11 Haziran, Perşembe
Yeni Demokrasi Gazetesi
Sonuç yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
  • Anasayfa
  • Güncel
  • Emek
  • Ekonomi
  • Dünya
  • Kadın
  • Gençlik
  • Çevre
  • Kültür Sanat
  • Yazılar
    • ANALİZ
    • ANI – ANLATI
    • BİLİM
    • ÇEVİRİ
    • İZLENİM
    • KADIN
    • KOLEKTİF DOĞRULTU
    • MAKALE
    • MEŞA AZADÎ
    • POLİTİK – GÜNDEM
    • TARİHSEL BELLEK
  • Tüm Haberler
Yeni Demokrasi Gazetesi
Sonuç yok
Tüm Sonuçları Görüntüle

Anasayfa » Hindistan’da Komprador Bürokrat Burjuvazi -Ajith

Hindistan’da Komprador Bürokrat Burjuvazi -Ajith

11 Haziran 2026
içinde ÇEVİRİ, Yazılar
Facebook'ta PaylaşX'te PaylaşWhatsappTelegram

*Devrimci Öğrenci Birliği (RSF) tarafından 24 Mayıs’ta Haydarabad’da “Naxalbari Ölmez” şiarıyla düzenlenen panelde konuşan K. Muralidharan’ın (Ajith) sunumunu okurlarımızın ilgisine sunuyoruz. Hindistan özelinde, yarı sömürgelerin önemli bir gerçekliği olan “komprador bürokrat burjuvazi”nin günümüz koşullarındaki özelliklerini açıklayarak sınıf analizinin güçlü ve yetkin bir örneği sergiliyor. Okurlarımızın ufkunu genişleteceğine inandığımız bu yazının layık olduğu değeri görmesini umuyoruz.

“Düşmanlarımız kimler? Dostlarımız kimler? Bu, devrim için birinci derecede önem taşıyan bir sorudur.” Mao Zedong

Ezilen ülkelerdeki büyük burjuvazinin karakterizasyonuna (ayırt edici özelliklerin ortaya konması) ve emperyalist tahakküm altında filizlenen ve gelişen kapitalizmin doğasına açıklık getirilmesi, Mao Zedong’un önemli katkılarından biriydi. Onun “Çin Toplumundaki Sınıfların Analizi” adlı eseri bu doğrultuda atılmış ilk adımdı. Çin’deki burjuvazinin iki sınıfa —komprador burjuvazi ve ulusal burjuvazi— ayrışması burada not edilmişti. Bu, 1926 yılında yazılmıştı. Yine de kabul görmesi uzun zaman aldı.

[Hindistan’da,] Sömürge ve yarı sömürge ülkelerin burjuvazisi içinde iki ayrı kesim olduğu kabul edilmesine ve bunlardan birinin “doğrudan emperyalist sermayenin çıkarlarına hizmet ettiği” kaydedilmesine rağmen, her iki kesim de ulusal burjuvazinin bir parçası olarak görülmeye devam ediyordu. Hindistan’daki komünist hareketin liderleri, önlerindeki nesnel gerçekliği incelemek yerine bu dogmatik görüşü körü körüne takip ettiler. Mao ise bu yaklaşıma karşı çıkarak “somut durumun somut analizi” konusunda ısrar etti; böylece ezilen ülkelerdeki büyük burjuvaziye dair anlayışı geliştirip derinleştirdi.

Ancak bu durum, uluslararası komünist hareket (UKH) tarafından büyük ölçüde görmezden gelindi. Bu anlayış, ancak 1960’larda, Kruşçevci revizyonizmden kopuşun can alıcı bir yönü olarak öne çıktı. Yeni ortaya çıkan ve Marksizm-Leninizm-Mao Zedong Düşüncesi’ni (o dönemki adıyla) savunan Marksist-Leninist partiler, bu anlayışı kendi ülkelerinin koşullarını analiz etmek ve programlarını çizmek için uyguladılar. Hindistan’da bu durum, Naxalbari silahlı köylü isyanına ve Maoist hareketin kurulmasına yol açan, CPM (Hindistan Komünist Partisi-Marksist) revizyonizmine karşı yürütülen ideolojik mücadelenin temel bir meselesiydi.

