11 Haziran, Perşembe
Yeni Demokrasi Gazetesi
Sonuç yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
  • Anasayfa
  • Güncel
  • Emek
  • Ekonomi
  • Dünya
  • Kadın
  • Gençlik
  • Çevre
  • Kültür Sanat
  • Yazılar
    • ANALİZ
    • ANI – ANLATI
    • BİLİM
    • ÇEVİRİ
    • İZLENİM
    • KADIN
    • KOLEKTİF DOĞRULTU
    • MAKALE
    • MEŞA AZADÎ
    • POLİTİK – GÜNDEM
    • TARİHSEL BELLEK
  • Tüm Haberler
Yeni Demokrasi Gazetesi
Sonuç yok
Tüm Sonuçları Görüntüle

Anasayfa » Kavgamız Düzene Tabi Değildir, Kitlelerin Kurtuluşu İçindir

Kavgamız Düzene Tabi Değildir, Kitlelerin Kurtuluşu İçindir

11 Haziran 2026
içinde KOLEKTİF DOĞRULTU, Yazılar
Facebook'ta PaylaşX'te PaylaşWhatsappTelegram

Yeni ama beklenen bir politik krizle birlikte Türkiye’de gündem bir kez daha altüst oldu. Çok geniş bir kesim, “Nasıl yönetiliyoruz?” sorusunu yeniden sormaya ve tartışmaya başladı. Dün “kurtarıcı” görülenlerin bugün “haine” dönüşmesi, dün “baba-oğul” olanların bugün düşmanlaşması ve demokrasi nutuklarıyla gelenlerin yargı sopasıyla yoluna devam etmesi gibi sarsıcı altüst oluşlar yaşanıyor. Bu koşullarda Türkiye halkının; manipülasyona açık, örgütsüzlük nedeniyle dağınık ve korkuyla sindirildiği için büyük oranda durağan görünmesi, kitlelere güven duyma konusunda ciddi soru işaretleri yaratıyor.

DEMOKRASİDEN YANA DOĞRU SİYASET 

Tam da bu noktada, süreci nasıl göğüslemek gerektiğini anlamak için Maoist kitle çizgisinin öğretilerine yönelmeye ihtiyaç var. Halka güvenme konusunda yoğun tartışmalar yürütmek için önümüzde fazlasıyla sebep olduğunu özellikle vurgulamalıyız. Kitlelerin mevcut “durağanlığı”, çaresizlik duygusunu besleyen temel etmenlerden biri olarak öne çıkıyor ve çoğu devrimci tarafından çözümü zor, hatta yer yer imkânsız bir sorun gibi algılanıyor. Elbette kitle hareketinin ete kemiğe büründüğü istisnai anlarda bu algı kırılıyor ve devrimci bakış açısının kitleler üzerindeki etkisine, kısa süreliğine de olsa tanıklık edebiliyoruz. Ne var ki, bu parlamalar geçici kaldığından ve genellikle somut bir sonuç üretmediğinden, yarattığı objektif etki de hızla sönümleniyor. Böylece tartışmalarda ve değerlendirmelerde umut, yerini “can sıkıntısına” bırakıyor. Bu durumun en net tezahürü ise “siyasetsizlik” olarak karşımıza çıkıyor. Devrimci saflardaki bakış açısı silikliği ve zayıflığı, üretilen siyasetlerin yetersizliği üzerinden eleştiriliyor. Bu eleştiri bir ölçüde doğrudur; ancak buna “devrimci siyasetin yeniden inşası” görevini eklemediğimiz sürece, söz konusu eleştirinin teorik ve pratik bir güce kavuşamayacağını da görmek gerekir.

Dolayısıyla günün şartlarında hem bu siyasetsizlik halini mahkûm etmek hem de devrimci siyasetin oluşturulması görevini masaya yatırmak, önümüzü açacak bir pusula olacaktır.

Siyaset; genel ve özel olmak üzere iki ayrı düzlemde gerçekleşen, analiz ve eyleme dayalı toplumsal bir süreçtir. Genel düzlemde siyaset, doğrudan devrimin niteliğine dair analiz ve eylemleri içerir; bunu da Genel Siyasî Çizgi ve devrim programı somutlaştırır. Özel düzlemde siyaset ise genel çizgiden hareketle belirlenen; döneme, faza ve güne yönelik hamleleri kapsar. Devrim teorimizin tüm temel doktrinlerinin, bu özel düzlemde belirlenen taktik siyasetin de harcı olması gerektiğini önemle belirtmek gerekir.

