15 Mart, Pazar
Yeni Demokrasi Gazetesi
Sonuç yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
  • Anasayfa
  • Güncel
  • Emek
  • Ekonomi
  • Dünya
  • Kadın
  • Gençlik
  • Çevre
  • Kültür Sanat
  • Yazılar
    • ANALİZ
    • ANI – ANLATI
    • BİLİM
    • ÇEVİRİ
    • İZLENİM
    • KADIN
    • KOLEKTİF DOĞRULTU
    • MAKALE
    • MEŞA AZADÎ
    • POLİTİK – GÜNDEM
    • TARİHSEL BELLEK
  • Tüm Haberler
Yeni Demokrasi Gazetesi
Sonuç yok
Tüm Sonuçları Görüntüle

Anasayfa » İran Halkının İsyanı Çalınmak İsteniyor

İran Halkının İsyanı Çalınmak İsteniyor

23 Ocak 2026
içinde Yazılar
Facebook'ta PaylaşX'te PaylaşWhatsappTelegram

Halk isyanının ateşi İran sokaklarında bir kez daha yükseliyor. 2009’dan bu yana sayısız ayaklanmaya ve protestoya sahne olan sokaklarda, 28 Aralık’tan beri süren eylemler yeni bir döneme işaret ediyor. Nüfusu 86 milyonu aşan İran’da yoksulluk krizi derinleşmiş, işsizlik oranları son yıllardaki en yüksek seviyelere ulaşmış durumda. Bunun yanında ülkede ciddi bir kuraklık ve enerji krizi sürüyor. Kadınlar, LGBTİ+lar, ezilen uluslara ve inançlara mensup topluluklar ağır baskılar altında yaşıyor. Tüm bu bağlam içerisinde ABD yaptırımları ve emperyalist kuşatma, hayatı her geçen gün daha da boğuyor. Halkın isyan etmek için gerekçesi çok. 

Aynı zamanda İran halkı Batı emperyalizminin doğrudan askerî saldırılarıyla yüz yüze geliyor. 2025 Haziran’ında ülke, kısa sürede bir savaş atmosferine sürüklenmişti. Rejim “beka” söylemiyle ayakta kalmaya çalışırken, ABD ve İsrail’in saldırılarının faturası işçilere ve emekçilere kesiliyor; ücretler eriyor, işsizlik büyüyor, yaşam her gün biraz daha pahalı ve güvencesiz hale geliyor. Bu koşullarda sokakta yükselen öfke yalnızca siyasal baskılara değil, hayatın bizzat kendisinin çökertilmesine yöneliyor. İran sokaklarında bugün yankılanan ses, yıllardır biriken sınıfsal basınç, yoksullaşma ve baskının içinden taşıyor.

2018 ve 2019 İsyanları

28 Aralık Pazar günü başlayan protestolara değinmeden önce, yakın tarihte yaşanan protesto hareketlerine bakmanın bugünü anlamak açısından aydınlatıcı olacağına inanıyoruz.

Son yıllarda gerçekleşen protesto hareketleri, kent yoksullarından işçilere; esnaf ve tüccarlardan öğrencilere kadar uzanan geniş bir toplumsal kesimi kapsadı. Bu eğilimin belirgin biçimde görünür hale geldiği dönüm noktalarından biri, bugün hâlâ sürmekte olan protesto dalgasının da başlangıcı sayılabilecek Ocak 2018’dir.

Yoksul halkın kentlerde sokağa çıktığı, isyanın 90’dan fazla şehirde büyüdüğü bu hareket mahallelerde ve küçük şehirlerde kendiliğinden doğmuştu. Kendiliğinden doğan ve gelişen bu eylemlerin on gün içinde ağır bir katliamla bastırılmasının ardından, Kasım 2019’da benzin fiyatlarına gelen zamla başlayan yeni dalga, 2018 eylemlerine kıyasla daha geniş bir halk kesimini kapsadı. İşçilerin, emekçilerin ve kent orta burjuvazisinin katılımıyla ilerleyen bu süreçte, bugün sıkça karşılaştığımız uzun süreli internet kesintisi pratiği de yoğun biçimde uygulandı. Halk isyanı, birkaç gün içinde, daha önce görülmemiş bir şiddetle; on binlerce insanın tutuklanması ve bin beş yüz kişinin katledilmesiyle bastırıldı.