CPM’in “emperyalizmle giderek daha fazla iş birliği yapan büyük burjuvazi” formülasyonu, partinin oportünist manevralarına alan açmak için kasıtlı olarak üretilmişti. Bu formülasyon, söz konusu sınıfın emperyalizmle olan bağlarını göz önünde bulunduruyormuş izlenimi vererek parti tabanını yanıltmayı amaçlarken, bir yandan da bu burjuvazinin bağımsız niteliğinde ısrar ediyordu. Ancak bu hileli argüman Maoistler tarafından somut gerçeklerle yerle bir edildi ve büyük burjuvazinin komprador-bürokratik karakteri bütünüyle açığa çıkarıldı. Hindistan’ın, devam eden yarı sömürge koşulları kesin bir şekilde kanıtlandı. Dünya emperyalist sistemine olan bağımlılığının yapısal olduğu gösterildi. Komünist Devrimcilerin Tüm Hindistan Koordinasyon Komitesi (AICCCR), 1968 tarihli Deklarasyonunda şunu kaydetti: 

“… yarı sömürge, yarı feodal Hindistan’da emperyalist, yeni sömürgeci güçler ile halkımız arasındaki, feodal sınıflar ile köylülük arasındaki, komprador-bürokrat sermaye ile işçi sınıfı arasındaki çelişkiler her zamankinden daha fazla keskinleşmiştir. Bugün, ABD emperyalizmi, Sovyet revizyonizmi, büyük Hint toprak ağaları ve komprador-bürokrat burjuvazi, Hint halkının baş düşmanlarıdır; emekçi halkımızın sırtına ağır bir şekilde binen dört dağdır.”

CPM, “olgulardan hareketle hakikati aramak” yerine, bu konudaki görüşlerini kelimeleri cımbızlamaya dayandırdı. Kompradorların, yalnızca emperyalistlerin acentesi gibi hareket eden bir tüccar sınıfı olduğunu savundular. Buradan hareketle, Hint büyük burjuvazisinin sınai çıkarları olduğu için komprador bir sınıf sayılamayacağını ileri sürdüler. Kompradorları sadece bir ticaret sınıfı olarak ele almak, gerçekten de uluslararası komünist hareketin erken dönemdeki ham anlayışıydı. Nitekim Komintern’in 1928 tarihli “Sömürgelerde Devrimci Hareket” adlı belgesinde bu sınıfa dair şu not düşülmüştü: “Emperyalist merkezlerle ticaret yapan ve çıkarları emperyalist sömürünün devam etmesinde olan yerli tüccarlar.”

Ancak Mao önderliğindeki ÇKP, bu sınıfa dair kavrayışı geliştirmeyi sürdürdü. Mao, bu gelişimi şu sözlerle ortaya koyuyordu: “Çan, Sung, Kung ve Çen’den oluşan dört büyük aile, yirmi yıllık iktidarları boyunca, değerleri on ila yirmi milyar ABD doları tutarında muazzam servetler yığdılar ve tüm ülkenin ekonomik can damarlarını tekellerine aldılar. Bu tekelci sermaye, devlet iktidarıyla birleşerek devlet tekelci kapitalizmine dönüştü. Yabancı emperyalizme, yerli toprak ağası sınıfına ve eski tip zengin köylülere göbekten bağlı olan bu tekelci kapitalizm; komprador, feodal, devlet tekelci kapitalizmi haline geldi. Çan Kayşek’in gerici rejiminin ekonomik temeli işte budur. Bu devlet tekelci kapitalizmi sadece işçileri ve köylüleri ezmekle kalmıyor, aynı zamanda kent küçük burjuvazisini de ezer ve orta burjuvaziye zarar veriyordu. Bu devlet tekelci kapitalizmi, gelişiminin zirvesine Direnme Savaşı sırasında ve Japonya’nın teslim olmasından sonra ulaştı; Yeni Demokratik Devrim için bol miktarda maddi koşul hazırladı. Bu sermaye Çin’de halk arasında bürokrat-sermaye olarak bilinir. Bürokrat-kapitalist sınıf olarak bilinen bu kapitalist sınıf, Çin’in büyük burjuvazisidir.”

Açıkça görüldüğü gibi, bu artık tamamen ticaretle uğraşan bir sınıf değildi. Mao’nun tanımı, ÇKP tarafından yürütülen çalışmaların bir senteziydi. Bunlardan biri Çen Boda tarafından kaleme alınmıştı. “Çin’in Dört Büyük Ailesi” başlığını taşıyan bu çalışma, onların kontrol ettiği bankacılık, elektrik santralleri, ağır ve hafif sanayi, kimya, tekstil, demir ve çelik gibi ekonominin çeşitli sektörlerinin dökümünü veriyordu.

