10 Ağustos, Pazartesi
Yeni Demokrasi Gazetesi
Sonuç yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
  • Anasayfa
  • Güncel
  • Emek
  • Ekonomi
  • Dünya
  • Kadın
  • Gençlik
  • Çevre
  • Kültür Sanat
  • Yazılar
    • ANALİZ
    • ANI – ANLATI
    • BİLİM
    • ÇEVİRİ
    • İZLENİM
    • KADIN
    • KOLEKTİF DOĞRULTU
    • MAKALE
    • MEŞA AZADÎ
    • POLİTİK – GÜNDEM
    • TARİHSEL BELLEK
  • Tüm Haberler
Yeni Demokrasi Gazetesi
Sonuç yok
Tüm Sonuçları Görüntüle

Anasayfa » NATO ve Emperyalist Savaş Karşıtı Birlik Üzerine

NATO ve Emperyalist Savaş Karşıtı Birlik Üzerine

10 Ağustos 2026
içinde Yazılar
Facebook'ta PaylaşX'te PaylaşWhatsappTelegram

NATO ve Emperyalist Savaş Karşıtı Birlik, bir eylem birliği olarak 28 Şubat’ta kuruldu. Birlik, NATO’nun Ankara Zirvesi’ni protesto etmek amacıyla yaklaşık 4-5 aylık bir çalışma yürüttü. Kurulduğu aşamada NATO toplantısının Türkiye’de gerçekleştirilecek olmasına yoğun bir karşıtlığın olduğu fikrine dayanan Birlik, amacını da buna uygun olarak geniş protestolar biçiminde saptadı. Hem NATO’nun bilindik tarihi ve günümüzde de devam eden bağımsızlık düşmanı, halk karşıtı müdahaleleri hem de Orta Doğu’da sürmekte olan ABD-İsrail saldırıları bu geniş protesto beklentisinin temel nedenini oluşturuyordu.

Kuruluşundan önce yapılan tartışmalarda da bu yapının, eylem birliği zemininde bir araya gelen, gündemi ve hedefi belli olan; dolayısıyla oluşumuna zemin hazırlayan zirvenin ardından misyonunu tamamlayacak bir birlik olduğunu ifade etmiştik. NATO Zirvesi’nin ardından yapılan değerlendirmeler sonucunda, aralarında bizim de bulunduğumuz kimi kurumlar birliğin görevini tamamladığını açıkladı, kimi kurumlar ise, faaliyetlerin emperyalist savaş karşıtlığı kapsamında süreceğini, mevcut birliğin devam etmesi gerektiğini savundular.

Hiç kuşkusuz haksız savaş riski bir gerçektir ve Orta Doğu bu bakımdan en dikkate değer bölgedir. Dolayısıyla gerek emperyalist müdahalelere gerekse de bölgesel gericiliklerin kışkırtıcı tutumlarına karşı mücadele etmek genel bir görevdir. Açıktır ki bu genel görev genel politik bir çizgiyle karşılanabilir. Genel politik bir çizgi ve netlik olmadan bu tür bir görevin yerine getirileceğine inanmak ya görevi küçümsemektir ya da kendi misyonunu “devrime önderlik” düzeyinde görmek yani abartmaktır. Devrime önderlik gibi bir misyonu içerdiğini düşündüğümüz söz konusu genel görev bin bir eylem birliğini kapsayacak denli büyük, detaylı incelemeler gerektiren ve çok dönemli, kapsamlı bir görevdir. Bu türden mücadelelerin eylem birlikleri gibi geçici örgütlenmeler ile ele alınması görüşünü sağlıklı bulmadığımızı hemen her eylem birliği örgütlenmesinde savunduk ve bu eylem birliğinin başlangıcında da savunduk.

Neden ve Amaç Belirsizliği ile Birlik

Yukarıda, birlik deklarasyonunun duyurulmasından önce bazı tartışmalar yürüttüğümüzü ifade ettik. Tartışmaların ve değerlendirmelerin özünde dünyada ve özel olarak ülkede gelişen siyasal sürece nasıl bakıldığı, nasıl ele alındığı ve karşı duruşun nasıl olması gerektiği ortaya kondu.