Mutlak butlanla başlayan bu süreç, Türkiye’de demokrasinin niteliğine dair oldukça güçlü yargılar oluşturmuş durumda. Yaşananların, siyasete yönelik geçmiş askerî müdahalelerden temel farkı, bu kez “darbenin” kışladan değil, doğrudan yargı koridorlarından gelmesidir. Yargının siyaset üzerindeki açık denetimini ve dizayn edici rolünü gözler önüne seren bu hamle, tam da bu yüzden sıradan bir “darbe” olarak değil, demokrasinin doğrudan ilgası (ortadan kaldırılması) olarak tartışıldı. “Rejimin tasfiye edildiği” iddiasıyla yürüyen bu tartışmalarda safımızı elbette demokrasiden yana kuracağız. Zira devrimimizin temel amaçlarından biri, Türkiye’de bugüne dek hiç vücut bulmamış olan demokrasiyi; halkın çıkarları doğrultusunda fabrikalara, tarlalara, üretim alanlarına ve sokağa, yani hayatın her hücresine taşımaktır. “Halk Demokrasisi” olarak formüle ettiğimiz bu hedef, aynı zamanda antiemperyalist ve antifaşist mücadelenin de özünü oluşturur.

Ancak şunun altını kalın çizgilerle çizmek gerekir: “Demokrasiden yana” olmak, varmış gibi davranılan hayali bir burjuva demokrasisini savunmak anlamına gelmez. Türkiye’de demokrasinin görece uygulandığı kesitler son derece kısa sürelidir. Bunun temel nedeni; egemen sistemin dayandığı sınıfsal karakter ve üretim ilişkileri gereği, demokrasiye ancak çok sınırlı bir düzeyde tahammül edebilmesidir. Kısa süreli her “demokrasi” deneyiminde halkın görece örgütlenme zemini bulması, sistem için derhal tehlike alarmlarının çalmasına neden olmakta; bunun sonucunda tüm devlet aygıtı, “devleti koruma” refleksini kuşanarak hoyratça harekete geçirilmektedir.

İçinde bulunduğumuz bu dönemin, kitleler açısından tarihsel bir demokrasi sınavı olduğundan şüphe yok. Halk, demokrasisizliği etinde kemiğinde yaşamaktadır ve kuşkusuz ki bu yakıcı pratikten öğrenecektir. Fakat şu can alıcı soruyu sormadan bu tespiti yapmanın hiçbir kıymeti harbiyesi yoktur: Halk bu süreçten tam olarak neyi öğrenecek? Tüm kahramanlarının ve figüranlarının bizzat faşizm tarafından sahneye sürüldüğü, iplerinin egemenlerce tutulduğu bu egemenler tiyatrosundan, kitleler kendi çıkarlarını gerçekleştirmek adına nasıl bir olanak devşirebileceklerdir?

MUTLAK BUTLANIN KAHRAMANLARI VE DEMOKRASİ

Halk demokrasisi için mücadele etmek, kitlelerin tarihsel çıkarlarını hayata geçirmek demektir. Bu çıkarların muhtevasını ise hem kitlelerin kendiliğinden hareketlerini titizlikle inceleyerek hem de üretim tarzının ve dolayısıyla toplumdaki sınıfsal şekillenmenin doğru bir analiziyle kavrayabiliriz. Türkiye’de burjuva demokrasisinin bir türlü gelişememesinin temel nedeni; bu kavramın içini tarihsel olarak doldurması gereken burjuvazinin, Cumhuriyetin kuruluşundan itibaren bağımsız, kurucu ve egemen bir güç olmaktan ziyade; bağımlı, güdük ve egemenlerin çizdiği sınırlara hapsolmuş bir sınıf olarak kalmasıdır. Onu biçimlendiren ve gerileten sınıflar; bir taraftan emperyalizmle göbekten bağlar geliştirirken, diğer taraftan feodal ilişkilerin korunmasından beslenen, çağımızın en gerici ittifakıdır. Komprador büyük burjuvazinin ve feodal toprak ağalarının hüküm sürdüğü bu topraklarda, ulusal ya da bağımsız bir burjuvazi değil, ancak egemen ittifaka eklemlenmiş bağımlı bir sınıf varlık gösterebilmiştir. 