Aslında, UKH’nin Çin’deki kompradorları daha önce yalnızca bir tüccar sınıfı olarak nitelendirmiş olması da kendi içinde eksikti. Sömürgeci sömürücüler, ekonomik işlerinde onlara güvenmek zorundaydı. Bu durum, onların kapitalist yöntemler konusunda uzmanlık kazanmalarını sağladı. Bir noktadan sonra bazılarının gemicilik, tekstil, madencilik, cam fabrikaları, makine, bankacılık ve kamu hizmetleri alanlarında kendi işletmelerini kurdukları bile görüldü. Ayrıca emperyalist firmalara da yatırım yapıyorlardı. Tüm bunlar daha 19. yüzyıl gibi erken bir dönemde gerçekleşmeye başlamıştı. Yapılan bir çalışmaya göre, esas olarak tüccar olarak kalan kompradorların konumu 20. yüzyılın ilk on yıllarında gerilemeye başlamıştı. Durum ne olursa olsun, onların sanayiye ve diğer sektörlere girişi Mao’nun yazılarında kaydedilmişti. “Çin Devrimi ve Çin Komünist Partisi” ders kitabında şöyle yazmıştı: “Aslında bazı tüccarlar, toprak ağaları ve bürokratlar, yabancı kapitalizmin dürtüsüyle ve feodal ekonomik yapıdaki bazı çatlaklar nedeniyle, bundan 60 yıl kadar önce, 19. yüzyılın sonlarında modern sanayiye yatırım yapmaya başladılar. Yaklaşık 40 yıl önce, yüzyılın başında, Çin’in ulusal kapitalizmi ilk adımlarını attı. Ardından yaklaşık 20 yıl önce, 1. Emperyalist Dünya Savaşı sırasında, Avrupa ve Amerika’daki emperyalist ülkeler savaşla meşgul oldukları ve Çin üzerindeki baskılarını geçici olarak hafiflettikleri için, Çin’in ulusal sanayii başta tekstil ve un değirmenciliği olmak üzere genişledi.”

Bağlamından koparılmış kelimeler üzerinden teoriler uydurmakta uzmanlaşan bazıları, bu alıntıda geçen “ulusal kapitalizm” ifadesinin üzerine atladılar. Bunun kompradorlar hakkında değil, ulusal burjuvazi hakkında olduğunu savundular. [Oysa] Mao’nun bu kapitalizmi, aynı makalenin ilerleyen kısımlarında nasıl tanımladığına bakmak soruna yeterince açıklık getirmektedir: 

“Ulusal kapitalizm belli bir ölçüde gelişmiş, Çin’in siyasî ve kültürel yaşamında hatrı sayılır bir rol oynamıştır; ancak Çin’in toplumsal ekonomisinde temel kalıp haline gelememiştir, gevşektir ve çoğunlukla yabancı emperyalizmle ve yerli feodalizmle değişen derecelerde ilişkilidir.” 

Açıkça görüldüğü gibi, “ulusal” ifadesi bu bağlamda sadece “Çinli” anlamına geliyordu. Bir ulusal burjuvazi ile ilişkili değildi. Burada kaydedilen “emperyalizm ve feodalizm ile ilişki”, onun daha sonraki bürokrat kapitalizm karakterizasyonunda —“komprador, feodal, devlet tekelci kapitalizmi”— tekrarlanacak ve genişletilecektir.

Naxalbari’yi ve Maoist hareketin ortaya çıkışını takip eden ilk yıllarda, büyük burjuvazi hakkındaki polemikler iki yön üzerinde yoğunlaşmıştı. Birincisi, büyük burjuvazinin emperyalizme olan bağımlılığıydı. Diğeri ise kompradorları sanayi ile ilişkisi olmayan, sadece tüccarlar olarak ele alan anlayışın çürütülmesiydi. Bu, Liberation gibi Maoist yayınlarda yer alan çeşitli çalışmalar aracılığıyla yapıldı. Bunun bir parçası olarak, ekonominin devlet mülkiyetindeki sektörü, yani kamu sektörü de incelendi. Revizyonist CPI (Hindistan Komünist Partisi) ve CPM, kamu sektörünü özel sektörü dengeleyecek bir unsur olarak nitelendiriyordu. Hint tekellerinin ağır sanayiye devlet yatırımları yapılması yönünde bizzat çağrıda bulunmuş olduğu gerçeğini rahatlıkla önemsiz gibi gösteriyorlardı. 1947’deki iktidar devrinden sonraki ilk dönemde, Batılı emperyalist güçler, Hint egemenlerinin bu konudaki çabalarını desteklemeye pek istekli değillerdi. Sovyetler Birliği’nde iktidarı ele geçirip orayı bir sosyal emperyalist ülkeye dönüştüren Kruşçevci kapitalist yolcular, bunu Hint ekonomisine sızmak için bir fırsat olarak kullandılar. Ancak revizyonistler için bu, “bağlayıcı şartları olmayan sosyalist yardımdı.” Maoistler, Sovyet yardımının ve teknolojisinin gerçek, sömürücü doğasını açığa çıkarma göreviyle karşı karşıyaydı. Bunu bir kez daha somut gerçeklere dayanarak yaptılar. Bununla birlikte, devlet sektörünü kontrol eden üst kademe, komprador-bürokrat burjuvazinin bir kesimi olarak tanımlandı.

