9 Temmuz, Perşembe
Yeni Demokrasi Gazetesi
Sonuç yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
  • Anasayfa
  • Güncel
  • Emek
  • Ekonomi
  • Dünya
  • Kadın
  • Gençlik
  • Çevre
  • Kültür Sanat
  • Yazılar
    • ANALİZ
    • ANI – ANLATI
    • BİLİM
    • ÇEVİRİ
    • İZLENİM
    • KADIN
    • KOLEKTİF DOĞRULTU
    • MAKALE
    • MEŞA AZADÎ
    • POLİTİK – GÜNDEM
    • TARİHSEL BELLEK
  • Tüm Haberler
Yeni Demokrasi Gazetesi
Sonuç yok
Tüm Sonuçları Görüntüle

Anasayfa » NATO’culuğun Sığ Ufku ve Manipülasyonu

NATO’culuğun Sığ Ufku ve Manipülasyonu

9 Temmuz 2026
içinde Yazılar
Facebook'ta PaylaşX'te PaylaşWhatsappTelegram

NATO Zirvesi devam ederken, Türkiye akademisinden bir yazarın, halkımızın “NATO demokrasisine” olan ihtiyacını öne süren bir yazısı yayımlandı. T24’teki bu yazı; NATO karşıtlarına yönelik düne kadar süren gözaltı ve tutuklamaları “utanç verici” bulurken, diğer taraftan “NATO karşıtlığının anlamsızlığından” dem vuruyor.

Sol hareket ve toplumsal meselelere soldan bakanlar için NATO’nun ne anlama geldiği gayet açıktır; dolayısıyla bu kesimden kimsenin “NATO demokrasisi” manipülasyonuna kanmayacağı ortadadır. Ne var ki, daha geniş kitleler için durum böyle değil. Belirli bir çevre için NATO, hâlâ tüm üyelerine ve tabii Türkiye’ye de koruma kalkanı sunan bir “savunma paktı” ve bir “Batı demokrasisi” kurumu. Ali D. Ulusoy da tam olarak bu sığ bakış açısından hareketle, güya demokrasi ihtiyacımızı gerekçe göstererek NATO karşıtlığını hedef alıyor.

Yazıyı okumaya başladığımızda, ilk başta bir ironiyle karşı karşıya olduğumuzu sanıyoruz. Akademik formasyona sahip birinin, demokrasinin dışarıdan ithal edilebilecek ya da uluslararası askerî paktların sözleşme maddelerinden devşirilebilecek bir meta olmadığını bildiğini varsayıyoruz. Kitleleri manipüle eden bu bayat liberal yanılsamanın bir akademi üyesi tarafından savunulamayacağını düşünüyoruz. Ne yazık ki gerçek bunun tam tersi. Karşımızda; kurtuluşu dışarıdan gelecek bir demokrasi vaadinde, egemenlerin askerî ittifaklarında arayan katıksız bir NATO güzellemesi duruyor. Demokrasi ve bağımsızlık için mücadele edenlerin önüne koyulan ufuk ise trajikomik bir ezberden ibaret: “NATO olmazsa Çin, Rusya ve İran var. Onlardan da demokrasi gelmez!”

Yazar, Türkiye’de aynı günlerde yaşanan iki olayı —Ankara’daki NATO zirvesi protestolarına yönelik polis saldırılarını ve muhaliflerin, sanatçıların, komedyenlerin susturulmasını— birbirine “taban tabana zıt iki gelişme” olarak iddia ederek işe başlıyor. Daha ilk adımda kurulan bu zıtlık ilişkisi, yazarın demokrasi ufkunun ne derece sığ olduğunu açık ediyor. Ona göre mensubu olunduğu iddia edilen Batı bloku, sahip olduğumuz kırıntı demokrasinin de yegâne kaynağı. Bu kurallı, “demokratik” kaynak, Doğu otokrasileriyle kıyaslanamaz bile! İşte tam da bu hayal dünyasında yaşadığı için, NATO Zirvesi bahanesiyle sokakta yürütülen devlet terörünü, o çok hayran olduğu “NATO’nun kurumsal demokratik kimliğiyle” uyumlu göremiyor; şaşırıyor ve bunu bir “zıtlık” ilan ediyor.

Peki, bunlar neden uyumsuz olsun? NATO karşıtlarının coplanmasıyla komedyenlerin susturulması neden “iki zıt gelişme” sayılsın? Oysa Türkiye’nin o çok övülen NATO üyeliği tarihi ile “demokrasisindeki” bu türden baskı aygıtları gayet uyumludur, hatta iç içedir. Ne bu topraklarda NATO karşıtlarına ilk kez bu içerik ve biçimde operasyon yapılıyor ne de her türden sola, muhalefete yönelen ezme pratiklerine ilk kez rastlıyoruz.