“Kanlı Kasım” olarak da anılan 2019 eylemleri, fiili meşru mücadelenin en yoğun biçimde uygulandığı bir dönemdi. Halk, Tahran’ın yoksul semtlerindeki bankaları ve karakolları ateşe verdi; işçiler greve çıktı, üniversiteliler sokağa aktı. Ekonomik baskılarla başlayan 2018 eylemlerinin artık bir kurtuluş ve özgürlük çağrısına dönüştüğü bir eylemlilik ortaya çıktı.

Kadınların Öncülüğünde Bir Kez Daha

2018 ve 2019’da kanla bastırılan halk isyanları, rejimi krizi çözmeye yöneltmedi; aksine, rejimin krizden beslenen niteliği, onu yalnızca zor yoluyla geçici duraklamalar üretmeye mahkûm etti. 

Bu tıkanmanın ardından, 2022’de Mahsa Amini’nin ahlak polisi tarafından katledilmesiyle patlayan isyan, kadınların öncülüğünde yeni bir siyasal aşamanın doğuşuna işaret etti.2018’de kent yoksullarının, 2019’da ekonomik taleplerle geniş halk kesimlerinin yürüdüğü sokaklarda bu kez kadınlar bedenleri, hayatları ve özgürlükleri için başkaldırdı. Tahran’da ve başta Kürt ulusunun bulunduğu bölgelerde gerçekleşen eylemlerde kadınlar “Jin, Jîyan, Azadî” sloganlarıyla, yaktıkları başörtüleriyle meydan okudular. Başta Mahabat olmak üzere İran Kürdistanı’nda isyanın büyüdüğü tüm alanlarda üç aya yakın süren halk hareketi katliamlarla bastırıldı.

Esnaf Eyleminden Toplumsal Hareketlenmeye

2018’den bugüne geldiğimizde, ülke çapında geniş kitlelerin katılımıyla gerçekleşen her eylem dalgasında protestoların sınıfsal nitelikleri ve siyasal ufukları arasında farklar olduğunu görüyoruz. Bugün sürmekte olan eylemlerin kıvılcımı, 28 Aralık 2025 pazar günü Tahran Kapalıçarşı’daki iki cep telefonu mağazasının esnafının, cep telefonlarına getirilen vergi artışını protesto etmek amacıyla dükkânlarını kapatmasıyla ateşlendi. Ertesi gün esnaf, yalnızca kepenk kapatmakla kalmadı; Cumhuriyet Caddesi’ne çıkarak durumu açık biçimde protesto etti. Ardından eylemlere Firdevsi Caddesi’ndeki döviz büroları ile Tahran Büyük Çarşı’daki altın ve gümüş esnafı da katıldı. Bu eylemlerin tek ve ortak bir talebi vardı: döviz kurunun sabitlenmesi.

Esnaf açısından sürmekte olan kur korumalı döviz sistemi, kısa süre önce İran Cumhurbaşkanı Pezeşkiyan tarafından kaldırılmıştı. Bu süreçte riyal, ABD doları karşısında son altı ay içinde yüzde 47,8 oranında değer kaybetti. Protestolar pazartesi ve salı günlerinde İsfahan, Meşhed, Kerec, Hemedan, Keşm, Kiş, Mallard, Mamasani ve Kirman gibi kentlere yayılarak, daha geniş kitlelerin katılımıyla sürdü.

Binlerce işçinin katıldığı grevlere karşı tek bir yanıt üretmeyen devlet, ticarî çıkarların korunması amacıyla bazariler (büyük çarşı esnafı ve ticaret burjuvazisi) tarafından başlatılan piyasa protestolarının ardından, Merkez Bankası Başkanı Muhammed Rıza Farzin’i aynı gün istifaya zorladı ve yerine eski ekonomi ve maliye bakanını atadı.

İran devletinin attığı bu adımı kavramak için bazarilerin kim olduğuna bakmakta fayda var. 