O dönemde ve 1980’lere uzanan süreçte kırsalın görünümü, geleneksel kast feodalizminin özelliklerinin çoğunu koruyordu; emperyalist mali sermaye ile bürokrat sermayenin kırsala sızması henüz yoğun ya da yaygın değildi. Maoist hareketin bürokrat kapitalizm üzerine derinlemesine çalışmaya ve emperyalizmin teşvikiyle kırsalda meydana gelen değişimlere gereken ilgiyi göstermemesinin nedeni de muhtemelen buydu. Sonuç olarak hareketin odak noktası, büyük burjuvazinin komprador karakterini açığa çıkarmak ve bu konudaki revizyonist görüşleri çürütmekle sınırlı kaldı. Elbette bu, kendi başına büyük bir öneme sahipti. Emperyalistler, egemen sınıflar ve revizyonistler, Hindistan’da devam eden yeni-sömürgeci kontrolün ve sömürünün acı gerçekliğini gizlemek için ellerinden geleni yapıyorlardı. Bağımsızlığa dair yanlış bilinç, Hint egemen sınıflarının hegemonyacı uzlaşısının önemli bir yönüydü. Büyük burjuvazinin bağımlı doğasının açığa çıkarılması, onun bağımsız bir ülke inşasına öncülük ettiğine dair iddialarına meydan okumak için elzemdi. Nagi Reddy’nin “İpotekli Hindistan” (India Mortgaged) ve Suniti Kumar Gosh’un “Hint Büyük Burjuvazisi” (The Indian Big Bourgeoisie) adlı iki çığır açıcı eseri, bu hususta değerli katkılar olarak kalmaya devam etmektedir. İlki esas olarak iktidar devrini takip eden dönemde emperyalist mali sermayeye ve teknolojiye olan bağımlılığın devam ettiğini ifşa ediyordu. İkincisi ise büyük burjuvazinin sömürge döneminde, emperyalizmle yakın bağlar içinde bir tüccar sınıfı olarak ortaya çıkışının ve büyümesinin izini sürüyordu. Sanayi sektörüne girişi sürecinde bu bağımlılığın nasıl derinleştiğini ortaya koyuyordu.

1970’lerden itibaren emperyalizm, Hindistan’ın kırsal bölgelerinde bürokrat kapitalizminin gelişmesini ve emperyalist sermayenin sızmasını teşvik etmeye başladı. Başlangıçta yalnızca belirli eyaletlerin bazı bölgeleriyle sınırlı kalan bu süreç, yıllar içinde devasa bir ölçekte genişleyerek ülke genelindeki tarımsal ilişkileri şu ya da bu şekilde dönüştürdü. Dahası, 1990’lardan itibaren emperyalizm tarafından dayatılan küreselleşme, liberalizasyon ve özelleştirme eksenli neoliberal gündem, komprador-bürokrat burjuvazinin belirli kliklerine muazzam bir büyüme alanı açtı. İşte bu yapısal gelişmeler, kökenlerini Naxalbari ile başlayan Maoist harekette bulan geniş bir siyasî yelpaze içinde neorevizyonist görüşlerin filizlenmesine zemin hazırladı.

Büyük burjuvazi, bazıları tarafından gönülsüzce de olsa “bağımlı” olarak kabul edilmektedir. Diğer bazıları ise onu, ne komprador ne de emperyalist sayarak “emperyalizmin küçük ortağı” ilan etmektedir. Bunun için gösterilen gerekçelerden biri, onların emperyalist ülkelerdeki yatırımlarıdır. Ancak bu durum Hint büyük burjuvazisine özgü değildir. Diğer bazı ezilen ülkelerin durumunda da görülebilir. Çoğu zaman bu satın almalar, emperyalist mali sermaye tarafından artık yeterince kârlı görülmediği için terk edilen sanayilerde gerçekleşmektedir. Suniti Kumar, bunun sömürge döneminden beri nasıl devam ettiğini açıkça belgelemişti. Üstelik bu yatırımlar genellikle kendi biriktirdikleri artıklardan değil, yabancı veya Hint bankalarından alınan kredilerle yapılmaktadır.