Muhtemelen bu tarih dışı yaklaşıma, “Ama daha önce hiç bu kadar pespaye olunmamıştı, komedyenler bile tutuklanıyor” diye itiraz edilecektir. Bir dönemin biçimsel olarak yarattığı tahribatı, o dönemi bizzat yaşayanlar için öznel bir duyguyla “en kötüsü” olarak görmek anlaşılır bir psikolojidir. Fakat Türkiye tarihinde yargının, polisin veya askerîyenin pespayelikte sınır tanımayan uygulamalarına onlarca kez rastlanmıştır. Bugünün baskı iklimi, gökten zembille inmiş özgün bir gelişme değildir. “Marko Paşa” desek, Aziz Nesin desek, Sabahattin Ali desek bu dediğimize ikna olmayacak, bu ülkenin kurumsal baskı geleneğini hatırlamayacak kimse kalmaz herhalde.

Yazarın düştüğü trajik durum şudur: NATO’nun kurucu antlaşmasındaki kâğıt üstünde kalan “demokrasi ve kişi özgürlükleri” ibarelerinden medet umup, uluslararası emperyalist bir odaktan Türkiye’ye “demokrasi baskısı” yapmasını dileniyor. Kendi halkının mücadelesine inanmayan, kurtuluşu mandacı bir zihniyetle Batı’nın egemenlik aygıtlarında arayan bir aklın, NATO karşıtlığını “romantizm” veya “tutarsızlık” olarak yaftalaması kaçınılmazdır. Oysa asıl tutarsızlık; askerî darbelerin, kontrgerilla örgütlenmelerinin ve birçok ezilen ulusun ülkesini ateşe veren işgallerin arkasındaki NATO’yu “demokrasi kalkanı” sanmaktır.

Demokrasi hakkındaki en yaygın ve bilindik yanılgı, onu öznesinden koparmaktır. Demokrasinin yegâne öznesi halktır; o halkın örgütlü mücadelesidir. Bunu net bir berraklıkta kavramadıkça demokrasinin doğumuna ve gelişmesine değil; onun sürekli hırpalanmasına, geriletilmesine ve yer yer egemenler eliyle idam edilmesine alan açmış oluruz.

Muhatabımızın sefaleti tam bu noktada ifşa oluyor. Demokrasiyi halkın tarihsel kazanımları değil, askerî paktların kurucu antlaşmalarındaki soğuk maddeler zannediyor. Kendi halkının iradesini yok sayan bu akıl, fildişi kulesinden demokrasi dileniyor. Egemenlerin çıkarlarını koruyan bir savaş örgütünden halk adına özgürlük beklemek, halka karşı açık bir siyasî saldırıdır.

Üstelik bu saldırı, tarihsel fıkraları ve hadisleri dahi kendi bulanık, iş birlikçi zihniyetine bükmekten çekinmiyor. “İlim Çin’de de olsa gidip alın” sözünü, bugün demokrasi Çin’de olmadığı için Batı’yı işaret eden bir pusula olarak okuyabiliyor. Oysa o sözün işaret ettiği Batı, sömürge valileriyle, işgallerle ve darbelerle Doğu halklarının demokrasisini ve ulusların kendi kaderini tayin hakkını defalarca gasbeden Batı’dır. Demokrasiyi öznesinden, yani halktan ayırıp Batı blokunun jeopolitik çıkarlarına eşitleyenlerin, Nemrut’un ateşine su taşıyan karınca hikayesinden “Batı’nın safında yer alma” güzellemesi çıkarması ise absürt bir ironiden ibarettir. Ağzında su taşıyan o karınca, zalim Nemrut’un egemenlik paktlarına değil, mazlumun haklı ve özbeöz kendi mücadelesine saf olmuştur.

Bu zihnen sefil ve iş birlikçi yazar, içine düştüğü gafletin fark edilebilir olduğunun bilincinde olacak ki şu pespaye cümleyle peşinen savunma yapmaya çalışıyor: “Ne ‘NATO ne Rusya-Çin ekseni!’ demenin ise hiç gerçekçi olmayan, ayakları yere basmayan, ‘laf ola beri gele’ kabilinden boş laf olacağı zaten çok açık.”