Bazariler, İran’ın şehir pazarlarında ticaret yapan ve ülkenin ekonomik-siyasal tarihinde merkezî bir rol oynamış orta ölçekli millî burjuvazi olarak tarif edilebilir. Halkın nabzının Tahran Büyük Çarşısı’nda attığı söylenir. Geçmişteki siyasal güçleri zayıflamış olsa da toplum içinde hâlâ ciddi bir ağırlık taşırlar. Bazariler içinde zanaatkârlar, çıraklar ve yükçüler gibi emekçiler bulunsa da üretim araçlarının mülkiyeti ve dinî yapılarla kurdukları ilişkiler bakımından sınırlı sermayeye dayanan, devletle çelişkili bir ittifak içinde bulunan bir sınıf karakterine sahiptirler.

Nitelikli yatırımcıların gelmediği, yaptırımlara takılmadan ithalat ve ihracat yapabilmek için sermayesini yurt dışında tutan İranlı şirketlerin durumu; 2010’dan bu yana ağırlaşan ABD yaptırımları, tahsil edilemeyen petrol gelirleri ve savaş teknolojisi için ayrılmak zorunda kalınan bütçenin kapsamı birlikte değerlendirildiğinde, bazarilerin İran ekonomisi içindeki konumu ve önemi daha net biçimde kavranabilir. İran dışındaki kuşatma artarken, içerideki kırılganlık da aynı ölçüde derinleşiyor.

Son karara kadar ülkede uygulanan iki farklı döviz kuru sistemi, belirli sektörlere ucuz kur sağlayarak sermayenin belli kesimlerde yoğunlaşmasına yol açtı. Bu durum halkın ve küçük esnafın daha ağır bir ekonomik yük altında ezilmesine neden oldu. Eylemler ilerleyen günlerde siyasal bir içerik kazansa da protestonun temel karakteri, egemenlerin rantçı ve yozlaşmış ekonomi politikalarına karşı bir başkaldırıydı.

Yumuşatma, Ardından Bastırma

Devlet, eylemlerin ilk günlerinde protestocuların haklı olduğunu ve bu durumun sorumluluğunun kendisine ait bulunduğunu kabul eden açıklamalarla hızlı bir yanıt verdi. Elbette bu tutumun amacı eylemleri sönümlendirmekti. Ancak hareket, çarşının dar çıkarlarını aşarak kartopu gibi büyüdü ve son on yılda sokağa çıkan kitlelerle yeniden birleşti. Pezeşkiyan, 30 Aralık’ta esnafla bir araya gelerek talepleri dinledi; ertesi gün, 31 Aralık’ta ise, havanın soğuk olduğu gerekçesiyle 31 ostanda (vilayette) sokağa çıkma yasağı ilan edildi.

Kadınlar, öğrenciler, işçiler ve emekçiler bir kez daha sokakları doldurdu. Kadınlar bedenleri üzerindeki erkek egemen tahakküme ve cinsel baskıya; öğrenciler geleceksizliğe, siyasal boğulmaya ve rejimin ideolojik kuşatmasına; işçiler ve emekçiler yoksulluğa, güvencesizliğe ve sömürüye karşı alanlara çıktı.

Bu noktada, son hareketin geçmiş yıllardaki protestolardan farklı bir toplumsal bileşime işaret ettiği görülüyor. Önceki dönemlerde kitlesel eylemlerin simgesi haline gelen Tahran sokakları ve Tahran’ın yoksul semtleri, bu kez daha sınırlı bir katılımla sürece dahil oldu. Otuz bir vilayetin 187 şehrine yayılan eylemlerde süreklilik büyük kentlerde değil; özellikle Kürdistan, Huzistan, Loristan, Çaharmahal ve Bahtiyari başta olmak üzere batıdaki, Kürtlerin, Lorların ve Bahtiyarilerin yoğunlukla yaşadığı vilayetlerde sağlandı. Karakolların ele geçirilmesi yoluyla taşra ve kırsal bölgelerde güç alanları yaratma girişimleri yoğunlaştı. İlam vilayetine bağlı Abdanan kentinde bir polis karakolu ve ordu deposu halkın kontrolüne geçti. Karakolda bulunan polislerin eylemcilere müdahale etmediği, bazı polislerin halkla iş birliği yaptığı ve karakolu halka teslim ettikten sonra bölgeden çekildiği öğrenildi. Melekşah kentinde de, tüm rejim güçlerinin halk tarafından kentten çıkarıldığı ve Melekşah’ın halkın kontrolüne geçtiği bildirildi.