Modern bilişim (BT) sektörü, Hint sermayesinin büyük bir başarı öyküsü olarak göklere çıkarılmaktadır. Oysa gerçek şu ki, en tepedeki 20 firmanın elde ettiği kârın neredeyse tamamı dış kaynak kullanımından (outsourcing), yani emperyalist çokuluslu şirketlerin (ÇUŞ) tasarımlarına ve talimatlarına göre yürütülen işlerden sağlanmaktadır. Hindistan’ın gelişmiş bir entegre devre tasarımı sektörüne sahip olduğu doğrudur; ancak bu sektör tamamen ÇUŞ’ların bünyesinde faaliyet göstermektedir. Hindistan’da yürütülen tasarım çalışmaları doğrudan bu şirketlerin genel merkezlerine aktarılmakta, tasarlanan ürünlerin üretimi ise çoğu zaman Çin’de gerçekleştirilmektedir. RUPE’de (Devrimci Politik Ekonomi Araştırma Birimi) yakın zamanda yayımlanan bir makale şunları kaydetmektedir: “Hint sanayisi araştırma ve geliştirmeye (Ar-Ge) yatırım yapmayı başaramamış, bedeli dövizle ödenen tekrarlayıcı teknoloji ithalatına yönelmeyi tercih etmiştir. Hindistan’ın Ar-Ge harcamaları GSYİH’nin yüzde 0,6-0,7’si gibi yetersiz bir seviyededir; hatta 2010’dan beri düşmektedir. İnovasyona yönelik bu yetersiz harcamanın sadece yüzde 36’sı özel sektörde yapılmakta, geri kalanı ise devlet laboratuvarlarında gerçekleştirilmektedir. Özel kurumsal sektörün Ar-Ge harcamalarının, Hindistan’ın şu anda yabancı firmalara telif ücreti olarak ödediğinin yaklaşık yarısı kadar olması son derece anlamlıdır… Hindistan’ın yere göğe sığdırılamayan ‘telekom devrimi’ ve mobil telefonculuğun neredeyse evrensel bir kapsama alanına ulaşması, Hindistan’ın özel kurumsal sektörü ne ekipman ne yazılım ne de mobil cihaz üretemeden geldi ve geçti.” Yarı iletken üretimine son dönemde yapılan girişe gelince, hem teknoloji hem de hammadde ya ÇUŞ’lar ya da onların Tayvan’daki kompradorları tarafından tedarik edilmektedir.

Neorevizyonistler Hindistan’ın artık yarı feodal olmadığını iddia etmektedirler. Tarımsal ilişkilere dair nitelendirmeleri “çarpık kapitalizmden” “gerçek” kapitalizme kadar uzanmaktadır. Sonu (Venugopal) kliği, bu kalabalığa katılan son topluluktur. CPI (Maoist) [Hindistan Komünist Partisi (Maoist)] tarafından bu konuda ifade edilen görüşleri çarpıtmakta ve ülkede kapitalist gelişmenin gerçekleştiğini savunmaktadırlar. Bununla birlikte, “yaygın kentleşme” iddiası, Naxalbari yolunu terk etmek için bir gerekçe olarak sunulmaktadır. Kentleşmenin yayıldığına dair bu iddia, nüfus sayımı raporlarının yüzeysel bir şekilde okunmasından ibarettir. Gerçekte bu verilerin gösterdiği tek şey, tamamen analitik bir kategori olarak tanımlanan “nüfus sayımı kasabalarındaki” (census towns) artıştır. Hindistan’da bir yerleşim yerinin nüfus sayımı kasabası sayılması için en az 5 bin nüfusa, kilometrekare başına en az 400 kişi yoğunluğuna ve çalışan erkek nüfusun en az yüzde 75’inin tarım dışı faaliyetlerle uğraşması şartı aranır. Bu tür bir yerleşim yapısı çok çeşitli nedenlerle ortaya çıkabilir; örneğin, yeni açılan bir otoyol kavşağının çevresi birkaç yıl içinde kolayca bu tanıma uygun hale gelebilir. İstatistiki olarak kentsel nüfusa dahil edilen ve böylece kentsel alanın payını yapay şekilde artıran bu kasabalar, gerçekte hâlâ derinlemesine kırsal niteliktedir. Dolayısıyla buralar, kırsalda kapitalizmin geliştiğine dair bir gösterge olarak kabul edilemez.

Tüm bu revizyonist sisi yarıp geçmek için Maoist bürokrat kapitalizm kavramına dair kavrayışımızı derinleştirmemiz gerekir. Sömürgeci tahakküm pekiştikten sonra, eski kast-feodalizmi artık eskisi gibi kalmadı. Dünya çapındaki emperyalist ağa tabi kılındı ve onunla iç içe geçti. Bu dönüşüm ikili bir doğaya sahipti. Önceki özelliklerinin birçoğu aşınırken, hatta ortadan kalkarken, bazısı ise güçlendirildi. Yenileri ortaya çıktı. Buna çoğu zaman eski toprak ağalarının yok oluşu ve yenilerinin ortaya çıkışı eşlik etti. Benzer şekilde, önceki tüccarlar yerlerini tamamen sömürgeci güce bağımlı yeni kesimlere bıraktı. Tüm bu süreç boyunca kast, belirleyici bir sosyoekonomik-kültürel etken olarak kaldı. Sömürgecilik altında kast-feodalizminin dönüşümü geniş çapta kabul gören bir gerçektir. Ancak, bununla birlikte filizlenen kapitalizmin, yani bürokrat kapitalizmin kendine özgü doğası çok sık gözden kaçırılmaktadır. Dönüştürmek ve filizlendirmek; her ikisi de tek bir sürecin yönleriydi.