Farklı çizgilerde ve farklı tezlerle hareket eden örgütlerin yer aldığı geniş bir birlikte siyasal değerlendirmelerde ortaklık yakalamanın zorluğu herkesin malumu. Bu bilinmez değildi ve birlik sürecine damgasını vuran da bu durumdu. Emperyalizmin yönelimi, NATO’nun misyonu, müdahale ettiği bölgelerin durumu ve bunlara dair değerlendirmelerde kapsamlı, ciddi seviyede bir ortaklık sağlamak mümkün değildi. Ülkemizde yaşanan süreç açısından da durum aynıydı. Devletin niteliğinde, gelişen ve gelişmekte olan sürecin karakterinde ve dolayısıyla adlandırmalar çok zorlandık. Hal böyle olunca, dönem boyunca siyasal ortaklığı çok zayıf olan birliğin kamuoyuna dönük hazırladığı metinlerin siyasî niteliği de zayıf kaldı. Ortaklık adına kurulan sözlerin, deyim yerindeyse içi boş kaldı.

Bu duruma müdahalelerde zayıf kaldığımızı söylemeliyiz. Bunun esas nedeni birliğin mevcut yapısı, bileşenlerinin siyasal çizgisi ve sürece yaklaşımlarının sorunlu olmasıdır. “Tartışmalardan sonuç alınamayacağını” önbilgisiyle yürütülen tartışmalardan sonuç alınamadıkça “birlikle sınırlı ilişkilenme” tutumu gelişmiştir. Birliğin yeterince sağlanamadığı, siyasî geriliğin kendini ciddi düzeyde gösterdiği çok sayıda örnek yaşadık.

Örnek olması bakımından; birliğin değerlendirme metninde, “NATO sürecinde devletin gözaltına alınanlara işkence yaptığı” ifadesi kabul görmemiş ve tartışılmak zorunda kalınmıştır. “Yaşananlar kötü muameledir, işkence değildir” savunusu sözünü ettiğimiz siyasal farklılığın ve tabii ki bizim için aynı zamanda siyasî geriliğin bir ürünüdür. Bu yaklaşımlara getirilen eleştirilerle birlikte işkencenin işkence olarak tanımlanmadığı bir değerlendirme metninin yayınlanmaması istenmiştir.

Sonuç olarak; birlik, kapsayıcılık bakımından önemli sayıda devrimci-demokrat kurumun bir araya gelmesiyle oluşturuldu. Bu çeşitlilik olumludur, eylem birliği anlayışının kapsayıcı olduğuna işaret eder.  Ancak bu çeşitlilik aynı zamanda siyasî açıdan güçlü söz söylemeye de engel oluşturmuş; hazırlanan basın açıklamaları ve bildiriler kapsayıcılık adına genel-geçer, yüzeysel, amacı ve hedefleri belirsiz metinlere dönüşmüştür.

Siyasal zeminde ortaklığın sağlanamamasının yarattığı diğer bir handikap birliğin amaç ya da hedeflerinin tayin edilmesine de yansımıştır. Emperyalizm ve NATO karşıtlığını örgütleme, kitlelerin bu konuda duyarlılığını geliştirme ve ülkemiz açısından mevcut antiemperyalist damarı canlandırma hedefiyle yola çıkılmıştır. Ancak bu hedefe uygun bir kitle çalışmasının yürütülmedi. İşçi sınıfı ve genel anlamda devrimcilerle buluşmaya yatkın yoksul kesimleri hedefleyen bir faaliyet tarzı örgütlenememiştir. Bunun temel nedeni “belirlenen siyaseti hangi kesime ulaştırmalıyız” sorusunun sorulmaması ve buna yanıt oluşturulamamasıdır. Örgütlenen faaliyetlerin rutinliği de birlik bileşeni kurumların nicel gücüyle doğrudan alakalıdır. Özellikle son yıllarda gelişen—yadsınmaz ancak merkeze de konulamayacak—yöntemler temel çalışma tarzı haline gelmiştir. Belli bir kesime hitap eden bu tarz, kitlelerle buluşma hedefinden çok bilinen yöntemlerle, “bilinen” kitleye seslenme biçiminde sürmüştür. Sokakta görünür olmak ve daha geniş kesime sesini duyurmak anlamında yadsınamayacak bu çalışmalar, belli bir aşamadan sonra kendini tekrar eden bir niteliğe bürünmüştür.

