Yapay zekâ gündelik yaşamımıza oldukça hızlı bir biçimde giriş yapmış, sanayi üretiminden tarıma, gündelik yaşamdan eğlence sektörüne kadar oldukça geniş bir yelpazede işlevini artırmayı sürdürmektedir. Gündemimize giren basit sorunlarda ilk başvurulan araca dönüşmüş, kimi zaman ise insan yaratıcılığını taklit ederek ürünler ortaya çıkarmaktadır.
Elbette insan toplumunun büyük bir bölümünün günlük faaliyeti üretim sürecinden oluşmaktadır. Yapay zekâ, üretim faaliyetinde yayılmayı ve her geçen gün daha fazla alana sirayet etmeyi sürdürdükçe, geçmiş birçok tartışma yapay zekâyı da içine alarak yeniden canlanmaktadır. Üretim araçlarının gelişiminin son yüzyılda kazandığı ivme ile birlikte, üretimde yaşanan sıçrama dönemlerinde gündeme gelen otomasyon tartışmaları bunların arasında öne çıkmaktadır.
Kapitalizm, Üretim Sürecinde Esasta Makine Hâkimiyetine Karşıdır!
Bugün bildiğimiz anlamda sanayinin doğuşu, üretim araçlarında yaşanan teknik ve nitel bir sıçrama süreci ile eş zamanlı ve birbirine bağımlı olarak ortaya çıkmıştır. Madenlerden su boşaltmak için kullanılan su pompalarının geliştirilmesi ham maddeye ulaşımı kolaylaştırmış, bu pompalar daha sonra büyük üretim alanlarının ortaya çıkmasına olanak taşıyacak ve lojistik aktarımı da kolaylaştıracak buhar makinelerinin doğuşuna basamak olmuştur. Bir teknik gelişim, hem hammaddeye ulaşımı kolaylaştırmış, hem üretimde hem de üretilen ürünün tüketiciye ulaşımında zamandan büyük oranda tasarruf sağlamıştır. Üretim, dağıtım ve hammadde erişimi kolaylaştıkça, daha fazla üretim olanakları aranmaya başlamış, aynı zamanda makineleşme daha fazla sömürü olanakları ortaya çıkarmıştı. Makine gelişimi, işçinin yaptığı işi kolaylaştırmak veya emek sürecini işçi lehine geliştirmek için değil tam aksine birim başına üretim üzerinden gerçekleşen emek ve değer gasbını artıracak biçimde ele alınmıştır. Dolayısı ile makine, aslında patronun artı değer gaspını ve sömürüyü palazlandıracak şekilde gelişmektedir.
Sömürü süreci; işçi emeğinden bağımsız bir süreç değildir, artı değer üretimi işçi emeği üzerinden gerçekleşir. Ayrıca bir işçiyi makineden teknik anlamda da ayrıştırmak mümkündür, bir makine tüm olasılıklar önceden hesaplanarak üretilemez yalnızca o gün beliren ihtiyaçlar üzerinden gelişir, makine bir nesnedir. Ancak bilinçli bir özne olan insan, karşılaştığı sorunlara anında müdahale edebilir, zararın yayılmasını engelleyebilir ve üretim sürecinde bir makineden daha yaratıcı olma potansiyelini her zaman taşır. İşçinin ücretine yansıtılmadan gasbedilen, yani patron açısından “maliyet” üzerinden olabildiğince artırılan artı değer, kapitalizmin temel taşıdır. Bunun makineleşme yolu ile azaltılması, kapitalizmin lehine değildir, kapitalist işçinin emeği üzerinden yaratılan artı değeri ve artı değer gaspını sürekli olarak artırmak ister. Dolayısı ile kapitalizm, tam otomasyon sağlanacak bir üretim sürecine ne ihtiyaç duymaktadır, ne de bu yönlü bir gelişime müsaade etmektedir.
Yani sorun, henüz makineleşmede yeterli teknik gelişimin sağlanamaması değildir. Teknik gelişim kapitalizmin ihtiyaçları hangi yöndeyse, o yöne doğru gelişir. Eğer tam otomasyon gerekli ve ihtiyaç olsaydı, bunun tamamlanması için yeterli teknik-teknolojik birikim ve zaman bugüne kadar mevcuttu.
Kapitalist-emperyalist sistemin üretim sürecinde bir tam otomasyon hedefi ile ilerlediğini söylemek, bu gerekçelerle oldukça anlamsızdır. Çünkü bu yönlü bir gelişim, mevcut sistem ile çelişik durumdadır.
Makine Kendi Başına Değer Üretmez!