8 Ocak’tan bu yana katliamlarla bastırılmaya çalışılan protestolarda en az 2 bin 615 kişi yaşamını yitirdi, 18 bin 470 kişi tutuklandı. Her eylemde sloganlar daha da keskinleşiyor. Rejimin meşruiyeti her dalgada biraz daha tartışmalı hale geliyor.

İsyanı Manipüle Etme Çabası

Bu süreçte ABD ve İsrail, İran halkının haklı isyanından kendi çıkarları doğrultusunda yararlanmaya dönük bir siyaset izledi. Bölgeyi yeniden dizayn etme planlarına bir halk isyanını, onu manipüle etmeye çalışarak dahil etmeyi hedeflediler. Trump, daha fazla yaptırım ve müdahale baskısı yoluyla, on iki günlük savaşla ulaşamadığı sonucu bu kez içeriden baskı oluşturarak elde etmeyi amaçlıyor.

Eylemlerin başlangıcından bu yana sık sık açıklamalar yapan Trump, bazı eylemcilerin idam edilebileceği yönündeki iddialara ilişkin olarak, böyle bir adımın atılması halinde ABD’nin çok sert önlemler alacağını söyledi. MOSSAD ise, sanal medyada yaptığı Farsça paylaşımlarla İran halkını sokağa ve ayaklanmaya çağırdı. ABD Dışişleri Bakanlığı da göstericileri “cesaretleri” için tebrik ederek, protestoların sürmesi gerektiğine işaret eden bir açıklama yayımladı.

Tüm bu müdahaleler, ABD ve İsrail’in bölgeyi yeniden dizayn etme planlarını açığa vururken, rejim açısından da halkın isyanına dair yeni bir anlatı üretmekte işlevsel bir araç haline geliyor. Rejim, eylemcileri bir yandan “öfkeli ve haklı esnaf”, diğer yandan ise “yurt dışından destek alarak silahlandırılan teröristler” olarak ikiye ayıran bir çerçeve sunuyor. Medyaya yönelik ağır kısıtlamalar, yaygın dezenformasyon, internet yasakları ve yoğun propaganda sayesinde halkın taleplerinin dünyaya ulaşması sistematik biçimde engelleniyor.

Bu doğrultuda eylemler, ABD ve İsrail desteğiyle başlatıldığı ve sürdürüldüğü iddia edilen “Şah yanlısı” hareketler olarak etiketleniyor. Suudi ve İsrail sermayesiyle faaliyet yürüten medya organları, protestoları Pehlevi yanlısıymış gibi sunarak halkın taleplerini görünmez kılıyor. Bunun en çarpıcı örneklerinden biri, eylem görüntülerine yapay zekâ aracılığıyla Pehlevi yanlısı sloganların sonradan eklenmesiydi. Bu tür manipülasyonlar özellikle Azerbaycan bölgesinin eylemlere katılımını sınırlayıcı bir etki yaratıyor; zira Pehlevi, Fars şovenizmi nedeniyle Azerilerin yoğun olarak yaşadığı bölgelerde güçlü bir karşılık bulmuyor.

Pehlevi’nin açık biçimde ABD müdahalesini çağırması, İran devletine de halk isyanını “dış güçlerin oyunu” olarak damgalama gerekçesi sunuyor. Rejim, bu çağrıyı kullanarak meşru halk öfkesini bastırmaya yönelirken, böylece İran halkının isyanı bir kez daha hem rejim hem de emperyalizm tarafından kuşatılıyor.