Bu somut gerçeklik içinde, halkın çıkarlarını hayata geçirmenin yegâne koşulu ve demokrasinin asıl kaldıracı olan “halk örgütlenmesi”, sadece yasaklarla değil, her türden sistemli saldırıyla imkânsız kılınmıştır. Bu imkânsızlaştırma kuşatması, tarihsel olarak “bağımsızlıkçı/ulusal burjuvazi” için de geçerli olduğu gibi, bizzat egemen sınıf kliklerinin devlet dışı “ayrı örgütlenmelere” yeltendiği durumlarda da acımasızca uygulanmıştır. Tek partili dönemin özünü ve esasını oluşturan tam da bu tekelci siyasettir. İktidarı elinde tutan ana kliği çevreleyen diğer klikler, tek parti dönemi boyunca bu hegemonya altında hareket etmiş; iktidara tabi kaldıkları ölçüde sömürüden, ranttan ve talandan nemalandırılmışlardır.

Devlet aygıtının, yarı sömürgeleşme ağlarıyla sarmalanarak yeniden şekillendiği bu kesitte (özellikle 1930’lu yıllarda), devlet olanaklarını elinde tutan bürokratik zümre (bürokratik burjuvazi olarak şekillenen zümre), sözü edilen bu asalak kesimlerin palazlanmasında kurucu bir rol oynamıştır. Günümüzde, o dönem için “devletçilik” retoriğiyle ambalajlanan bu burjuva palazlandırma siyaseti, büyük bir çarpıtmayla “demokrasinin tarihsel gelişimi” olarak pazarlanmaktadır. Tam da bu noktada; Marksist sınıf teorisiyle ve devletin özünde egemen sınıfın bir baskı aparatı olduğunu ilan eden Leninist devlet teorisiyle hiçbir bağı bulunmayan “Devlet eliyle burjuvazi yaratmak” tezinin de yine söz konusu siyasetin bir manipülasyonu olduğunu hatırlatmak gerekir. Dahası, bugün yaşanan yargısal darbeye (mutlak butlan siyasetine) karşı çıkan muhalif bir kesim, geçmişin bu ceberut “demokrasisine” nostaljik bir refleksle sahip çıkmaktadır. Oysa hırsla, hatta çoğunlukla “muhafazakâr” diye kodlanan savunulan bu miras, egemen sınıfların devlet imkânlarıyla semirtilmesinden ve halkın örgütlenme kanallarının tıkanmasından başka bir şey değildir. Türkiye tarihindeki o meşhur “kısa süreli demokrasi uygulamaları” da esasen bu palazlanma süreçlerinde klikler arası dengeyi sağlamaya yönelik dönemsel kampanyalardan ibarettir.

Keza, altını çizdiğimiz bu yarı sömürgecilik koşullarında; hem emperyalist ekonomi-politikaların dolaysız dayatmaları hem de emperyalistler arası dalaştan üreyen bölgesel stratejiler, iktidarıyla muhalefetiyle tüm egemen sınıf kliklerini doğrudan şekillendirmiştir. Bu olguya dikkat çekmemizin can alıcı sebebi şudur: Egemen sınıfların kendi içindeki klik kavgalarında, emperyalizmin bölgesel hamleleri daima belirleyici bir ağırlığa sahip olmuştur. Hangi klik o kesitteki bölgesel ihtiyaçlara yanıt verebilecek nitelikte ve buna hazırlıklıysa, emperyalistler ya onu iktidarda tutmuş ya da bizzat iktidara taşımışlardır. Örneğin; 1960’lı yılların sonu ile 1970’li yılların başında Rus Sosyal Emperyalizminin Orta Doğu’ya yönelik nüfuz hamlelerine karşı, ABD ve İngiltere liderliğindeki Batı bloku, bir dönem CHP kadrolarına ve ordu içindeki NATO patentli unsurlara daha fazla inisiyatif ve yetki vermeyi tercih etmiştir. Tam da bu kesitte, bizzat CHP tarafından yaygın bir biçimde dolaşıma sokulan “Ortanın Solu” söyleminin ve bu söylemde somutlaşan burjuva demokrasi havariliğinin, bugünkü muhalif retorikle olan çarpıcı benzerliği asla bir tesadüf değildir. Bugün, “Ortanın Solu” gibi hareket edenlerden ne beklenebileceğini bu süreci analiz eden İbrahim Kaypakkaya’dan net biçimde öğrenmek mümkündür. Kaypakkaya, söz konusu dönemde orta burjuvazinin kısmi demokratik haklar uğruna yükselttiği mücadelenin genişlemesine karşı iktidarın aldığı önlemin amacını şöyle açıklıyor: “Öte yandan, orta burjuvazinin hızı henüz kesilmemişti; onun atılımını kendi iktidarları için ustalıkla kullananlar, iktidarı ele geçirdikten sonra, bu hızı kesmek için, onu cepheden karşılamadılar. O zaman kolları burkulabilir, bilekleri incinebilir, kendileri sendeleyebilirdi. Bu doğa kanununu ustalıkla politikaya uyguladılar, hareketin doğrultusunda kendilerini uydurarak, onu önce yavaşlattılar, sonra da durdurdular.” Bugünün “solunu” da benzer bir son bekliyor…

“KARMAŞIK DURUM” AÇMAZI

Bu karmaşık durum kitle çizgimizi nasıl uygulayacağımız konusunda dikkatli olmamızı gerektiriyor. Örneğin “Kılıçdaroğlu gerçekten bir hain midir? O, dün halkın saflarında bir mücadele mi yürüttü ki bugün hain diyelim.”

