14 Nisan günü Türkiye’nin çeşitli illerinde yapılan operasyonlarla Gülistan Doku cinayeti yeniden ülke gündemine, hem de çok daha farklı boyutlarda girdi. Bilinen ve sistematik olan devlet ilişkileri bu cinayette de karşımıza çıktı. Doku’nun katledildiği dönemde Tunceli Valisi ve kayyımı olan Tuncay Sonel devletin kendisine verdiği tüm yetkileri kullanarak, cinayeti örtbas etmiş, delilleri ortadan kaldırmış, tüm failleri koruması altına almıştır. T. Sonel dönemin İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun koruması altındaydı. Soylu ise devletin korumasında. Altı yıl aradan sonra “vicdan sahibi” bir savcının yaklaşık bir yıl önce incelemeye aldığı Doku dosyası için 14 Nisan günü düğmeye bastığı söylendi. Cinayette adı geçen herkes gözaltına alınarak Dersim’e getirildi. Tuncay Sonel’in oğlu Mustafa Türkay Sonel dahil dokuz kişi tutuklandı.
Bu gözaltıların ardından sanal medya ve TV kanalları olayın magazin kısmıyla uğraşırken, bilgi pazarlayan bölge gazetecileri ele geçirdikleri görüntü ve belgeleri heyecan ve merakla gelişmeleri bekleyen kitleye servis etti ve etmeye de devam ediyorlar.
Gözaltıların ardından, o dönemde mağdur olan genç kadınların olduğu Doku ailesinin iddiası olarak kamuoyuna yansıdı. Asker-polis tecavüzüne uğrayan, korkuyla susturulan, devlet denetimli gençlik evlerinde uyuşturucu-fuhuş batağına sürüklenen genç kadınların varlığı bilinmez değildi. Devletin tüm kurumları, polisi, jandarması, hastanesi ve diğerleri sayısı belki de yüzlerle ifade edilebilecek cinayet, tecavüz olayının hem failleri hem de failleri koruyanları olmuştur. Gülistan’ın katledilerek kaybedildiği 2020 yılında Dersim’deki devlet politikalarının nasıl hayata geçirildiğini hatırlamak için 16 Nisan 2020 tarihli 59. sayımızdaki “Dersim’de Kadın Cinayetleri: ‘Adli’ Değil Politik!” başlıklı yazımıza bakılabilir. Bu yazı yazıldıktan hemen sonra saldırıların kapsamı artmış, devlet Dersim’de bombalayarak yok edemediği herkesi yozlaştırma, kendi çürümüş düzeninin bir parçası haline getirmeye çalışmalarını hızlandırmıştır.
Devletin savaş politikalarının bir parçası olarak uyguladığı bu kadın düşmanı eylemlerine elbette yabancı değiliz. Karakollarda, evlerde, yurtlarda tecavüze uğrayan, intihar eden kadınların isimleri o coğrafyanın tarihinde “gizlidir.” Asker-polis-korucu ağında tecavüze uğrayan kadınların mezarları ile doludur mezarlıklar. Savaş ganimeti olarak kullanılan kadın bedeni üzerinden gerçekleştirilen her saldırı, toplumu sindirmenin-teslim almanın aracı haline getirilmiştir. Failleri koruyan devlet, aslında bu faillerini yaratan düzenin eli sopalı bekçisidir. Şimdi Dersim’de açığa çıkan gerçekler -ki bu gerçeklerin gerçeğin ne kadarını kapsadığı da tartışmalıdır- yıllardır uygulanan devlet politikasının gözler önüne serilmesidir. Gerçekler çarpıtılmış, halkın aklı ve vicdanıyla oynanmıştır. Bugün ortaya çıkan gerçeklerin neden bugün ortaya çıkarıldığı dahi cevaplanmaya muhtaç bir sorudur.
6 yıl aradan sonra gelen “adalet”in neden bu kadar geciktiğini sormalıyız. 6 yıl öncesinde bilinen bu gerçekler neden şimdi ifşa edildi? Kameralara konuşan yeni bakan Akın Gürlek “yeni bir ekip kurduk, Rojin Kabaiş, Rabia Naz dosyalarının inceleyeceğiz” diyerek ifşa edilecek diğer dosyaları da duyurmuştur. Halkın başta CHP operasyonları olmak üzere adalet sağlamayacağı konusunda gelişen güvensizliği, Gürlek’in şaibeli varlığı ile yine Gürlek’ten bağımsız olarak halkın adalete olan güvensizliği devleti, bir şekilde müdahale etmeye mi itti? Devletin çıkarları her şeyin üzerindeyse, eskimiş bir valiyi ve onun yönettiği suç çetesini gözden çıkarmak zor değildir. Gülistan Doku cinayeti aydınlatılmış, Gürlek de kendisi ile ilgili güvensizlik barındıran soruların bir kısmını bertaraf etmiş, yıpranmış yüz makyajını tazelemiş ve bunun devamını getireceği konusunda da herkese açık “söz” vermiştir. Eskimiş vali ve suç çetesi ortadan kalkmış ve devlet bir kez daha aklanmıştır. Fakat onlar katledilen kadınların kanıyla beslenen ikiyüzlü katillerdir.
“Tecavüz ettim, hamile kaldı, kafasına sıktım” diyor fail. Bu gerçeğin böyle olduğunu kadınlar en başından beri biliyorlardı. Rojin ve karanlıkta bırakılan diğer kadın cinayetlerinde de böyle olduğunu biliyoruz. Bu yüzden sokaklarda kadın cinayetlerinin politik olduğunu haykırmaktan vazgeçmiyoruz. Bu adımda devlet ihtiyacını karşılayacak kadar cinayet dosyasını aydınlatacak. Ancak aynı biçimde katledilen kadınların hesabını sokakta sormak bizim görevimizdir. Açığa çıkan, bir kadının nasıl katledildiği değildir sadece, bu sistemin her yerinden akan, dökülen çürümüşlüğüdür. Bu çürümüşlüğün üzerine yürüdüğümüz oranda katledilen kadınların hesabı gerçek anlamda sorulacaktır.