Kast-feodalizmi, tam da bu tür dönüşümler yoluyla emperyalizmin toplumsal tabanı haline getirildi. Bu, eşzamanlı olarak bürokrat kapitalizminin büyüme süreciydi. Kast-feodalizmi, sömürgeciliğin pekişmesiyle birlikte öncü rolünü kaybetti. Artık esas olarak bürokrat kapitalizm aracılığıyla, kendi ihtiyaçlarına uydurmak üzere emperyalizm tarafından tahakküm altına alınıyor ve şekillendiriliyordu. Bu süreç boyunca feodal kontrol ve sömürünün yeni biçimleri, kast ve patriyarkanın (ataerkilliğin) yeni ilişkileri, artık değer sızdırmanın yeni yöntemleri de filizlendirildi. Bu durum bugün bile devam etmektedir. Mao’nun belirttiği gibi, bu kapitalizm, yani bürokrat kapitalizm hem emperyalizmle hem de feodalizmle iç içe geçmiştir. Bürokrat kapitalizm kavramı doğru kavrandığında, onun emperyalizmin himayesi altındaki büyümesinin ve teşvik edilmesinin feodalizmi hiçbir zaman ortadan kaldırmayacağı kolayca anlaşılır. Bu nedenle, antifeodal mücadelede, yani demokratik toprak devriminde ısrar etmek gerekir. Bu nedenle, bu mücadeleyi yeni özellikleri akılda tutarak ve görevi güncelliği içinde ele alarak üstlenmek gerekir.

İktidarın devredilmesiyle birlikte, Hint büyük burjuvazisi feodallerle birlikte ülkede iktidarı ele geçirdi. Komprador burjuva sermayesinin devlet sermayesi ile birleşmesiyle komprador-bürokrat burjuvaziye dönüştü. Bürokrat kesim (klik), esas olarak sanayi, finans ve ticaret alanındaki devlet şirketlerinin yöneticilerinden oluşur. 1990’lara kadar ekonominin bazı sektörlerinde ana, hatta tek aktör onlardı. O zamandan beri özel sektörden gelen kompradorlar egemen hale geldi. Bürokrat kesim de en az özel sektör şirketlerinin şefleri kadar kompradordur. Ayrı bir klik olduğundan, özel komprador klikten farklı olarak kendine özgü çıkarları vardır. Ancak, her iki klik arasındaki ilişki her zaman tamamlayıcı olmuştur. Kendi özel çıkarlarının peşinden koşarken ve birbirleriyle uzlaşmaz olmayan çelişkilere sahipken bile, kamu ve özel sektör birbirini tamamlamaktadır. Bunlar tek bir sınıfın, yani komprador-bürokrat burjuvazinin iki kliğidir.

Komprador-bürokrat burjuvazi, egemen sınıflar ittifakında öncü bir role sahiptir; ancak bu öncü rol, kast feodalizmine karşı kendi gücüyle kazanılmış bir mevzi değildir. Dolayısıyla buradaki durum, kapitalizmin kast feodalizmini tasfiye ederek onun yerini alması ya da onu tamamen kendine tabi kılması meselesi kesinlikle değildir. Kast feodalizmi, öncü rolünü bürokrat kapitalizmin gelişimiyle değil, sömürgeciliğin pekişmesiyle kaybetmiş ve doğrudan emperyalizm tarafından tahakküm altına alınmıştır.

Ülkemizde bürokrat kapitalizmin feodalizmle iç içe geçmesinin en somut tezahürlerinden biri, bu kapitalizmin üzerindeki kast damgasının aynen devam etmesidir. Emperyalizm ve feodalizm tarafından filizlendirilen bu komprador sınıf, tarihsel olarak savarna (üst) kastlarından köken almıştır ve kast temelli bir analiz yapıldığında, büyük burjuvazinin bileşimindeki egemenliklerini hâlâ sürdürdükleri görülür. Nitekim ülkenin borsaya kayıtlı en büyük şirketlerinin üçte ikisi ile kamu sektörü firmalarının ezici çoğunluğu, hâlâ savarna aileleri ve bu kastlardan gelen bürokratlar tarafından yönetilmektedir. Hint komprador-bürokratları her ne kadar modernitenin dilini konuşsalar da düşünce ve pratikte Orta Çağ zihniyetine sıkı sıkıya bağlıdırlar; zira Brahmanizm, Hint büyük burjuvazisinin dünya görüşünün doğasında vardır.