Elbette hayır. Bir öznenin “hain” olarak nitelendirilebilmesi için, öncelikle halkın saflarında yer almış, onun tarihsel çıkarlarını savunmuş ve sonradan bu mevzii terk etmiş olması gerekir. Kılıçdaroğlu hiçbir zaman halkın safında, devrimci ve hatta reformist bir mücadelenin lideri, hatta bir unsuru da olmamıştır. O, başından beri burjuva devlet aygıtının, sistem içi dengelerin ve düzeninin “makul” sınırlarını korumakla görevli bir teknokrattır. Dolayısıyla kitlelerin gözünde yaşanan kırılma, bir “ihanetten” çok, sistem içi bir restorasyon figürünün tarihsel işlevini tamamlaması ve kitleleri artık oyalayamaz hale gelmesidir. Burada ihanet yüzeysel bir bakış açısından doğmuştur. Kısa bir süre önce “kurtarıcı” görünen, Erdoğan karşıtlığını kendinde somutlaştıran bu egemen sınıf figürü bugün “yönetme becerisi” sakatlanmış bir şekilde yoluna devam etmeye çalışan iktidara destek olmaya başlamıştır. Bu, bir ihanetten çok su alan geminin kurtarılmasıdır. Kılıçdaroğlu egemen sınıfların gemisinde dümen tutma isteğini bu kez iktidara gelmek için değil, muhalefet dümeninde bulunmakla sınırlandırmıştır. Dün Erdoğan’a yönelik ithamların bugün CHP yönetimine yönelmiş olması da bunun ne derecede sığ bir kavrayışla, yetmezlikle gerçekleştiğini gösterir.

Egemen sınıfların kendi aralarındaki dalaşta, orta burjuva kesimler çoğunlukla düzen muhalefetinin kuyruğuna takılmıştır. Bunun temel nedeni, bu kesimlerin kısmi demokratik hakların elde edilebilme koşulunu düzen sınırları içindeki bu klik çatışmalarında görmeleridir. Oysa kitle çizgimizin temeli olan “kitlelerin çıkarlarının hayat bulması” ve “kitlelerden kitlelere siyasetinin uygulanması” ilkelerinden hareketle netçe koymalıyız ki; orta burjuva kesimlerin “kısmi demokratik haklar” için yürüttüğü mücadele ancak devrimci namlularımızın ve genel mücadelemizin bir yedek gücü, bir parçası olabilir; ama devrimci stratejimiz asla buraya hapsedilemez. Demokrasi mücadelesi için bir dinamik taşımakla birlikte bu “kısmi haklar”, ancak işçi-köylü ittifakının temelinde yükselen devrimci mücadelenin zaferleriyle kalıcı ve gerçek anlamda tamamlanabilir haklardır.

HAKLAR İÇİN DEVRİM MÜCADELESİ

Sonuç olarak, mevcut “demokrasi arayışıyla” aramıza net bir çizgi çekerek demokratik haklar için mücadelenin şartını devrim mücadelesine bağlayan, işçi ve köylü ittifakını temel alan bir siyaset savunmalıyız. Bugün CHP’nin bir kanadında somutlaştırılan “demokrasi” mücadelesinin kitlelerdeki haklı beklentilere çağrı yaptığı, onu manipüle ettiği gerçeğini görerek; ama asla buna yaslanmayan bir siyasetle hareket etmeliyiz. Dün “Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde” sergilenen sefil “sol siyasetin” bugün sefil bir CHP içi mücadeleyle ifşa olduğu gerçeği bu siyasetin kitleler nezdinde karşılık bulmasının garantisidir. Net ve güçlü bir şekilde dönem dönem düzen partilerinin herhangi birisinde somutlaşan “kısmi demokratik hakların” gerçekleşmesi olasılığı geçici bir düzen için dalaş yanılsamasıdır. Demokratik haklar önündeki kesin engel düzenin sömürü çarklarıdır. Düzen partilerinin hiçbiri bu çarkları parçalamaktan yana değildir; çünkü her biri bu çarklara dayanan komprador, bürokrat burjuvalarda, toprak ağalarından meydana gelmiş partilerdir. Bu partilerin genel bir analizi bize onların bu sınıfsal gerçekliğini açıkça gösterir.