Şubattan temmuza kadar örgütlenen birlik, 1 Mayıs gibi özgün takvimsel gündemlerden dolayı çalışmalarına ara vermek zorunda kalsa da sürekliliğini korumaya çalıştı. Esas olarak ajitasyon ve propaganda (A/P) faaliyetleriyle NATO Zirvesi gündemini kitlelere taşımaya çalışan birliğin bu sınırlı çabası, istenen düzeyde karşılık bulmadı. Bu, yalnızca birliğin sınırlı faaliyetiyle açıklanamaz. Kitlelerin gündeme ilgisizliği, mücadele dinamiklerinin zayıflığı ve NATO’nun bir “savunma örgütü” olduğuna dair kanı, bu ilgisizliğin temel nedenleridir. Kimi reformist yapıların bu ilgisizliği ABD ve Trump karşıtlığı üzerinden ortadan kaldırma çabasının da pek karşılık bulmadı.

Reformizmin Etkisi ve Parçalı Görünüm

Uzun bir süredir gerek sendikal bürokrasinin gerekse reformist partilerin oluşturduğu ve kendini en çok 1 Mayıs gündeminde gösteren bloka karşı devrimcilerin ortak bir irade oluşturma çabası önemliydi. İşçi sınıfından kopmuş ve sınıf ruhuna yabancı konfederasyonların sergilediği teslimiyetçi hat, kendini NATO gündeminde de gösterdi. “İşçi sınıfı kendi sorununa sahip çıkmaktan uzak”, “Kamu emekçileri o tarihlerde tatilde” gibi gerekçelerle, birlikte ve güçlü şekilde örgütlenmek istenen süreç görmezden gelindi; gündeme sırt çevrildi.

Zirveye bir hafta kala DİSK Dolmabahçe’ye yürümüş, 5 Temmuz Koordinasyonu tarafından örgütlenen Kadıköy yürüyüşüne ise sınırlı bir katılım sağlanmıştır.

Birlik’in en geniş kesimleri kapsayacak bir irade oluşturma çabası esas olarak karşılıksız kaldı. Sendikal bürokrasinin gündeme kulağını tıkaması ve reformist partilerin devrimci iradeyle bir arada olmak istememesi, parçalı bir tablonun oluşmasına yol açtı. NATO zirvesine karşı öncelikle örgütlü kesimlerle buluşma hedefi birliğin başından beri esas hedefi oldu. Bu konuda gösterilen irade ve çaba esasta olumluydu. Gençlik örgütleri, kadın örgütleri ve dernek gibi kitle örgütlerinin sürecin parçası olması, toplumsal kesimlerin kendi gündemleri ile birlikte bu mücadeleni öznesi olması gerektiği konusunda bir çaba içinde olundu. Ancak gençlik örgütlerini dışında bırakırsak, diğer örgütlenmeler açısından gündeme ilgisizliğin ve NATO protestolarıyla ilişkilenmeme eğiliminin ağır bastığını belirtmeliyiz.

Sürece parçalı girişin en somut örneği NATO’nun kuruluş yıl dönümü olan 4 Nisan günü, Taksim’de aynı güzergâhta üç farklı eylemle yaşandı. Eylem özelinde ortaklaşma çabası harcayan birlik, bu çağrısına bir karşılık bulamadı. Reformist parti ve kurumların sergilediği tutum da kimse için şaşırtıcı olmadı. Zirveye bir ay kala başta EMEP olmak üzere yapılan çağrıyla kurulan NATO Karşıtı Koordinasyon’dan beklentiler, bu yapıların niteliğiyle uyumlu olarak sınırlı kaldı.

NATO Parlamenterler Zirvesi ve Ankara Çağrısı

7-8 Temmuz Ankara Zirvesi öncesinde, 28-29 Haziran’da NATO Parlamenterler Zirvesi gerçekleşti; NATO ve Emperyalist Savaş Karşıtı Gençlik Birliği bileşenleri çeşitli noktalarda bir araya gelerek toplantıyı protesto etti. Birliğin kimi bileşenlerinin zirvenin yapılacağı Ankara’da kamp kurma, parklarda konaklama gibi hedeflerinin gerçekliği yansıtmadığı bizim açımızdan netti. Zira devletin zirveyi ele alış biçimi açıktı; önlemlerin boyutunu ve olası saldırıları öngörmek zor değildi.

Tartışmalarda, 2004’teki İstanbul Zirvesi’ne karşı gerçekleşen eylemlerin örnek alındığına tanık olduk.  O yıl İstanbul için merkezî çağrılar yapılmış, ciddi bir güç toplanmış, insanlar parklarda konaklamış ve ertesi gün zirvenin yapılacağı alana yürüyüş olanağı yaratılmıştı. Devletin saldırılarına karşı devrimciler tüm gün Okmeydanı’nı bir direniş alanına çevirmişti. Bugünkü sınıf mücadelesinin seyri ve devrimci hareketlerin durumu ise 2004 NATO İstanbul Zirvesi ile kıyaslanmasını reddedecek düzeydeydi. Sürece gerçekçi yaklaşmak gerekiyordu. Koşullar objektif değerlendirilmediğinde, gerçekleşmesi zor hedeflerin peşinden gitmek de kaçınılmaz oldu. En nihayetinde Ankara hedefli yürütülen çalışmalar amacına ulaşamadı ve birlik belirlediği hedefe gidemedi.

