ve Gülistan Doku dosyası yeniden açılmıştır.
Cinayet sürecinde yaşananların TV kanallarında, burjuva-feodal basında magazinel anlatımlarla deşifre edildiği haberleri bir kenara bırakırsak tam da yukarıda ifade ettiğimiz tablonun kendisini görürüz. Devlet bir yandan savcının bir yandan Adalet Bakanı’nın yıldızını parlatan yayınlar yaptırırken Doku ailesini de bu koronun bir parçası haline getirmeye çalışmıştır. Gülistan’ın katledildiği dönemde devrimci-demokrat kurumlarla ilişki kurmamaları konusunda uyarılan aile, o dönemde, çocuklarının bulunabileceği umudu ile bu baskıya boyun eğmişti. Zamanla bu umut kayboldu ve aile bu kez de “kaderine rıza gösteren” bir sessizliğe gömülmek istendi.
Devlet İşlediği Cinayetleri Aklayacak!
Gülistan Doku cinayeti ile ilgili yaşanan gelişmelerin ardından benzer biçimde katledilen kadınların aileleri, kapatılan dosyaların açılması, yeniden incelenmesi talebinde bulundular. Kısa bir süre sonra Akın Gürlek açıklama yaparak bakanlığa bağlı “Faili Meçhul Cinayetleri Araştırma Komisyonu” kurulacağını duyurdu. Devlet önce katledecek ve akabinde işlediği cinayetleri aklamanın yollarını arayacak. Kurulan komisyon devleti temize çıkaracak, işlenen cinayetler için fail araştıracak ve belirlenen failler sayesinde toplumsal vicdan rahatlayacak, “gerçek suçlu” toplumsal güvenle mükafatlandırılacak; gerektiği ölçüde bazı isimler feda da edilebilecektir.
Yıllardır çocuklarının kemiklerini arayan annelerin talepleri karşılanmayacak örneğin. Gözaltına alınıp kaçırılan, işkence de katledilen, beyaz Toroslara bindirilip götürülen ve bir daha geri gelmeyen “faili meçhul” kayıpların ne olduğu bu komisyonun görev sahası olmayacak. Olsa dahi bir sonuç çıkmayacağı bugüne kadar yaşananlardan bilinmektedir. Devletin halka karşı işlediği suçları ancak halkın mücadelesi aydınlatacaktır. Kurulan göstermelik komisyonlara havale edilecek “faili meçhul” cinayetlerin hiçbiri aydınlanmayacak.
Devlet Destekli Fuhuş-Uyuşturucu Ağı!
Başta T. Kürdistan’ı olmak üzere devlet, gerilla mücadelesinin yürütüldüğü, halkın bu mücadeleyi desteklediği bölgelerde uyuşturucu ve fuhuş ağını örmektedir. Halkın örgütlü gücünü kırmak, yozlaştırarak çürütmek, birliğini parçalamak için tüm mekanizmalarıyla bu saldırı yöntemlerini devreye sokmaktadır. Halka karşı uygulanan bu yöntemler devletin yürüttüğü haksız savaşın önemli parçalarından biridir. Tüm diğer kirli savaş yöntemleri gibi kadın bedeni üzerinden de yürüttüğü haksız savaşı sürdürmektedir.
Dersim’de Gülistan Doku’nun cenazesinin arandığı dönemde boşaltılan baraj gölünde Esma Kılıçarslan’ın cesedi bulundu. 11 Mart 2020 yılında Hozat’ta evinden çıktıktan sonra bir daha haber alınamayan Esma Kılıçarslan’ın ailesi olayın üzerine gitmemeleri için baskıya maruz kalıyor ve tehdit ediliyorlar. Çelişkili otopsi raporlarına ek olarak Esma’nın cesedi üzerinde birden fazla erkek DNA’sı tespit ediliyor. Esma’nın dosyası da aydınlanmak üzere “yürekli bir savcı” bekliyor! Kurulan komisyon bu “özel” dosyaların hiçbirine el sürmeyeceğini öngörmek zor değil. Çünkü açılacak dosyaların tümü “kontragerilla” devlete uzanacaktır; dolayısıyla bu suçlar zamanaşımına tabi suçlar arasına girecektir.
Onların el sürmekten imtina edeceği bu dosyalar devrimci hareketin, ezilen kadınların ve genel olarak halkın bilincinde zamanaşımına uğramayacak, unutulmayacak, unutturulmayacak. İnsanlığın kurtuluş mücadelesi uğruna nice değerlerin yaratıldığı coğrafyalarda, halkın hafızasındaki değerlerin yozlaştırılmasına, uyuşturulmasına izin vermeyeceğiz. Bunun tek yolunun örgütlenmekten, dününe ve yarınına sahip çıkmaktan geçtiğini bilerek, devletin bu politikalarını teşhir etmeye devam edeceğiz.