Özetle, Genel Siyasî Çizgimizin ışığı altında bu süreci şu anlayışla kavramalı ve kitleleri örgütlemek için bu anlayışla hareket etmeliyiz uygulamalıyız: Kitlelerin düzene ve onun aktörlerine duyduğu öfkeyi asla ahlaki veya kişisel terimlerle (ihanet, dürüstlük, basiretsizlik vb.) açıklamamalıyız. Bizim esas görevimiz, kitlelerin Kemal Kılıçdaroğlu ya da bir başka düzen figürüne duyduğu öfkenin kökenindeki sınıfsal özü açığa çıkarmaktır. Kitleler ona ve onun gibilere öfkelidir; çünkü onun şahsında kendi geleceklerinin, değişim arzularının ve sömürüye olan hınçlarının düzen sınırları içinde nasıl eritildiğini, nasıl pasifize edildiğini bizzat yaşayarak tecrübe etmişlerdir. Kitlelerin dilindeki “hain” kavramının altını sınıfsal bir içerikle doldurmalıyız, kitlelerde somutlaşan öfkeyi sistem bilincine dönüştürmeli, kitlelerin enerjisini kişilere takılıp kalmasına izin vermemeli; sistemin her seferinde vitrine yeni “kurtarıcılar” sürerek ömrünü uzattığına dikkat çekerek kitleleri kendi çıkarları doğrultusunda örgütlemeye yoğunlaşmalıyız.

Tags: CHPkemal kılıçdaroğluKolektif Doğrultuözgür özel
ShareTweetSendShareScanSend
Önceki Yazı

Tutsak Partizanların mektup adresleri

Sonraki Yazı

ABD İran’a yeni saldırı başlattı, Hürmüz Boğazı kapatıldı

İlgili Haberler

ÇEVİRİ

Hindistan’da Komprador Bürokrat Burjuvazi -Ajith

11 Haziran 2026
BİLİM

Yapay Zekâ, Veri Gasbı, Dijital Denetim: Otomasyon Çağı Yaklaşıyor Mu?

1 Haziran 2026
Yazılar

Nadir Toprak Elementlerinin Emperyalist Rekabette Belirleyici Rolü

1 Haziran 2026
Yazılar

Bayrak Şovenizmiyle Gerici Kliklerin Kuşatması

31 Mayıs 2026
POLİTİK - GÜNDEM

Emperyalizmin “İstikrarı” Savaşı Kışkırtmak, Rekabeti Tırmandırmaktır!

31 Mayıs 2026
Yazılar

Zorlukları Yeneceğiz

29 Mayıs 2026
Sonraki Yazı

ABD İran'a yeni saldırı başlattı, Hürmüz Boğazı kapatıldı

Hakkımızda

Yeni Demokrasi’de yer alan yazı, fotoğraf ve haberler kaynak gösterilmek şartıyla kullanılabilir.
Yeni Demokrasi; işçi sınıfı ve emekçilerin, ezilen ulus ve milliyetlerin, geleceksiz bırakılan gençliğin, devrimci tutsakların ve devrimci basının sesidir.

İletişim ve haber göndermek için e-posta adresimiz: yenidemokrasigazetesi@gmail.com

yd-logo-01 kopyası 2

2024 Yeni Demokrasi – Yeni Demokrasi’de yer alan yazı, fotoğraf ve haberler kaynak gösterilmek şartıyla kullanılabilir.

İletişim ve haber göndermek için e-posta adresimiz: yenidemokrasigazetesi@gmail.com

  • Anasayfa
  • Güncel
  • Emek
  • Ekonomi
  • Dünya
  • Kadın
  • Gençlik
  • Çevre
  • Kültür Sanat
  • Yazılar
  • Tüm Haberler
Sonuç yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
  • Anasayfa
  • Güncel
  • Emek
  • Ekonomi
  • Dünya
  • Kadın
  • Gençlik
  • Çevre
  • Kültür Sanat
  • Yazılar
    • ANALİZ
    • ANI – ANLATI
    • BİLİM
    • ÇEVİRİ
    • İZLENİM
    • KADIN
    • KOLEKTİF DOĞRULTU
    • MAKALE
    • MEŞA AZADÎ
    • POLİTİK – GÜNDEM
    • TARİHSEL BELLEK
  • Tüm Haberler

Copyleft 2020, dizayn yeni demokrasi
İletişim ve haber göndermek için e-posta adresimiz:yenidemokrasigazetesi@gmail.com