Hindistan’da 10 Maoiste verilen idam cezasına karşı Toplum için Öğrenciler (SFS) açıklama yayımladı. SFS açıklamasında idam cezası kararının derhal geri çekilmesini, UAPA ve NIA’nın hazırladığı karşı devrimci dosyaların düşürülmesini talep etti.
SFS’nin “Ezilenleri ‘Islah Etmenin’ ve Ezenleri Silahlandırmanın ‘Şanlı’ Sanatı” başlıklı açıklamanın tamamı şöyle:
“Jhiram Ghati Olayı’nda masumlar için verilen idam cezasına şiddetle karşı çıkın!
“* Pramila Modiyam namıdiğer Jyoti
“* Banjami Sana
“* Ayata Madkam
“* Chaitu Lekam
“* Kosaram
“* Mahadev Nag
“* Mukka Mandavi
“* Madkami Deva
“* Kawasi Kosa
“Bu sözde “en büyük demokrasinin” yöneticileri, en sevdikleri hukuki dramayı bir kez daha dünyanın gözü önünde sahnelediler: Bir yandan akademik seminerlerde “ıslah edici adaletin” yüce erdemlerini vaaz ederken, diğer yandan adliye avlusunda celladın baltasını sessizce bileyliyorlar.
“Ölülerin ıslahı.
“Egemen sınıfın anayasal söylemi ne kadar da duygusal! Bize devletin artık demokratik olduğu ve eski intikamcı sistemin üzerine çıktığı söyleniyor. Mahkemelerin kana susamışlıkla ceza vermediğine, aksine ‘yoldan çıkmış ruhları’ düzeltmeye, ‘ıslah etmeye’ ve yeniden topluma kazandırmaya çalıştığına dair bize güvence veriliyor. Ancak gerçekte, bu “insancıl” devletin ıslahı yalnızca egemen sınıfın kitle katillerine ve şirket yağmacılarına ayrılırken, darağaçları egemen sınıfa tehdit oluşturan herkes için rezerve edilmiştir.
“Sömürgeci yapı, emperyalist sömürüyü ifşa etmeye ve sosyalist inşayı savunmaya cüret eden o genç devrimcilerle yüzleştiğinde, sömürge devleti hiçbir ıslah evi inşa etmedi. Kitleler arasında şovenizmi körüklemek için onları ‘hain’ ve ‘terörist’ olarak damgaladı ve 1931’de darağacında anında ‘ıslah etti’. ‘Kanun ve nizamı’ koruma kisvesi altında, İngiliz sermayesini ve feodal hegemonyayı korumak için darağaçları gerekliydi.
“1947’deki yetki devrinden sonra, ‘yerel’ sömürgeci polisi ve yasal mekanizmayı olduğu gibi devralan Hindistan devleti –sınıf karakterine uygun olarak– sömürgeci adalet sistemini onlarca yıl sonra bile sürdürdü. Siyasî çelişkiler derinleştiğinde ve çürümüş seçim siyasetinin aritmetiği bir egemenlik draması talep ettiğinde, Afzal Guru darağacına gönderildi. Yüksek Mahkeme delillerin eksik olduğunu açıkça kabul etmesine rağmen, ‘toplumun kolektif vicdanını’ tatmin etmek için idamın gerekli olduğunu ilan etti. Onu bir ‘hain’ olarak damgalayarak, ölümü devletin yapısal başarısızlıklarını ve Keşmir halkının siyasî çıkarlarını örtbas etmeye hizmet etti. Aynı süreklilik içinde, Hindistan hükûmetinin ‘ülkenin iç güvenliği’ adına sayısız devrimciyi sahte çatışmalarda (fake encounters) nasıl katlettiğini veya yıllarca hapishanelerde çürümeye terk ettiğini görüyoruz. Bu uygulama bugün de hız kesmeden devam etmektedir. Benzer şekilde devlet mekanizması, 2013 Jhiram Ghati saldırısıyla ilgili olarak 10 sanığı delil olmaksızın idama mahkûm ederek bu geleneği sürdürmektedir.
“Hindistan aygıtı, utanmazlık ve ölü bir ahlakla, bu idam cezalarını ‘hukukun üstünlüğünün’ ‘kana susamış isyancı’ Naksalitlere karşı bir zaferi olarak sunmaktadır. Bu ‘ıslah’ için halktan alkış beklemektedir. Ancak bu karar hangi siyasî ve ekonomik gerçekleri gizlemeye çalışmaktadır? Devletin adalet sisteminin bir sınıf silahı olarak işlediği gerçeğini – ‘şiddeti’ kesin bir şekilde devlete muhalefet olarak tanımlarken, devletin kendi yapısal ve fiziksel şiddetini ‘kanun ve nizam’ olarak sunduğu gerçeğini – gizlemeye çalışmaktadır.
“Devletin bir yandan ‘ıslah edici adalete’ inandığını iddia ederken diğer yandan neden bu 10 kişiyi asmakta ısrar ettiğini anlamak için, Jhiram Ghati’deki Maoist saldırının birincil hedefi olan kişiye bakmak gerekir: Mahendra Karma.
“Mahendra Karma, devlet destekli çete milisleri Salwa Judum’u kurduğunda ve yönettiğinde, devletin adalet ve ıslah hevesi neredeydi?
