İran’daki protestolara MOSSAD ve CIA gibi aktörlerin “yabancı müdahalesi” olduğu iddiasını, basit bir inkârla değil; bu iddianın ortaya çıktığı gerçek toplumsal ve sosyo ekonomik koşullara odaklanan bir siyasal analiz üzerinden ele alalım.
Bu metin; İran’ın geleceğiyle ilgilenen, savaşa, yabancı müdahaleye ve emperyalist tahakküme karşı çıkan, ancak aynı zamanda toplumsal özneyi ve halkın kendi öz eylemselliğini güvenlik söylemleri ya da jeopolitik anlatılar uğruna feda etmek istemeyenlere hitap etmektedir.
İran, yaklaşık 86 ila 90 milyon nüfusa sahip, yaklaşık 500 kentten oluşan büyük bir ülkedir. Kuzeyden güneye, doğudan batıya uzanan bu geniş coğrafya; dilsel, kültürel ve toplumsal açıdan son derece zengin ve çeşitli bir yapıya sahiptir.
Bu ölçekte yaygın ve tekrar eden protestoları, onlarca hatta yüzlerce kente yayılan bir toplumsal hareketliliği, tek bir “yabancı operasyon”a indirgemeye çalışan her analiz, öncelikle basit ama temel bir soruya yanıt vermek zorundadır:
Bu denli geniş bir toplumsal yayılım ve süreklilik tam olarak nasıl örgütlenmiştir? Hangi ağlar aracılığıyla, hangi mekanizmalarla ve hangi toplumsal güç sayesinde mümkün olmuştur?
Eğer yabancı gizli servislerin bu kentlerin çoğunda şiddet uygulayabildiğini, eylemleri örgütleyebildiğini ya da kışkırtabildiğini varsayarsak, o zaman ortaya çıkan ilk mesele, rejimin kendi istihbarat ve güvenlik aygıtının etkinliğiolur. Sürekli gözetim altında tutulan, sorgulanan ve sistematik baskıya maruz kalan bir öğrenci, bir öğretmen, bir hemşire, bir işçi, bir yazar ya da bir araştırmacı varken; yabancı istihbarat servislerinin silahlarla, ağlarla ve geniş çaplı bir koordinasyonla ülkeye girebildiği ve hiçbir engelle karşılaşmadan faaliyet yürütebildiği iddiası nasıl mümkün olabilir?
İşte bu, güvenlik anlatısının içsel çelişkisidir: Her şeyi açıkladığını iddia eden, ancak en temel mantık sınavında başarısız olan bir anlatı.
Bu noktada komplo düşüncesi, siyasetin yerini alır. Tam da egemen iktidarın, krizin sorumluluğunu üzerinden atmaya ve toplumu bağımsız eyleme geçme hakkından mahrum bırakmaya çalıştığı anda… Toplumsal hareketlerin “yabancı parmağına” bağlanması ne bir analizdir ne de bir ifşa; bu, halkın kendi özneleşmesini inkâr etmek ve baskıyı meşrulaştırmak için kullanılan siyasal bir tekniktir.
Bu yaklaşım; her işçi direnişini, her eğitimci eylemini ve her kadın hareketini “düşmanın işi” olarak damgalayan zihniyetle aynı mantığa dayanır.
İran’daki siyasal ve toplumsal hareketler, açık, sürekli ve tarihsel olarak belirli talepler dile getirmiştir:
devletten bağımsız örgütlenme özgürlüğü, siyasal parti kurma özgürlüğü ve ifade özgürlüğü.
Bu üç talep, son on yıllardaki toplumsal hareketlerin omurgasını oluşturmakta ve sistematik biçimde bastırılmaktadır. Bu sürekliliği görmezden gelen ya da onu dışsal bir nedene bağlayan her analiz, bilinçli ya da bilinçsiz biçimde ya İslamcı rejimin anlatısını ya da onun Batı merkezli jeopolitik versiyonunu yeniden üretmektedir [1]. Her iki anlatının da ortak bir noktası vardır: Halkı siyasal özne olmaktan çıkarmaları.