Patron tüm zenginliğini işçinin emeğinin sömürülmesine borçludur. Makine ise değer üretemez, makine yalnızca bir nesnedir. Makine bir değer üretme aracıdır, insan emeği ise bu değerin kaynağıdır.
İnsan emeği, yalnızca bir ekonomik değer parametresi olmanın ötesinde insan toplumunun ne yönde ilerleyeceğini tayin eder. Emeğin sömürülmesi bir başka dünyaya kapı aralar, bugünkü emperyalist-kapitalist sistem bu temel üzerine kuruludur. Emeğin özgürleştirilmesi bir başka dünyaya kapı aralar, bu dünya ise proletaryanın emeği, kendisi ve çevresi ile arasında var olan yabancılaşmanın ortadan kalktığı, yani toplumsal olarak nihai özgürlüğü yakalayabildiği aşamadır, yani komünizmdir.
Makineler aracılığı ile emek üzerinden değer üretilmesi yani emeğin gasbı, insanı emeğine yabancılaştırır. Üretim aracı işçinin değildir, ürün işçinin değildir, üretim sürecine can suyu olan ve onu mekanik bir dönüşüm süreci olmaktan çıkaran emeğin de büyük bölümü artık işçinin değil, patronundur. Dolayısı ile işçi kendisine ait olan emeğe yabancılaşmıştır. Bu durum, yine kapitalizmin yapı taşlarındandır. Emek gasbı ile kendi emeğine yabancılaştırılan işçi, artık o emeğin ortaklaştırılması ile ortaya çıkacak kudrete, yön tayin edecek olan devrimci bilince uzaktır. Çünkü artık emek kendisine ait değildir, emeğini gün be gün patrona satmak zorundadır. Bir yandan büyük işsizler ordusu yaratılarak işçiler sürekli işini kaybetme tehlikesi altında tutulurken, diğer yandan yaşamlarını idame ettirebilmek için sürekli olarak sömürü dişlilerinin içerisinde ezilmeye mahkûm kılınmaktadırlar. Gelişen makineler ise kapitalistleri sürekli rekabet kulvarında tutmak, sömürüyü idame ettirmek veya derinleştirmek görevlerini üstlenir.
Kapitalist Rekabet Teknik Gelişimi Zorunlu Kılar!
Kimi durumlarda kapitalistlerin ihtiyaçları birbiri ile çelişik biçimde ilerler. Her ne kadar kapitalist, kendini emek sömürüsü üzerinden var etse de ve tam otomasyon kendisinin aleyhine olsa da, bir diğer yandan kimi otomasyon adımları zorunlu olmaktadır.
Bir yandan teknolojik gelişimlere yönelik abartılı propaganda ile dikkat çekilmeye çalışılırken, aynı zamanda gelişim yönünün tayin edilmesi gerekliliktir. Burada belirleyici olan, kapitalist gelişimin ardındaki çelişki ve itkilerdir. Rekabet gelişimi zorunlu kılar, üretim anarşisini ortaya çıkarır, plansız ekonomideki gelişim rekabete göre şekillenir. Dolayısı ile kapitalizmin rekabeti, emek sömürüsü olanaklarını daraltacak bir teknik gelişimi de zorlayabilir. Daha da önemlisi bu gelişimin kaderi emek ve sermaye arasındaki çelişkiye göre belirlenmektedir, buna göre frenlenmektedir. Sistemin yapısı böylesi bir gelişime müsaade etmemektedir.
Bugün yapay zekâ alanındaki gelişim, genel olarak makinelerde gözlemlenen gelişimden çok daha hızlı ve öngörülemez biçimde ilerlemektedir. Yapay zekâ, elbette sıradan bir üretim aracı değildir. Ancak yine bir makine gibi, bir değer üretmesi mümkün değildir, değer onun üzerinden oluşturulsa da değer kaynağı yine kendisi değildir. Yine makine ile ortak biçimde, ürettiklerinin sahibi olma koşulu yoktur, yapay zekâ kendi ihtiyaçları doğrultusunda bir üretim de gerçekleştirmez. Kendisinden ortaya bir ürün çıkmaz, ancak bir değer açığa çıkarma aracı olarak görevlendirilebilir.
Yapay Zekâ, Yapay Bilinç Değildir!
Zaman, bir boyuttur. Uzay boyutları gibi diğer boyutlar nasıl ki koordinatlar üzerinden tanımlanabilirse, zaman da yine benzer ölçüler ile tanımlanır. Zaman çoğunlukla bir yönde, gelecek yönünde ilerler, ancak geçmiş ve şu an ile bir bütündür de. İnsan bilinci, zaman koordinatları üzerinde yer alan olgu ve fenomenler arasında bağlantılar kurar ve bu bağlantıları kullanarak ileri yönlü zamanın koordinatları üzerine bilinçli etki ederler. Ancak aynı durum yapay zekâ için geçerli değildir, yapay zekâ bağlamdan ve bağlantılardan kopuk olarak, zaman koordinatları üzerinde yalnızca işaret edilen noktalar üzerinde çalışır. Dolayısı ile zamanın diğer koordinatları üzerindeki olgu ve fenomenlere etki edemez.