“Karma’nın liderliğinde ve o eyalet ile merkezî hükûmetlerin tam finansman ve silah desteğiyle Salwa Judum, Bastar’da bir terör estirdi. Sayısız Adivasi köyü yakılıp kül edildi. Binlerce yerli halk zorla yerinden edildi, militarize edilmiş gözetim kamplarına sürüldü ya da ormanlara kaçmak zorunda bırakıldı. Yüzlerce masum Adivasi katledildi ve sayısız Adivasi kadını çetelerin ve devlet güçlerinin toplu tecavüzüne kurban gitti.
“Hindistan devleti Mahendra Karma’yı onu ‘ıslah etmek’ için tutukladı mı? Mahkemeler, mağdur Adivasi köylülerinin ‘kolektif vicdanını’ gerekçe göstererek Karma’yı idama veya hapse mahkûm etti mi?
“Hayır. Devlet Mahendra Karma’yı onurlandırdı. Ona özel bir statü verdi, Z-plus güvenlik tahsis etti ve onu ‘demokrasinin’ lideri ilan etti. Hukuk sistemi, mağdur Adivasilere bir zerre olsun adalet sağlamaktan tamamen aciz olduğunu kanıtladı. Karma’nın zulümleri devletin gözünde suç değildi çünkü onun şiddeti önemli bir ekonomik amaca hizmet ediyordu: mineral bakımından zengin orman arazilerini yerli ve çok uluslu maden şirketleri için temizlemek.
“Devrimci kitleler, 2013 yılında Jhiram Ghati’deki silahlı eylemle nihayet Mahendra Karma’yı ortadan kaldırdığında, devlet adaleti sağlama konusundaki başarısızlığı üzerine düşünmedi. Bunun yerine düşen generali için ağladı, onu şehit ilan etti ve direnen herkesi ‘hain teröristler’ ve ‘Maoistler’ olarak yaftaladı. Devlet onaylı feodal bir figür (Mahendra Karma) büyük sermayeye arazi açmak için Adivasileri katlettiğinde: devlet ona silahlar, daha fazla muafiyet ve övgü veriyor. İşte Hindistan adalet sisteminin ‘ıslahı’ budur!
“Ancak Adivasiler ve devrimciler bu devlet baskısına direndiğinde: devlet aniden Hindistan Ceza Kanunu’nu hatırlıyor, yargı sistemini harekete geçiriyor ve siyasî çıkarlarını yerine getirmek ve terör atmosferini sürdürmek için 10 kişiyi idama mahkûm ediyor. Devlet idam cezasını bir sınıf baskısı silahı olarak kullanmaktadır. Egemen sınıfın kârlarını korumak için ezilen ve isyan eden halkı idam ederken, kendi yağmasını uygulayanlara tam bir cezasızlık sağlamaktadır.
“Siyasî muhalifleri yıllarca hapishanelerde çürüten ve sömürülenleri idama mahkûm eden bir ‘demokrasi’ asla gerçek bir demokrasi olamaz. Gerçek bir demokraside idam cezası tamamen yasaklanmalıdır. Salwa Judum, Yeşil Av Operasyonu (Operation Green Hunt), Kagaar Operasyonu ve Surajkund planı gibi operasyonlar kapsamında bugün de devrimcilere yönelik sahte çatışmalar sahnelenmeye devam etmekte ve ‘Maoizm’ adına binlerce devrimci UAPA ve NIA gibi insanlık dışı, acımasız (kara) yasalar altında hapishanelerde çürümektedir.
“Bugün de binlerce devrimci şehitten ilham alarak ve Marksizm-Leninizm-Maoizmi (MLM) özümseyerek binlerce kişi işçi sınıfının kurtuluşu için kararlılıkla savaşmaktadır. Fakat yağmacı ve halk düşmanı Hindistan devleti, faşist Amerika ve Siyonist İsrail’in emperyalist ihtiyaçlarına hizmet etmek için kendi halkına karşı bir savaş açmıştır. Yükselen her sesi Maoist, entelektüel Naksal, şehirli Naksal veya ulus karşıtı olarak ilan etmektedir. Böylesi zamanlarda, yeni bir demokratik toplum için savaşan devrimcilerin yanında durmak ve onlardan yana ses yükseltmek elzemdir. SFS idam cezasına karşıdır. Kagar Operasyonu’nu derhal durdurun. UAPA ve NIA’yı derhal iptal edin. Tüm siyasî tutsaklara özgürlük. Lucknow Komplo Davası’nı düşürün. Herkesi yeni bir demokratik toplum inşa etme mücadelesine katılmaya davet ediyoruz.
“Jhiram Ghati Olayıyla İlgili Sahte Davalarda Verilen İdam Cezalarını İptal Edin!
“İdam Cezasını Tamamen Kaldırın!
“Tüm Siyasî Tutsakları Serbest Bırakın!
“UAPA ve NIA Davalarını Derhal Bozun!
“Kahrolsun Brahmanik Hindutva Faşizmi!
“Yaşasın Yeni Demokratik Devrim!
“Yaşasın Marksizm-Leninizm-Maoizm!
“Toplum için Öğrenciler (SFS)”
(HİNDİSTAN)