İran’daki kriz yalnızca yaptırımların sonucu değildir; aynı zamanda herhangi bir “yabancı komplo”nun ürünü de değildir. Bu kriz, güvenlik aygıtlarının denetimi altındaki [2], rant merkezli bir kapitalist ekonomi içinde biriken yapısal sorunların sonucudur. Yaptırımlar teorik olarak yönetilebilir olabilirdi; ancak sistemik yolsuzluk, rantçılık, güvenlik ve askerî yapılar ile ekonomi arasındaki derin iç içe geçmişlik ve krizin maliyetinin ücretli emekçilere yüklenmesi, bu durumu halkın yaşamını tehdit eden toplumsal olarak patlayıcı bir hâle getirmiştir.
İran’da piyasa ve kâr mantığı, dünyanın başka yerlerinde olduğu gibi işlemektedir:
emeğin sömürülmesi, çalışma haklarının inkârı, toplumsallaştırılmış yoksulluk ve özelleştirilmiş kâr.
İran’daki protestolar boşlukta ortaya çıkmadı; ne yaptırımların ani bir sonucu ne de “gizli güçlerin” ürünüydü. Bunlar, reform, örgütlenme ve ifade olanaklarını sistemli biçimde dışlayan; aynı zamanda gündelik yaşamın baskısını dayanılmaz sınırlara kadar zorlayan bir ekonomik ve siyasal düzen karşısında gelişen toplumsal bir yanıttır. Bu durumu yabancı müdahale merceğinden okumak, yalnızca içerikten yoksun bir analiz üretmekle kalmaz; aynı zamanda —bilinçli ya da bilinçsiz— toplumu iki karşıt cepheden birine ittirir: ya “direniş” adına baskının savunulmasına ya da “kurtuluş” adına müdahalenin kabullenilmesine.
Gerçek sosyo ekonomik koşullara ve toplumsal özgürleşmeye odaklanan bir analiz, bu sahte ikilemi aşar. İran’da her özgürleştirici siyasetin çekirdeği; halkın bilinçli öz-eylemliliğinde, koşulsuz siyasal özgürlükler mücadelesinde ve insan yaşamını, emeği ile onuru iktidarın ya da kârın sürdürülmesine araç kılan her türlü sistemin reddinde yatar.
Sonuç olarak, temel bir noktanın altı çizilmelidir: Yabancı müdahalenin varlığı ne inkâr edilebilir ne de safça görmezden gelinebilir. Yabancı devletler ve gizli servisler, mevcut çatlakları, krizleri ve toplumsal hoşnutsuzluğu her zaman kendi çıkarları doğrultusunda kullanmaya çalışır. Bu, dünya siyasetinin bir gerçeğidir. Ancak bu gerçeğin kabulü, İran gibi büyük ve karmaşık bir ülkedeki toplumsal protestoların basitçe “yabancı müdahalenin ürünü”ne indirgenmesine asla yol açmamalıdır.
Yabancı müdahaleyi bütünüyle yok saymak bir hatadır; ancak onu abartarak, bedeli halkın öz-eylemliliğinin, tarihinin ve yaşanmış deneyiminin silinmesi olan bir anlatı kurmak, çok daha tehlikeli bir siyasal ve analitik yanlıştır. Böyle bir anlatı ne toplumu anlar ne de özgürleşmeye giden bir yol sunar; yalnızca iktidar sahiplerini sorumluluktan azade kılar ve toplumsal protestoyu anlamından koparır.
Siyavash Shahabi, 24 Ocak 2026
Notlar
*Bu makale, 24 Ocak 2026 tarihinde The Fire Next Time internet sitesinde, “Iran’s Uprisings: Social Roots, Not Security Fantasies” başlığıyla yayımlanmıştır.
Kaynakça / Dipnotlar
[1] Çev. notu: İran’daki gelişmelerin esas olarak nüfuz mücadeleleri, dış müdahaleler ve stratejik rekabetler üzerinden açıklandığı; bu yaklaşımlarda İran toplumunun pasif ya da bağımsız siyasal eylem kapasitesinden yoksun olarak tasvir edildiği anlayışa gönderme yapılmaktadır.
[2] Çev. notu: İran’da askerî kurumlar ve güvenlik aygıtları ekonomi içinde merkezî bir role sahiptir. Çok sayıda şirket, altyapı projesi ve ekonomik kaynak, askerî yapılar ya da istihbarat kurumları tarafından doğrudan kontrol edilmekte ya da denetlenmektedir.
Çeviri: Yeni Demokrasi