Komprador-bürokrat burjuvazinin bu öncü rolü, 1960’lar ve 1970’lerde bürokrat kapitalizminin büyüme hamlesiyle birlikte daha da güçlendi ve pekişti. Tarım sektörü, bürokratik kapitalist politikaların ve emperyalizmin ihtiyaçları doğrultusunda, sözde “Yeşil Devrim” aracılığıyla yeniden şekillendirildi. Değişen bu koşullar altında feodal beyler, sömürü ve hegemonyalarını artık eski yöntemlerle aynen sürdüremediler. Ancak bu feodal güçler; ticaret ve diğer ekonomik alanlarda kendilerine yeni fırsatlar sunularak yoğun sömürü, kırsal hegemonya ve denetim mekanizmalarıyla birlikte yapay bir şekilde hayatta tutuldu.

Örneğin kooperatif şeker fabrikaları, bir yandan mülkiyet biçimi ve üretim teknikleri açısından modern bir görünüme sahipken, diğer yandan en köhne ve gerici sömürü biçimlerine dayanmaktadır. Bu yeni tarımsal ilişkiler, üretim sürecinde ücretli emeğe geçiş gibi sömürü biçimlerinde bazı değişimler yaşatmış; üretimi kooperatif örgütlenmeleri gibi yeni biçimlerde yönetmiş ve boru kuyuları, traktörler, biçerdöverler, kimyasal gübreler ile modern teknikler gibi kapitalist üretim araçlarını devreye sokmuştur. Ancak söz konusu sınıfın bu ikili doğası gereği, kast-feodal kontrol ve sömürü biçimleri alttan alta devam etmiştir. Dolayısıyla kırsaldaki bu dönüşüm, feodalizmin tasfiye edilmesine ya da üretici güçlerin özgürleşmesine kesinlikle yol açmamıştır.

Toprak ağaları, zengin köylüler ve orta köylülerin çok küçük bir kesimi; komisyon acenteliği, tarımsal girdi ticareti, emlak acenteliği ve küçük veya orta ölçekli girişimcilik gibi kârlı alanlara adım attılar. Sosyoekonomik konumları ve siyasî nüfuzları sayesinde devlet sübvansiyonlarının neredeyse tamamına el koymakta ve devlet teşviklerinden en çok onlar yararlanmaktadırlar. Yerel yönetimin her kademesinde iyice kök salmış durumdadırlar. Siyasî aidiyetlerle yakından iç içe geçmiş, tüm eyalete yayılan kast/dinî topluluk ağları onlara büyük kolaylık sağlamaktadır. Yerel tahakküm kurma yetenekleri, bu tür ağlar aracılığıyla devlet aygıtıyla kurdukları bağlarla doğrudan ilişkilidir. Yerel idari organlar ve kooperatif birlikleri üzerindeki kontrol, köylerdeki himaye (klientalizm) ağlarını güçlendirmelerine ve sürdürmelerine yardımcı olmaktadır. Herhangi bir meydan okumayı bastırmak için, yerel polisin sessiz desteğiyle ve hatta göz yummasıyla yürütülen şiddete başvurulmaktadır.

Büyük toprak ağaları, komprador büyük burjuvaziyle her zaman çok yakın ilişkiler içinde olmuş; bu firmaların ilk yatırımcıları arasında yer almış ve bugün de bu rollerini sürdürmüşlerdir. Dahası, aralarından bazıları bizzat kendi ticari işletmelerini kurmuş durumdadır. Bu sınıfların genç kuşakları, tarımsal faaliyetlerden ziyade söz konusu işletmeleri temel faaliyet alanı olarak görmekte, ancak tarımdaki mülkiyetlerini de tamamen terk etmemektedirler.

Toprak ağalığı ile finans kapitalin bu iç içe geçmişliği, emperyalist mali sermaye ile Hint bürokrat sermayesinin kırsala dönük hamlelerinde de aynen karşılık bulmaktadır. Bu sermaye girişi; tekellerin doğrudan kendi çiftliklerini, mandıralarını ya da endüstriyel kümes hayvanı tesislerini kurmasıyla yaşandığı gibi, yaygın olarak sözleşmeli tarım yoluyla da gerçekleştirilmektedir. Sözleşmeli tarım modelinde çokuluslu şirketler ya da yerli komprador firmalar, çeşitli sınıflardan gelen yüzlerce köylüyle bağlayıcı sözleşmeler imzalamaktadır. Girdileri ve finansmanı sağlayan bu tekeller, üretilen ürünleri önceden tek taraflı belirlenmiş fiyatlarla satın alırlar. Egemen medya tarafından “kazan-kazan” modeli olarak pazarlanan bu ilişki, gerçekte köylülük için aşırı derecede güvencesiz ve yıkıcıdır. Fiyatlar düştüğünde ya da piyasada bir arz fazlası oluştuğunda, şirketler çeşitli bahanelerle ürünü almayı kolayca reddetmektedir. Sözleşmeleri feshedilen köylüler, o andan itibaren yerel tefeci-tüccarların insafına terk edilmekte ve ürünlerini yok pahasına satmaya zorlanarak borç batağına sürüklenmektedir.