Ankara yerelinin zirveye hazırlıklarını güçlendirmek ve diğer illerden buraya ihtiyaç temelinde güç aktarmak önemliydi; ancak bulunduğumuz tüm yerellerde NATO çalışmalarının içinde yer almak ve her yerde zirveye karşı ses çıkarmak esas hedefimiz oldu. Bu hedefe ne kadar ulaştığımız bizim açımızdan öznel bir tartışmadır ve esasen bir iç değerlendirmenin konusudur.

Bununla birlikte, kendi açımızdan şunu vurgulamalıyız: Kitlelerin ilgisini artırmak, bunun için doğru propaganda ve çalışma yöntemleri belirlemek gündemle sıkı bir bağ kurmamızı gerektirdiği halde bunu sağlayamadık. NATO’nun işlevini ve halklar üzerindeki asalak niteliğini bir “iç sorun” olarak kavramaktan uzak kaldık. ABD’nin Orta Doğu’da ve diğer bölgelerde tırmandırdığı saldırganlığı emperyalizmin, dolayısıyla onun uşaklarının da bir eylemi olarak görmekteki ve bu pervasızlaşan saldırganlığın bir savaş örgütü olan NATO ile ilişkisini anlamaktaki yetersizliğimiz; kendini pratikte, halka yönelik propaganda çalışmalarında göstermiştir. Bağımsız ve güçlü bir kitle çalışmasının, sınırlı ama hedefi bulan alanlarda faaliyet olarak örgütlenememesinin arkasında bu siyasî geriliğimiz yatmaktadır.

Tüm bu tartışmaların yürütüldüğü günlerde devlet Ankara’da bir sürek avı başlattı; aralarında TEMA gönüllülerinin de bulunduğu yüzlerce kişiyi gözaltına aldı ve tutukladı. Ankara ve çevresinde uygulanan fiilî OHAL, Ankara’da toplu bulunma planlarının boşa çıkmasına neden oldu. Birlik bu aşamadan sonra ortak bir tavır geliştirmekten çok, bileşenlerinin tek tek kendi inisiyatifleriyle nasıl hareket edeceğini duyurduğu bir sürece girdi.

Şubat ayından itibaren yürütülen çalışmaların finali, esas olarak 5 Temmuz’da NATO Karşıtı Birlik olarak örgütlenen buluşma oldu. Bu buluşma, kitlesellik açısından sürecin en güçlü eylemiydi. Son anda örgütlenen bu eylem, daha planlı ve uzun süreli bir hazırlıkla ele alınabilseydi şüphesiz çok daha güçlü bir düzeyde gerçekleşebilirdi. Ancak hem sendikal bürokrasi hem de reformist hareket yalnızca “sokakta görünme” hedefiyle eylem örgütlemeye giriştiği için bundan ötesini beklemek saflık olurdu. Böylece bir kez daha kitlenin tepkisi geçiştirilmiş oldu.

NATO Tutsakları Serbest Bırakılsın!

Ülke geneline yayılan operasyonlar, Ankara’da alınan güvenlik önlemleri ve derinleşen yoksulluğu perdeleme çabalarıyla halkın gündemine giren NATO Zirvesi; yüzlerce kişinin tutuklandığı bir gövde gösterisine, halka ve devrimci harekete yönelik bir gözdağı zirvesine dönüştü. Tüm demokratik faaliyetlerin terörize edilmesiyle oluşturulan dosyalar üzerinden tutuklananlar; NATO Zirvesi’ne karşı çıktıkları ve Orta Doğu’da esmeye devam eden haksız savaş rüzgârına “dur” demeyi görev saydıkları için, halka bu yönde çağrılar yaparken —kimisi bunu bile yapmamışken— tutuklandılar.

Tutsaklık koşulları açısından da teşhir edilmesi gereken bir durum yaşanmaktadır. Kuyu tiplerine, F/S tiplerine götürülen NATO protestosu tutsaklarına, dayatılan uygulamaları kabul etmedikleri için disiplin cezaları verilmektedir. En temel ihtiyaçları karşılanmayan, aileleri ve avukatlarıyla görüştürülmeyen tutsakların antiemperyalist tutumları ve bunu yaratan iradeleri hapishanede de kırılmak istenmektedir.