Egemenlerin, halk isyanlarını bastırmak için her türlü yönteme başvurduğunu biliyoruz. Halkın meşru taleplerle sokakları doldurmasından duyulan rahatsızlık, “emperyalizmin oyunu”, “din düşmanları” gibi söylemlerle toplumsal kesimleri bölmeye yönelik bir hatta dönüşüyor. Gezi İsyanından aşina olduğumuz “camide içki içtiler” yalanı, bugün İran’da “camileri yaktılar” iddiası biçimini alıyor. Eylem görüntülerinin yayılmasını engellemek için günlerce tüm iletişimi kesenler, aynı zamanda halkı sindirmek amacıyla işkence edilmiş eylemci cenazelerinin yan yana dizildiği görüntüleri dolaşıma sokuyor. İran’dan Hindistan’a, İsrail’den Türkiye’ye bu yöntemlerin halklar için ne anlama geldiğini çok iyi biliyoruz.

Elbette emperyalizmin dahil olmadığı bir alan bulmak zordur. Ancak bu isyanda öne çıkan en temel gerçek, tüm engellere rağmen halkın öfkesinin inatla sokaklara taşmasıdır. Bugün önderlikten yoksun ve örgütsüz biçimde açığa çıkan bu öfkenin, faşist düzeni yıkabilecek bir güce dönüşmesi gereklidir. Ne ABD müdahalesini çağıran Pehlevi ne de halk düşmanı İran devleti kurtuluşun adresidir. Kurtuluş halkın kendi ellerindedir ve İran halkının dilinde bu gerçek, “Ne Pehlevi Ne Rehber” sloganında cisimleşmiştir.

Tags: iraniran halkıiran isyanİsyan
ShareTweetSendShareScanSend
Önceki Yazı

Reqa’daki IŞİD bayrağı görüntüsünün yeni olduğu doğrulandı

Sonraki Yazı

Döndü Şen tutsaklara para yatırdığı gerekçesiyle tutuklandı

İlgili Haberler

KOLEKTİF DOĞRULTU

Hindistan’da Komünist Çizgi Diridir, Teslimiyetçiliğin Gidecek Yolu Yok

2 Mart 2026
KOLEKTİF DOĞRULTU

Koşullar Olgunlaşırken Halkların Devrimci Özneye Yönelimi

1 Mart 2026
ANI - ANLATI

Kulhadi Ghat Ormanında 72 saat – Phoenix

28 Şubat 2026
Dünya

Bu Bir Psikolojik Savaştır – Musafir

27 Şubat 2026
Dünya

Yaptırımların Hedefindeki Küba Yeni Bir Eşikten Geçiyor

27 Şubat 2026
KOLEKTİF DOĞRULTU

İsyanın Koşulları Olgunlaşırken

15 Şubat 2026
Sonraki Yazı

Döndü Şen tutsaklara para yatırdığı gerekçesiyle tutuklandı

Hakkımızda

Yeni Demokrasi’de yer alan yazı, fotoğraf ve haberler kaynak gösterilmek şartıyla kullanılabilir.
Yeni Demokrasi; işçi sınıfı ve emekçilerin, ezilen ulus ve milliyetlerin, geleceksiz bırakılan gençliğin, devrimci tutsakların ve devrimci basının sesidir.

İletişim ve haber göndermek için e-posta adresimiz: yenidemokrasigazetesi@gmail.com

yd-logo-01 kopyası 2

2024 Yeni Demokrasi – Yeni Demokrasi’de yer alan yazı, fotoğraf ve haberler kaynak gösterilmek şartıyla kullanılabilir.

İletişim ve haber göndermek için e-posta adresimiz: yenidemokrasigazetesi@gmail.com

  • Anasayfa
  • Güncel
  • Emek
  • Ekonomi
  • Dünya
  • Kadın
  • Gençlik
  • Çevre
  • Kültür Sanat
  • Yazılar
  • Tüm Haberler
Sonuç yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
  • Anasayfa
  • Güncel
  • Emek
  • Ekonomi
  • Dünya
  • Kadın
  • Gençlik
  • Çevre
  • Kültür Sanat
  • Yazılar
    • ANALİZ
    • ANI – ANLATI
    • BİLİM
    • ÇEVİRİ
    • İZLENİM
    • KADIN
    • KOLEKTİF DOĞRULTU
    • MAKALE
    • MEŞA AZADÎ
    • POLİTİK – GÜNDEM
    • TARİHSEL BELLEK
  • Tüm Haberler

Copyleft 2020, dizayn yeni demokrasi
İletişim ve haber göndermek için e-posta adresimiz:yenidemokrasigazetesi@gmail.com