Böylece, egemen sınıflar arasında “melezleşme” (hibritleşme) olarak tanımlanabilecek belli bir dereceye kadar yakınlaşma gerçekleşmektedir. Komprador-bürokrat sınıfın, aynı zamanda büyük toprak ağası olan üyeleri vardır. Benzer şekilde, toprak ağası sınıfının, aynı zamanda komprador-bürokrat olan üyeleri görülmektedir. Büyüyen bu karşılıklı bağları dikkate almamız gerekir. Emperyalistleri, komprador-bürokrat burjuvaziyi, eski ve yeni toprak ağalarını birbirine bağlayan yeni bir karşı devrimci ittifak ortaya çıkmıştır. Derinleşen kriz, emperyalist güçleri ezilen ülkelere sızma ve buraları yağmalama konusunda daha da saldırganlaştırmış ve çıkmaza sürüklemiştir. Emperyalistler kendi ekonomilerini korumak adına korumacılık politikalarına yönelirken, dünyanın geri kalanına ise liberalizasyonu agresif bir şekilde dayatmaya devam etmektedirler. Komprador-bürokrat burjuvazi ise bu emperyalist dayatmalara ve tahakküme gönüllü olarak boyun eğmektedir. Modi rejiminin tarım yasaları, iş kanunları (çalışma kodları), ticaret anlaşmalarında verilen tavizler vb. bunun örnekleridir. Tarım yasalarına karşı yürütülen kitle eylemlerinde görüldüğü gibi, bu hamlelerden çok çeşitli sınıf çıkarları etkilenmektedir. Yeni Demokratik Devrimin antiemperyalist ve antifeodal cepheleri (dayanakları) birbirleriyle daha da sıkı bir şekilde kenetlenmektedir. Bu durum, egemen sınıfların şebekesini ve onların emperyalist akıl hocalarını hedef alan geniş hareketlerin potansiyelini artırmaktadır. Demokratik toprak devriminin stratejik yönelimini korurken, durumu somut olarak ele alan uygun taktik sloganlara ihtiyaç duyulmaktadır.

Tags: ajithbürokrat burjuvaziHindistankomprador
ShareTweetSendShareScanSend
Önceki Yazı

ABD’nin İran saldırılarının ardından petrol fiyatları yükseldi

İlgili Haberler

KOLEKTİF DOĞRULTU

Kavgamız Düzene Tabi Değildir, Kitlelerin Kurtuluşu İçindir

11 Haziran 2026
BİLİM

Yapay Zekâ, Veri Gasbı, Dijital Denetim: Otomasyon Çağı Yaklaşıyor Mu?

1 Haziran 2026
Yazılar

Nadir Toprak Elementlerinin Emperyalist Rekabette Belirleyici Rolü

1 Haziran 2026
Yazılar

Bayrak Şovenizmiyle Gerici Kliklerin Kuşatması

31 Mayıs 2026
POLİTİK - GÜNDEM

Emperyalizmin “İstikrarı” Savaşı Kışkırtmak, Rekabeti Tırmandırmaktır!

31 Mayıs 2026
Yazılar

Zorlukları Yeneceğiz

29 Mayıs 2026

Hakkımızda

Yeni Demokrasi’de yer alan yazı, fotoğraf ve haberler kaynak gösterilmek şartıyla kullanılabilir.
Yeni Demokrasi; işçi sınıfı ve emekçilerin, ezilen ulus ve milliyetlerin, geleceksiz bırakılan gençliğin, devrimci tutsakların ve devrimci basının sesidir.

İletişim ve haber göndermek için e-posta adresimiz: yenidemokrasigazetesi@gmail.com

yd-logo-01 kopyası 2

2024 Yeni Demokrasi – Yeni Demokrasi’de yer alan yazı, fotoğraf ve haberler kaynak gösterilmek şartıyla kullanılabilir.

İletişim ve haber göndermek için e-posta adresimiz: yenidemokrasigazetesi@gmail.com

  • Anasayfa
  • Güncel
  • Emek
  • Ekonomi
  • Dünya
  • Kadın
  • Gençlik
  • Çevre
  • Kültür Sanat
  • Yazılar
  • Tüm Haberler
Sonuç yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
  • Anasayfa
  • Güncel
  • Emek
  • Ekonomi
  • Dünya
  • Kadın
  • Gençlik
  • Çevre
  • Kültür Sanat
  • Yazılar
    • ANALİZ
    • ANI – ANLATI
    • BİLİM
    • ÇEVİRİ
    • İZLENİM
    • KADIN
    • KOLEKTİF DOĞRULTU
    • MAKALE
    • MEŞA AZADÎ
    • POLİTİK – GÜNDEM
    • TARİHSEL BELLEK
  • Tüm Haberler

Copyleft 2020, dizayn yeni demokrasi
İletişim ve haber göndermek için e-posta adresimiz:yenidemokrasigazetesi@gmail.com