Sağlık sorunları bulunan tutsakların tedavi hakları engellenmekte, onlara sağlıksız koşullarda yaşamaları dayatılmaktadır.

Son dönemin en ağır tecrit koşullarını (hücrede tek başınalık) dayatmak üzere inşa edilen “kuyu tipi hapishaneler” devreye sokulmuş; tıpkı 19 Mart sürecinde olduğu gibi, tutuklananların bir kısmı gözdağı vermek ve yıldırmak amacıyla bu hapishanelere sevk edilmiştir.

Tutsakların maruz kaldığı bu ve benzer koşulların teşhiri, “birliğimizin devam eden tek hedefi” olarak değerlendirilmelidir. En geniş kesimleri kapsayacak şekilde bu koşulları teşhir etmeli; tutsaklar ve aileleriyle tam bir dayanışma hattı örmeliyiz. Bu doğrultuda, duruşma günlerini birer eylem gününe dönüştürmek ve kenetlenmek konusunda kararlı olmalıyız.

Bundan sonraki süreçte, tutsaklar için ortak mücadeleyi büyütme anlayışıyla hareket edilecektir. Hapishane koşullarının teşhir edilmesinin yanı sıra, devrimci mücadelenin meşruluğunu, yargının siyasî bir aparat olarak NATO uşaklığının bir parçası olarak var olduğunu savunmaya devam etmeliyiz.

Tags: ANKARANATOnato ve emperyalist savaş karşıtı birliknato zirvesi
ShareTweetSendShareScanSend
Önceki Yazı

T. Maden-İş üyesi Doruk Madencilik işçileri açlık grevine başladı

İlgili Haberler

ÇEVİRİ

Ceuta’daki suç, İspanyol emperyalizmi tarafından işlenmiştir

5 Ağustos 2026
Çevre

Kapitalizm Geliştikçe Ekolojik Yıkım Derinleşir -I

26 Temmuz 2026
BİLİM

Maddenin Durmak Bilmeyen Hareketi, Doğanın Diyalektiği ve “Her Şeyin Teorisi”

25 Temmuz 2026
KOLEKTİF DOĞRULTU

Örgütlenmek Sabır, Israr ve Sınıf Bakış Açısından Hareketle Devrimcidir

25 Temmuz 2026
Dünya

Hamas’ın Çekilme Kararı Geri Adım mı, Yeni Bir Evre mi?

24 Temmuz 2026
MEŞA AZADÎ

Çözümün Yasaları Çıkmazda

19 Temmuz 2026

Hakkımızda

Yeni Demokrasi’de yer alan yazı, fotoğraf ve haberler kaynak gösterilmek şartıyla kullanılabilir.
Yeni Demokrasi; işçi sınıfı ve emekçilerin, ezilen ulus ve milliyetlerin, geleceksiz bırakılan gençliğin, devrimci tutsakların ve devrimci basının sesidir.

İletişim ve haber göndermek için e-posta adresimiz: yenidemokrasigazetesi@gmail.com

yd-logo-01 kopyası 2

2024 Yeni Demokrasi – Yeni Demokrasi’de yer alan yazı, fotoğraf ve haberler kaynak gösterilmek şartıyla kullanılabilir.

İletişim ve haber göndermek için e-posta adresimiz: yenidemokrasigazetesi@gmail.com

  • Anasayfa
  • Güncel
  • Emek
  • Ekonomi
  • Dünya
  • Kadın
  • Gençlik
  • Çevre
  • Kültür Sanat
  • Yazılar
  • Tüm Haberler
Sonuç yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
  • Anasayfa
  • Güncel
  • Emek
  • Ekonomi
  • Dünya
  • Kadın
  • Gençlik
  • Çevre
  • Kültür Sanat
  • Yazılar
    • ANALİZ
    • ANI – ANLATI
    • BİLİM
    • ÇEVİRİ
    • İZLENİM
    • KADIN
    • KOLEKTİF DOĞRULTU
    • MAKALE
    • MEŞA AZADÎ
    • POLİTİK – GÜNDEM
    • TARİHSEL BELLEK
  • Tüm Haberler

Copyleft 2020, dizayn yeni demokrasi
İletişim ve haber göndermek için e-posta adresimiz:yenidemokrasigazetesi@gmail.com