Bu durum şöyle de açıklanabilir, yapay zekâ gerçekleştirdiği eylemin sahibi olamayacak, o eyleme ihtiyacı olamayacak bir biçimde kurgulanmıştır. Yapay zekânın bağlamdan kopuk doğası, onun yönlendirilmemiş konumlar ve koordinatlar ile olan ilişkisini sınırlar. Bilinç karmaşık ve uzun süreli evrim sürecinin içerisinde gelişmiş, nihayetinde şu anki seviyeye erişmiştir. Yapay zekâ bilincin ilkel formlarında dahi görülen, bir etki veya ihtiyaca göre konumlanma dürtüsü ile değil, bir veri işleme ve elde edilen veriler arasında öğretilmiş algoritmalar üzerinden bağıntılar sağlayarak çalışır. Dolayısı ile diyebiliriz ki evet bu bir zekâ taklididir, ancak bir bilinç taklidi değildir. Yapay zekâ, insan zekâsının sınırlı kaldığı durumlarda faydalı bir işlev görebilmektedir, ancak bilincin eksik olduğu bir canlının karşısında hiçbir yararı yoktur. İhtiyaçlara göre şekillenen, çevreyi değiştiren ve üreten bilinç olmaksızın, yapay zekânın bir anlamı yoktur. Yapay zekâ, ihtiyacımıza göre şekillenir. Teknolojiye yönelik kazandırdığı faydaları propaganda eden sunumların dışında, zaman zaman yine teknolojiyi hedef alan çeşitli yorumlar, birçok emperyalist tekel sözcüsü tarafından dile getirilebilmektedir. Bunun bir yönü ekonomi piyasaları ile ilgilidir, bir diğer yönü ise tam otomasyon fikrinin zararlılığına kamuoyunun ikna edilmesidir. Yapay zekânın, Genel Yapay Zekâ ile bilinç kazanarak kontrolden çıkacağı, insanlığı yok edeceği senaryolar, tam da teknolojinin kapitalizme göre frenlenmesi ve dizayn edilmesi ihtiyacından ortaya çıkmaktadır.
Otomasyona Değil, Katmerli Sömürü ve Ağır Denetime İlerlerken…
Yapay zekâ üretim ve çalışma alanlarında yalnızca kimi makinelerin gelişiminde ve daha işlevli kullanılmasında değil, aynı zamanda emek sömürüsünün derinleştirilmesinde, iş kontrolü ve denetimin artırılmasında da kullanılır.
İş alanlarında yapay zekâ destekli uygulamalarla verimlilik değerlendirmeleri, iş alanlarında kameralar yolu ile sürekli izleme ve takip gerçekleştirme gibi faaliyetler artık normal hale getirilmeye ve daha ağır çalışma koşulları dayatılmaya başlanmıştır. Üretim sürecinden market raflarına kadar tüm süreçte veri analizi yolu ile gerçekleşen yapay zekâ destekli bu değerlendirme faaliyetleri işçileri, patronun belirlediği tempoya göre çalışmaya zorlamaktadır. Çalışma ritminin belirlenmesi patronun inisiyatifidir, ritimdeki bozulma yapay zekâ tarafından tespit edilerek bildirilmekte ve işçi ağır çalışma koşullarına mahkûm edilmektedir.
Kişisel yaşam, yapay zekâ kullanılarak neredeyse yok edilmeye çalışılmakta, kişisel bilgiler yapay zekâ tarafından işlenerek kullanılmaktadır. Bu veri toplama faaliyetleri yalnızca bireysel değil, kurumsal yapılar da olmak üzere tüm bilgilerin toplanarak işlenmesi yolu ile ticari kazanca dönüşmesini sağlar. Ayrıca teknoloji kullanılarak emperyalist ülkeler çoğu durumda hegemonyasını derinleştirir, siber saldırılarda yapay zekâ büyük bir araca dönüşür. İş yerlerindeki denetimden, kişisel yaşam üzerindeki korsan veri ediniminin sağlanması teknolojinin aslında hangi amaçlara hizmet ettiğini açık bir şekilde göstermektedir. Aslında ilerleyiş, propaganda edildiği gibi otomasyona ve “daha az emek gerektiren” işlere değil, daha ağır çalışma koşullarına, daha ağır denetimlere ve daha fazla sömürüye gitmektedir.







