Dersim’in Ovacık ilçesinde bulunan Havaçor Vadisi’nde endemik bitki türlerinin fazlaca koparılmasına ve enerji, maden projeleriyle doğanın talan edilmesine karşı “doğa ve yaşam nöbeti” başlatıldı.
Havaçor Köyü Derneği öncülüğünde 1 ay sürecek doğa ve yaşam nöbeti, Havaçor Vadisi’nde nöbet çadırı kurularak ve “Doğa İçin Nöbetteyiz, Gelecek İçin Ayaktayız”, “Doğa Gelecektir, Para Uğruna Geleceğini Satma” pankartları açılarak başladı. Burada Havaçor Köyü Derneği’nden Çilem Hayroğlu basın metnini okudu. Ardından nöbete katılan doğa savunucularına, desteğe gelenlere söz verildi.
Bu nöbetin maden ve enerji gibi alanlarda faaliyet gösteren şirketlerin saldırılarına karşı ve yanı sıra Munzur coğrafyasında bulunan endemik bitki türlerinin ticari amaçla köklerinden koparılarak neslinin son bulmasına karşı tutulduğunu belirten Hayraoğlu, “Havaçor Vadisi Munzur coğrafyasının diğer vadileri gibi zengin bitki ve hayvan çeşitliliğine sahiptir. Bugün çıkar, menfaat ve para için tahrip edilen ışkın, çiris, aygülü, mantar, kekik, sumak ve daha pek çok bitkiye ev sahipliği yapmaktadır. Bu bitkiler yıllar önce Havaçor Vadisi’nde bulunan köyümüzün evlerinin yanı başında yayılım gösteriyordu. Yaşam alanlarımızı güzelleştiren, öğünlerimizde sofralarımıza gelen, çiçek açan, güzelleştiren, tohum veren, artan çoğalan zenginlik kaynağımızdı” dedi.
Hayraoğlu devamında endemik bitkilerin giderek azaldığını ve artık dağların tepelerinde aramak gerektiğini belirterek şu ifadelere yer verdi: “Nöbetimizin amacı yasak değil, bu bitkilerin yaşam alanlarının korumaktır. Munzur ve Munzur dostlarını sermayenin saldırılarına karşı yaşam alanlarımıza sahip çıkmaya davet ediyoruz. Bu nöbet aynı zamanda Munzur coğrafyasına yönelmiş olan her türlü kötülüğe karsı, Pülümür, Hozat, Pertek, Çemişgezek ve pek çok noktada süren, başlayacak olan nöbetlere dayanışmayı ifade etmektedir”
Basın metni ardından nöbete katılan Munzur Çevre Derneği söz aldı. Munzur Çevre Derneği adına Yusuf Topçu konuşma yaptı. Topçu konuşmasına “İnsanın varlığını borçlu olduğu yaşam ağının nasıl koparıldığını konuşmak için buradayız” diyerek başladı.
“DOĞA BİZE AİT DEĞİL, BİZ DOĞAYA AİTİZ”
Ekolojik talanın sadece doğaya değil doğrudan insana ve yaşamın bütününe zarar verdiğini vurgulayan Topçu, madencilik faaliyetlerinin “ekonomik kalkınma” adı altında yürütülerek ülkenin dört bir yanında geri dönülmez tahribatlar yarattığını belirtti. Dağların delindiğini, vadilerin kazıldığını ve siyanürle doğanın sabrının sınandığını ifade eden Yusuf, “Mesele sadece bir dağı yok etmek değil; o dağın eteğinde üreyen bir böceği, yamaçlarında yetişen endemik bir bitkiyi, kaynağını o dağdan alan bir ırmağın balığını da yok etmektir. Bir maden sahası açıldığında önce toprak ölüyor, sonra su kirleniyor, ardından tüm canlılar sessizliğe gömülüyor. Bu yüzden mesele ‘kuşlar mı, maden mi’ meselesi değildir; mesele kısa vadeli kâr uğruna uzun vadeli yaşamı feda edip etmediğimiz meselesidir. Doğa bize ait değil, biz doğaya aitiz” dedi.
“YAŞAMI SAVUNMAK, GELECEĞİ SAVUNMAKTIR”
Açıklamasının devamında milli parkların, su havzalarının, tarım alanlarının ve endemik türlerin yaşadığı bölgelerin asla pazarlık konusu yapılamayacağının altını çizen Topçu, şu ifadelere yer verdi: “Halkın bilgisi ve onayı olmadan hiçbir şirket bir vadide dinamit patlatamaz. Sessiz kalan doğanın yerine biz konuşacağız; endemik bir çiçeğin, bir derenin, bir ağacın avukatlığını yapacağız. Çünkü biliyoruz ki doğa kaybederse, insan da kaybeder. Herkesi kısa vadeli kâr hırsına karşı milli parklarımızı ve su havzalarımızı savunmaya, bu sömürüye karşı durmaya çağırıyoruz. Yaşamı savunmak, geleceği savunmaktır. Yaşasın doğa, yaşasın yaşam!”
(DERSİM)