Devrimci mücadelenin ve bağımsızlık iddiasının “boşa kürek çekmek” olduğunu bu topraklarda ilk kez duymuyoruz. Büyük tarihsel dönüşümlerin ve devrimlerin her biri, zamanında bu sığlığın saldırısına maruz kalmıştır. Egemenleri yıkılmaz ve ebedi görmek; halktan yana olmayanların, halkın kurucu iradesini küçümseyenlerin kadim tutumudur. Yazar, “Zaten çok açık” derken, aslında bu topraklarda demokrasinin “zaten olanaksız” olduğu iddiasını ileri sürdüğünün farkında bile değildir.

Hiç kuşkusuz zor, dolambaçlı ve bedel gerektiren bir mücadele istiyor demokrasi. Hiç kuşkusuz, egemenlerin o “utanç veren” saldırılarına karşı çetin ve amansız bir irade istiyor. Bu kavga verilmeden “demokrasiden” söz etmek; halka yukarıdan bakanların, egemenlerin demokrasisinden nemalanma saflığını ya da doğrudan yanaşmacılığını içerir. Tam da aramıza kalın bir çizgi çekmemiz gereken bu sefillikten demokrasi değil; ancak egemene yaranma ve masadan yere düşen kemikli et parçalarına sulanma aczi çıkar.

Demokrasi dilencisi yazarın NATO operasyonlarından duyduğu “utanç” ise safına tutunduğu efendilerine yönelik hafif bir sitemden, cılız bir şikâyetten ibarettir. Demokrasinin yegâne sahibi olarak gördüğü NATO’nun gölgesinde tanık olduğu bu faşizan tablodan “utanç” duymak, halka zerrece inancı olmayanların düşeceği kaçınılmaz gaflettir. Bu gafleti; ancak halkın demokrasiye, özgürlüğe ve kurtuluşa duyduğu açlığı örgütleyerek alt edebiliriz.

Tags: ali d. ulusoyNATO karşıtlığı neden mantıksız?t24
ShareTweetSendShareScanSend
Önceki Yazı

Devrimci Gençlik Dernekleri ve Devrimci Hareket üyesi 25 kişi tutuklandı

İlgili Haberler

Güncel

Fidanlar ağaca, çevreciler militana dönmeli yurdumda…

26 Haziran 2026
Yazılar

Devrimi Yüreğinde Taşımak

17 Haziran 2026
ÇEVİRİ

Hindistan’da Komprador Bürokrat Burjuvazi -Ajith

11 Haziran 2026
KOLEKTİF DOĞRULTU

Kavgamız Düzene Tabi Değildir, Kitlelerin Kurtuluşu İçindir

11 Haziran 2026
BİLİM

Yapay Zekâ, Veri Gasbı, Dijital Denetim: Otomasyon Çağı Yaklaşıyor Mu?

1 Haziran 2026
Yazılar

Nadir Toprak Elementlerinin Emperyalist Rekabette Belirleyici Rolü

1 Haziran 2026

Hakkımızda

Yeni Demokrasi’de yer alan yazı, fotoğraf ve haberler kaynak gösterilmek şartıyla kullanılabilir.
Yeni Demokrasi; işçi sınıfı ve emekçilerin, ezilen ulus ve milliyetlerin, geleceksiz bırakılan gençliğin, devrimci tutsakların ve devrimci basının sesidir.

İletişim ve haber göndermek için e-posta adresimiz: yenidemokrasigazetesi@gmail.com

yd-logo-01 kopyası 2

2024 Yeni Demokrasi – Yeni Demokrasi’de yer alan yazı, fotoğraf ve haberler kaynak gösterilmek şartıyla kullanılabilir.

İletişim ve haber göndermek için e-posta adresimiz: yenidemokrasigazetesi@gmail.com

  • Anasayfa
  • Güncel
  • Emek
  • Ekonomi
  • Dünya
  • Kadın
  • Gençlik
  • Çevre
  • Kültür Sanat
  • Yazılar
  • Tüm Haberler
Sonuç yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
  • Anasayfa
  • Güncel
  • Emek
  • Ekonomi
  • Dünya
  • Kadın
  • Gençlik
  • Çevre
  • Kültür Sanat
  • Yazılar
    • ANALİZ
    • ANI – ANLATI
    • BİLİM
    • ÇEVİRİ
    • İZLENİM
    • KADIN
    • KOLEKTİF DOĞRULTU
    • MAKALE
    • MEŞA AZADÎ
    • POLİTİK – GÜNDEM
    • TARİHSEL BELLEK
  • Tüm Haberler

Copyleft 2020, dizayn yeni demokrasi
İletişim ve haber göndermek için e-posta adresimiz:yenidemokrasigazetesi@gmail.com